• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Diyarbakır 13 °C
  • Mardin 11 °C
  • Batman 12 °C

ABDÜLBAKİ ERDOĞMUŞ İLE SÖYLEYİŞİ

ABDÜLBAKİ ERDOĞMUŞ İLE SÖYLEYİŞİ
Kürt sorunun çözümü için yaptığı çalışmalar ve bu yönde bugüne kadar hazırladığı raporlarla dikkat çeken Diyarbakır eski Milletvekili Abdülbaki Erdoğmuş ile tanınan bir siyasetçi ve fikir adamı olarak katıldığı “Türkiye’de Kürdistan Konferansı”, Kürt soru

 

PKK’NIN ÖZERKLİK TALEBİNİ BÖLÜCÜ BİR TEHDİT OLARAK GÖRMEK YANLIŞTIR

Kürt sorunun çözümü için yaptığı çalışmalar ve bu yönde bugüne kadar hazırladığı raporlarla dikkat çeken Diyarbakır eski Milletvekili Abdülbaki Erdoğmuş ile tanınan bir siyasetçi ve fikir adamı olarak katıldığı “Türkiye’de Kürdistan Konferansı”, Kürt sorunu, özerklik talebi, ve Kürt sorununun çözümü konusunda nelerin yapılabileceği gibi konuları konuştuk. Genel Yayın Yönetmenimiz Volkan Eser’e konuşan Erdoğmuş çok çarpıcı ve önemli demeçler verdi. İşte Erdoğmuş’un çarpıcı açıklamaları.

 

-Güncel:  Öncelikle Konferansı kısaca değerlendirebilir misiniz?

-Erdoğmuş: Yeterli olmasa da geniş katılımlı bir konferanstan söz edebiliriz. Türkiye de bir ilk yaşandı. Sadece Kürtler değil, Türkiye Kürdistan’ına ait coğrafyanın farklı inanç, siyasi ve ideolojik kesimlerinden insanlar bir araya gelmeyi başardılar ve geleceklerini birlikte tartışabildiler. Bugüne kadar kaderimizi hep bizim dışındakiler tartışıyorlardı. Kendi geleceğimizi, kaderimizi belirleme hakkı ve imkânına sahip olmasak da geleceğimizi birlikte tartışmış olmamızı önemsiyorum.

1920’ler de Kürt aşiret ve grupların bir araya gelmemesini hep zaaf olarak görür ve eleştiririz. Marksist ve milliyetçi Kürt grupları bu eleştirilerini çok daha ileri götürerek dönemin aşiretlerini gerici, işbirlikçi, hain gibi ithamlara kadar vardırırlar. Bu gerçekçi olmadığı gibi, bugün de PKK ve ideolojisine yakın duran kesimlerin Kürtlerin bir araya gelmemelerini özgürlük davasına ihanet saymaları da gerçekçi değildir. 1920’lerin koşulları farklıydı ve Kürtler o dönemde aşiret yapısı içerisinde ait oldukları Kürdistan coğrafyasında, özerk bir şekilde yönetilmekteydi. İttifakları daha zordu. Bugün ise birlikler ve ittifaklar için koşullar çok elverişli hatta Kürtlerin lehine olmasına rağmen Kürtler,  ideolojik dayatmalarla karşı karşıya oldukları için ittifak etmekte zorlanıyorlar.

-Güncel: Bu dayatmayı kim yapıyor?

-Erdoğmuş:Ne yazık ki 1920’lerdeki zaafiyeti ihanet sayanlar en başta bu dayatmanın tarafıdır. Bu kesim modernist, laikçi, milliyetçi politik çizgilerini Kürdistan halklarına dayatmayı bir hak olarak görmektedirler. Evet, bedel ödeyenlerin herkesten daha çok söz söyleme hakları vardır ancak sözlerini, ideolojilerini ve politik çizgilerini herkese dayatmaya hakları yoktur. İttifak için öncelikle örgütlü kesimlerin ideolojik ve politik dayatmalarından vazgeçmesi gerekir. Kürdistan Konferansı’nı bu yönde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriyorum.

-Güncel:Özerkliği sadece PKK mı savunuyor, Kürtler özerklik istemiyor mu?

-Erdoğmuş:HAK-PAR ve KADEP gibi partilerin federasyon talepleri öteden beri bilinmektedir. BDP’ninde özerklik talebi yaklaşık bir yıldan beri tartışılmaktadır. Pek tabii olarak yeniden gündeme gelmiştir.

PKK’nın silahlı gücü korunduğu sürece Kürtlerin özerklik isteyip istemediğini veya farklı taleplerini net olarak bilmek pek mümkün değildir. Özerkliğin gereği olarak bölge yönetimleri, bölge meclislerinin kurulması söz konusudur. PKK de özerklik talebini koşullara bağlamaktadır. Bunlardan en önemlisi de özerk bölgeyi, oluşturacağı savunma gücü ile kendisi yönetmek istemektedir. PKK dışında kalan Kürtlerin daha çok itirazlarının bu noktada yoğunlaşabileceğini düşünüyorum. Esas olarak çözümü ideolojik ve etnik temellerde aradığımız sürece sonuca ulaşmamız imkânsızlaşmaktadır.

 

Hâlbuki Avrupa Konseyi, demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa'nın kurulması için Yerel idarelerin güçlendirilmesi ve özerkliklerinin savunulmasını temel bir koşul olarak gördüğü için “Özerklik Şartı”nı kabul etmiştir. Türkiye de, 1988 yılında Anlaşma’yı imzalayarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bazı hükümlerini benimsedi. Buna göre özerklik, Türkiye’nin bir demokrasi sorunudur ve bir demokrasi projesi olarak Türkiye’nin bütün bölgelerinde uygulanmak üzere geliştirilebilir.

 

-Güncel: Siz PKK’nın “özerklik” talebi için ne düşünüyorsunuz? Sorunun çözümü için yeterli görmüyor musunuz?

-Erdoğmuş: Demokratik bir devletin inşası için farklı modeller Batı ülkelerinde de tartışılmış ve ileri demokrasiler için bu tartışmalar zenginleştirilerek günümüzde de devam etmektedir. Bu çerçeve de PKK’nın özerklik, bazı çevrelerin de federasyon gibi talep ve önerileri tartışılmaya değer bulunmalıdır. Kaldı ki, “Birleşik Kürdistan” iddiasından vazgeçerek hedeflerini küçültmüş, Türkiye’nin üniter devlet yapısına itiraz etmeyen PKK’nın özerklik talebini ülkenin bütünlüğüne yönelik bölücü bir tehdit olarak görmek yanlıştır. Kabul edilir veya edilmez ayrı bir konu ama ben şahsen PKK’nın bu özerklik talebinde olağanüstü bir aykırılık görmüyorum ve buna destek veren Kürtlerin hain/düşman gibi görülmesini de doğru bulmuyorum. Bu konuda gerçekten Kürtlere haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

 

-Güncel:Bu talepler sizce gerçekçi mi ve kabul edilebilir talepler mi?

-Erdoğmuş: Bu talepler demokratik ülkelerde etnik sorunların çözümünde geçerli taleplerdir ve örnekleri ileri demokrasi ile yönetilen ülkelerde vardır. Etnik devlet modelinde ısrarın sonucu olarak karşınıza etnik özerklik talebinin çıkmasından daha doğal ne olabilir ki? Bölge coğrafyasında çatışmaların asıl nedeni zaten etnik/milli/ulusçu devlet oluşumları değil mi?

Ben kişisel olarak etnik özerkliğin coğrafyamızın gerçekleriyle örtüşmediğini düşünüyorum. Benim düşünceme göre, özerklik, federasyon gibi etnik temelli çözüm modelleri kalıcı barışa hizmet etmediği gibi, homojen ve azınlık statüsünde olmayan Türkiye Kürtleri için yeterli ve ikna edici bir yöntem değildir. Kürtler, tarihsel olarak ait oldukları coğrafya kadar Anadolu topraklarının da asli sahiplerindendir. Anadolu’nun kapılarını Türklere açan ve Türklerle birlikte bu toprakların her karışında savaşmış bir halkı dar bir bölgeye hapsetmeye kimsenin hakkı da yok, buna gücü de yetmez. Ancak Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde etnik değil yönetim modeli anlamında bir özerklik söz konusu olabilir. Kaldı ki bu modeli Türkiye’nin bütün bölgeleri için uygulanabilir hale getirmekte yarar da olabilir. Önemli olan Kürtlerin bu ülkeye aidiyetlerinin anayasal güvence ile tescil edilmesidir. Gerisi detaydır.

-Güncel: Bölgede çatışmalar, operasyonlar giderek yoğunlaşmaktadır. Bunların nedeni özerklik ilanı olabilir mi?

-Erdoğmuş: DTK’nın (Demokratik Toplum Kongresi) özerklik ilanını savaş gerekçesi yapmak pek gerçekçi ve inandırıcı değildir. Demokratik özerklik tartışmaları uzun bir süredir gündemi meşgul etmektedir. Aynı dönemde devlet/hükümet adına İmralı’da Öcalan ile görüşmeler sorunsuz olarak devam ediyordu. Bunun sonucu olarak Öcalan, devlet ile bir mutabakata vardıklarını bile açıklamıştı. Öcalan’ın bu iddiası bugüne kadar hükümet tarafından yalanlanmış değildir.

-Güncel:Nasıl bir mutabakattı? Böyle bir mutabakat varsa ne oldu da yeniden çatışmalar başladı?

-Erdoğmuş: İmralı’da Öcalan ile varılan mutabakatın neler içerdiğini bilmiyoruz. Bunun için de görüşmelerde özerkliğin gündeme gelip gelmediğini, geldiyse hükümetin nasıl bir tutum sergilediğini de bilmiyoruz. Öcalan ve PKK ile Kürt sorun’un nasıl çözülebileceğinden daha çok PKK’nın siyasal sisteme nasıl dâhil edileceğinin müzakere edildiğini düşünüyorum. PKK’nın artık egemenlik iddiası var, bölgeyi yönetme talebi var. Bölgesel gelişmeler dışında muhtemelen çatışmaların yeniden yoğunlaşmasının temel nedeni bu iddialardır. “Özerklik” ve “öz savunma gücü” gibi taleplerin arkasında da böyle bir stratejinin geliştirildiği açıktır. Bu nedenle olsa gerek, özerklik konusunda hükümet ve AK Partinin tutumu hep olumsuz olmuştur. Anlaşmazlığın nedeni, bölgenin egemenliği, yani kimin yöneteceği sorunu olabilir.

-Güncel:Kürt sorunu neden bu kadar karmaşık ve çözümü zor?

-Erdoğmuş:Kürt meselesi için uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Kürt meselesi sadece Kürtlerin değil, Türklerin de meselesidir. Öncelikle sorunun bütün kesimlerce iyi ve doğru anlaşılması gerekir. Ancak sorunu karmaşık hale getiren daha çok siyaset kurumudur. Siyasetçiler sorunları çözmek yerine sorunlar üzerinden politika yapmayı tercih etmektedir.

Dikkat edilirse, yüz yıllık geçmişine ve neden olduğu ağır sorunlara rağmen hala Kürt Sorunu’nun özünü konuşmuyoruz, PKK’yi ve şiddeti konuşuyoruz. Biz Kürtler dahi bugüne kadar kendi aramızda sorunu tartışacak zemini oluşturamadık, buna ne devlet ne de PKK müsaade etmiştir. İktidar partisi yani AK Parti kendi Kürdünü, BDP’de kendi Kürdünü seçmekte ve bunlarla yetinmektedir. Ne yazık ki iki kesimin Kürtleri de karşılıklı öfke, nefret ve düşmanlık üzerinden birbirlerine yaklaşmaktadır. Bu durumda Kürt sorunun sağlıklı tartışıldığını söyleyebilir miyiz?

-Güncel: Şiddete karşı tavır geliştirmek bu kadar zor mu?

-Erdoğmuş:Evet, tahmin edilenden de daha zordur. Milliyetçi duyguların kabardığı, herkesin bir taraf olmaya zorlandığı, tarafların da intikam! naraları attığı, savaş kışkırtıcılığı yaptığı bir süreçte ‘barış’ talebini dillendirmek, şiddete karşı tavır geliştirmek oldukça zordur. Böyle durumlarda barış yanlıların, şiddet yanlılarından daha çok hedef haline gelmeleri mümkündür. Buna rağmen sorumluluk almaktan kaçmamak gerekir. Bunun ne kadar işe yarayacağı bir tarafa, en azından tarafını barıştan yana belirlemek önemlidir diye düşünüyorum. Bunun içinde bedeli ne olursa olsun, itidal ve barıştan yana olmayı, insani, vicdani ve ahlaki bir sorumluluk olarak görüyorum. Ama herkes gibi bende bu sorumluluğu yeterince yerine getirebildiğimi söyleyemem.

-Güncel: Peki aydınlar, kanaat önderlerinin bir girişimi söz konusu olmayacak mı?

-Erdoğmuş: Yapılması gereken şey, öncelikle silahları susturmak ve şiddeti sonlandırmaktır. Bunun için iktidarın sorunun çözümüne yönelik bir irade ve kararlılık göstermesi gerekir. Siyasi iktidar/hükümet; yüz yıllık güvenlik merkezli devlet politikalarının sonuç vermediğini ve şiddetin çözüm olmayacağını uygulamalarıyla ortaya koymalı, daha önemlisi kamuoyunu bu yönde ikna etmelidir. Özellikle başbakan, milliyetçilerin tahriklerine aldırmadan, politik kaygı ve endişelerden uzak bir tavır sergilemelidir. Bu konuda sayın başbakanın işi elbette kolay değildir. Bırakınız muhalefeti, hükümete yakın çevreler, en başta medya milliyetçi kışkırtmalarla başbakanı tahrik etmektedir. Ancak başbakanın karizması bu yöndeki tahrikleri göğüslemek için yeterlidir, diye düşünüyorum.  Şiddet çığırtkanlığına kulaklarını tıkamalıdır.

-Güncel: Size göre, başbakan tahriklere nasıl göğüs germeli ve nasıl bir tavır segilemelidir?

-Erdoğmuş: İfade ettiğim gibi, sayın başbakan karizmatik bir liderliğe ve eşi görülmemiş bir toplumsal ve uluslar arası desteğe sahiptir. Ayarıca hükümet ve parti organlarına tamamen hâkim olduğu görülmektedir. Bu durum demokratik siyaset açısından kabul edilebilir bir durum olmasa da, sorun çözmede önemli bir avantajdır. En azından hükümet ve Partisi içinden kendisine açık bir muhalefet söz konusu değildir. Söz hakkı, yetki kiminse sorumlulukta tabiatıyla ona aittir. Kaldı ki, başbakan sorumluluktan kaçan biri olarak görünmemektedir. Bu nedenle daha çok sorumluluk ve daha büyük riskler almasının zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bunun için de, öncelikle BDP’yi PKK ile özdeşleştirerek hedef haline getirmekten vazgeçmelidir. Çünkü şiddetin tarafı BDP değil PKK’dır. BDP’yi PKK karşısında tavır almaya zorlamak, örgütle karşı karşıya getirmek mümkün olsa da Türkiye’ye bir şey kazındırmayacaktır. Türkiye demokrasisinin gelişmesine en ağır bedeller ödeyerek katkı sunan bir partiyi bu kadar hedef haline getirmek her şeyden önce Türkiye’nin yararına değildir. Ayrıca bölge’de PKK baskısı altında olmayan hangi siyasi parti vardır? AK Parti bu baskıyı yaşamıyor mu? Şantiyelerin basıldığı, iş makinelerin, araçların yakıldığı, insanların gündüz kaçırıldığı, yöneticilerin ancak panzer ve zırhlı araçlarla seyahat edebildiği bir bölge’de ne kadar rahat siyaset yapılabilir?  Ankara’dan görüldüğü gibi AK Parti’li vekiller, belediye başkanları, il başkanları ve diğer üyeleri çok mu serbestler?  İnsanlar, AK Partililerin bölgede siyaset yaptıklarını mı sanıyor? Bu yapıyla buna imkân var mı? Bölge’de siyaset ve demokrasi kanalını ancak BDP ile açık tutmak mümkündür. BDP’yi doğru anlamak gerekir.

Esasen bu baskıyı BDP daha fazla yaşıyor. Seçmen ve ideolojik tabanı daha çok acı çektiği ve mağdur olduğu için radikalleşmektedir, giderek ayrışmakta ve gerginleşmektedir. Bu öfke seline tercüman olmak, onların sesi olmak kolay mı?

-Güncel: Peki, BDP’nin TBMM’ni boykot etmesi doğru mu?

-Erdoğmuş: Milletvekili seçildikleri halde tutukluk halleri devam eden arkadaşları için yemin törenine katılmamaları, bence yanlış bir tutum değildir. Milletvekili seçilenlerin yeri cezaevci değil TBMM’dir. Ortada bir hukuk ayıbı olduğu açıktır. Bu ayıbın nedeni yargı olsa da, ayıbı ortadan kaldırması gereken Parlamento’dur. İktidar partisinin bu konudaki tavrını doğru bulmuyorum. Buna rağmen yeni yasama yılında, yani TBMM 1 Ekim’de açıldığında BDP’li milletvekillerin yemin ederek Parlamento çalışmalarına katılması gereğine inanıyorum. Siyasi mücadelenin adresi TBMM’dir. Seçilmiş milletvekillerinin yeri cezaevi olmadığı gibi, Meclis binası etrafında dolaşmakta değildir.

-Güncel: Bu durumda tutuklu milletvekillerin durumu ne olacak?

-Erdoğmuş: Hatip Dicle’ye de, diğer tutuklu milletvekillerine de haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bu insanların hukuka aykırı bir durumları söz konusu ise, aday olmaları YSK tarafından reddedilmesi gerekirdi. Bizlerde bu tiyatroyu seyretmek zorunda kalmazdık. En azından geçmişte benzer hukuk dışı uygulamalara ve haksızlıklara maruz kalan AK Parti iktidarında Türkiye bunları yeniden yaşamaması gerekirdi. Düşenin halinden ancak düşen anlar. Bu yanlışın düzeltileceğine olan inancımı muhafaza ediyorum. 

-Güncel: MİT ile PKK arasında yapılan bir görüşme olarak iddia edilen görüntülerin İnternete düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefet başbakanı ve hükümeti bundan dolayı sert eleştirmektedir.

-Erdoğmuş: AK Parti’ye düşmanlık yapan kronik muhalefetin gerekçelerini bir tarafa bırakalım. Görüşmeyi kimin ve neden medyaya servis ettiği de çok önemli, ancak bu görüşmeler, her şeyden önce başbakanın diyalog yöntemini seçtiği ve çözümü barışçı bir çizgide götürmek istediğini göstermesi bakımından çok daha önemlidir. Bu yöntem, bizim gibi insanlar ve aklıselim sahibi herkesin yıllardır savuna geldiği bir çözüm yöntemidir. Kamuoyuna, bize düşen başbakanın arkasında durmak ve bu çözüm yöntemini sahiplenmektir. İnşallah sayın başbakan da sert politikalarını terk ederek yeniden bu doğru yöntemi hayata geçirecek cesur ve kararlı adımlar atacaktır. Esas Erdoğan baharına bizim ihtiyacımız vardır.

-Güncel:Genel anlamda sormak istiyorum. AK Parti iktidarını başarılı buluyor musunuz?

-Erdoğmuş: Birçok alanda başarılı olduğu seçim sonuçlarıyla ortadadır. Her seçimden, rakiplerini mağlup ederek zaferle çıkmıştır. Hakkını teslim etmek gerekir. Başarısız olduğunu söylersem haksızlık yapmış olurum. Ancak aynı başarıyı Kürt meselesinde gösterdiğini de söyleyemem. Güvenlik merkezli şiddet politikalarına yeniden dönülmesi bu yöndeki politikaların başarısızlığını göstermektedir. Türkiye yeniden 1990’lı yıllara geri dönerse, herkese dolayısıyla Türkiye’ye yazık olacaktır. Umarım bu politikalarında daha fazla ısrar etmeyecektir. Eleştirsem de AK Parti iktidarının diğerlerinden farklı olması gerektiğine inanıyorum.  İnşallah PKK sorununu da diyalog ve barış yöntemiyle çözerek diğer başarılarına yeni başarılar ekleyecektir. 

-Güncel: Bunun için PKK’nın bir adım atması gerekmiyor mu?

-Erdoğmuş:Bizim muhatabımız devlettir. Eleştirilerimizi de, beklentilerimizi de devlete/hükümete yöneltiriz. PKK’yı eleştirmek, suçlamak, sabahtan akşama lanetlemek kolaycılıktır. Kendimizi, kamuoyunu, özellikle PKK’dan zarar görenleri aldatmaktır. Silahlı bir örgütten, hukuka uygun hareket etmesini beklemek ne kadar gerçekçidir? Hukuka uyması gereken devlettir. Hangi vicdan dökülen kana, akıtılan gözyaşlarına, ödenen bunca bedele kayıtsız kalabilir? Ama bunu önlemenin yolu daha çok kan, daha çok gözyaşı, daha çok maddi ve manevi bedel olmaması gerekir. Bunu hayata geçirecek olan devlettir, siyasettir.

PKK de bunu istiyorsa, PKK’ye düşen sürekli ve kalıcı bir eylemsizlik kararı alarak gerçekten de barış istediğini göstermektir. Hükümeti, devleti sürekli tehdit ederek barış temin etmek mümkün değildir. Silah etkili bir güç olsa bile 19. ve 20. yüz yılın gerilla savaşı yöntemiyle siyasal haklar elde etme dönemi bütün dünyada geride kalmıştır. Hak ve özgürlük mücadelesi için artık yeni araçlar, daha çok sivil ve siyasal yöntemler geliştirilmektedir. PKK’nın Kürt halkına dayattığı şiddet ve gerilla yöntemi, Kürt bilincinin oluşmasında ve Kürt sorunun anlaşılmasında etkisi olduğu inkâr edilemez ancak gelinen noktada, sadece Türkiye’ye değil artık Kürtlere de zarar vermektedir.

Ayrıca, bu kirli savaşın arkasında bölgesel ve uluslar arası güçlerin etkisi olduğu ortadadır. Ancak bu güçlerin neredeyse tamamı Türkiye’nin müttefiki ve dost kabul ettiği ülkelerden olduğu da çok açıktır. Öyleyse kullanılan sadece PKK’ midir? Hala çocuklarımızın neden öldüğünü bilmiyoruz. Sorumluların bize öncelikle bunu açıklaması gerekmiyor mu? Olup bitenlerin faturasını PKK’ye yükleyerek sorumluluktan daha ne kadar kaçabilecekler? Bunun hesabını birileri vermelidir, diye düşünüyorum.

-Güncel: Son olarak barıştan umutlu musunuz?

-Erdoğmuş:Umut bizim imanımızın bir gereğidir. Endişe ve kaygımız, insanların ödemek zorunda bırakıldığı ağır bedeller ve acılardır. Acılarımızı ortaklaştırmadan olup bitenleri de anlamamız mümkün değildir. Bu acıların bir an önce bitmesini istiyoruz ve bunun için Rabbimize dua ediyoruz. Yoksa tarihte barışla sonuçlanmayan hiçbir savaş yoktur.

 

Abdulbaki Erdoğmuş kimdir?

Emekli müftü olan Abdulbaki Erdoğmuş, 1999–2002 yılları arasında ANAP’tan 21. dönem Diyarbakır milletvekili olarak görev yaptı. Daha çok Kürt sorunun çözümü için yaptığı çalışmalar ve hazırladığı raporlarla dikkat çekti. ANAP Genel Başkan Yardımcılığı da yapan Erdoğmuş, aktif siyasetten sonra çalışmalarını sivil ve kültürel alanda devam etmektedir. ‘Kayıtlar’ ve ‘Mahzun Mezopotamya’ adında iki kitabı ve çeşitli makaleleri yanında gündeme ilişkin yazılar yazmayı da ihmal etmemektedir.----------

 

Bu haber toplam 3977 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
mehmet doğan
24 Eylül 2011 Cumartesi 13:32
tebrikler...
sevgili hocam...
suhulet dolu sözleriniz, umarım diğer kürt aydınları, kanaat önderleri de tarafından daha bir dikkate alınır. 'bakmayın mavi gözlü olduğuma / ben asyalıyım, afrikalıyım' diyen şair misali, her zeminde hak, özgürlük ve adalet sevdanızı paylaşıyorum.
ağır sorular ve sorunlar içinde kıvranan ağır bir aşkın/sevdanın cılız bedenleri olarak biz, sizlerin umut dolu sözlerine ve girişimlerine ihtiyacımız var...
84.63.152.21
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim