• BIST 73.476
  • Altın 593,25
  • Dolar 2,1290
  • Euro 2,9425
  • Diyarbakır 20 °C
  • Mardin 20 °C
  • Batman 22 °C

BAHTİYAR AYDIN'I DEVLET İNFAZ ETTİ

BAHTİYAR AYDINI DEVLET İNFAZ ETTİ
Ahmet Ün'le Pazartesi Sohbetleri'nin bu haftaki konuğu, PKK'nın eski üst düzey yöneticisi Sait Çürükküya.

 

Bir dönem PKK içerisinde en kritik görevlerde bulunan Doktor Süleyman kod adlı Sait Çürükkaya, örgütten ayrılmadan önce darbe planı kurduklarını, fakat çok kan akacağı için son anda vazgeçtiklerini söyledi.

 

Ahmet Ün'le Pazartesi Sohbetleri'nin bu haftaki konuğu, PKK'nın eski üst düzey yöneticisi Sait Çürükküya. Doktor Süleyman kod adlı Sait Çürükkaya bir dönem örgütün en önemli komutanlık görevini yürütmüştü. PKK Merkez Komite üyeliğini yaptığı sırada örgütten ayrılan Çürükkaya'ya, örgüt içerisinde darbe planlarını ve 1993 yılında Bingöl'de yaşanan 33 askerin öldürülme olayının yanı sıra, Şemdin Sakık'ın Ergenekon davasında verdiği ifade ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ve bazı kuvvet komutanlarına zehirleme teşebbüslerini sorduk. 

 

 

 İlk soruya sizi tanımakla başlayalım, bize kendinizi anlatabilir misiniz ?

 

1968 yılında Bingöl Merkez Yeniköy'de dünyaya geldim. İlk ve  ortaokulu bu köyde okudum. Daha sonra Liseyi Bingöl'de Bingöl Lisesinde tamamladım. Çukurova Tıp Fakültesini kazandım. İki yıl Adana'da Tıp Fakültesini okudum. Devletin baskıları sonucu 1990 yılında okulu bırakıp önce Yunanistan'a daha sonra Beka vadisine gittim. 1991-97 yılları arasında Amed Eyalet yönetimi, Amed Eyalet Komutanlığı, Orta Saha Komutanlığını yaptım. PKK Merkez Komite Üyeliğini yaptım. 1997- 2000 yılları arasında Güney Kürdistan'da merkez karargahta kaldım. 1999 yılında PKK'nin 6. Kongresinde kongreyi ele geçirme iddiası ile tutuklandım. 2000 yılında Güney Kürdistan'da PKK yönetiminin başlatmak istediği Kürtlerle savaş planına karşı çıkarak 19.05.2000 yılında kendimize Özgürlük İnisiyatifi adını veren bir grupla PKK'den ayrıldık. Bir yıla yakın Güney Kürdistan'da kaldıktan sonra Avrupa’ya geçtim. Şu an Almanya'da siyasi mülteci olarak kalmaktayım. Dil öğrendikten sonra Üniversiteden Sosyal Danışmanlık bölümünden mezun oldum. 2004 yılında Türkiye'nin iade istemi üzerine 2 aya yakın Almanya'da gözaltında kaldım. Türkiye'nin gönderdiği belgelerin sahte olduğu anlaşılınca serbest bırakıldım. Şuan sosyal danışman olarak çeşitli derneklerde çalışıyorum.

 

 

Örgüt içerisinde çok kritik görevlerde yer aldınız, önemli komutanlık görevlerinde bulundunuz, PKK'den ayrılmadan önce, örgüt içi bir darbe planınız vardı, neydi bu darbe planı ve neden gerçekleşmedi? 

 

DARBE YAPACAKTIK AMA ÇOK KAN AKACAĞI İÇİN VAZGEÇTİK

 

2000 yılında yapılan PKK'nin 7. Kongresi'nde 43 kişilik bir Parti Meclisi seçilmişti. Bu meclis de Başkanlık Konseyini seçme görevi vardı. Kongrede oy kullanan herkes oy pusulasının altına kendi ismini yazmak zorundaydı. Sayım işlemi ise sadece divan üyelerinin hazır bulunduğu grupça yapılmıştı. Yani açık oylama gizli sayım ile PKK Meclis Üyeleri seçilmişti. Daha sonra aldığımız bilgiye göre PKK Kongre divani (Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Osman Öcalan, Jiyan adındaki bir bayan) seçime hile karıştırmışlardı. Cemil Bayık O pusulalarını yakmak için bir korumasına vermişti. Bu koruma o pusulaları bize göstermişti. Seçim sonucuna göre 5 kişi parti meclisine girmediği halde bu kişiler tarafından meclise seçilmiş gibi yapılmıştı. Teamüllere göre en fazla oy alan kadın üyeler dışında ilk 5 kişi Başkanlık üyeliğine seçilirdi. Nasir (Faruk Bozkurt) teamüllere göre Başkanlık Konseyi'ne girecek kadar oy almasına rağmen devre dışı bırakılmıştı. PKK'den ayrılmadan önce Nasir ve bu yönetimin politikalarından rahatsız olan bir kaç yönetim düzeyindeki arkadaş ile seçimdeki hileyi gerekçe göstererek yönetime el koymayı tartıştık. Ancak çok kan döküleceği endişesi ile bunu hayata geçirme kararı alınmadı. Nasır'a ayrılma teklifinde bulunca,  ben PKK'yi bunlara bırakmayacağım diyerek karşı çıktı. Daha sonra Nasır 2003 yılında anlattığım kişiler tarafından haince katledildi. Bunu üzerine PKK içinde yapacak başka bir çalışma olanağımız olmadığından dolayı 30 kişilik bir grupla PKK'den ayrıldık.

 

- 33 er olayında ismi en çok geçenlerden biri de sizsiniz. Olayın sizin tarafınızda yapıldığı iddiaları oldu Neler söyleyeceksiniz ? 

 

 

 

33 Asker olayında ismimin sık sık geçmesinin tek nedeni Ergenekon davasında gizli tanıklık yapan "Galip" rumuzlu Hamza Bindal'ın iftirasıdır. İftira diyorum, Hamza Bindal, Abdullah Öcalan'ın 1993'te Talabani ile yaptığı basın toplantısında Öcalan'ın arkasında duran kişilerden biriydi. Böyle bir ifade vermesi kendisini sorgulayanların ve Öcalan'ın avukatlarının Hamza Bindal ile bu yönlü telkinlerde bulunması sonucu olduğunu düşünüyorum. Hamza Bindal, Apo’nun kara kutusuydu. Hamza, Beka’ da ki parti içi gizli soruşturmaları yaptığı için bir çok infazı bizzat yaparak çok gizli sırları bilen biri. PKK’nın tüm sırlarını bilen kişi olarak bilenen Hamza Bindal, Almanya'dan  Türkiye’ye getirilmesinden sonra Ergenekon’un 2. İddianamesinde ‘gizli tanık’ olarak ifade verdi. Verdiği ifadede şunları söylemişti: "1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ ın Güneydoğu Anadolu’daki problemler konusundaki projelerinin örgütte olumlu karşılandığını, Abdullah Öcalan’ ın Lübnan’ da bulunan Beka kampında basın açıklaması yaparak tek taraflı ateşkes ilan ettiğini,  Turgut Özal’ ın ölümü ve Bingöl’ de 33 askerin Doktor Süleyman (Kod) Sait Çürakkaya’nın kontrolündeki PKK örgütü mensuplarınca vurularak öldürülmesi ile yeşeren umutların tamamen kaybolduğunu, PKK’nın tek taraflı ateşkes sürecinde olduğu, devletin de çözüm arayışlarına girdiği bu dönemde PKK içerisindeki bir grubun bu eylemi gerçekleştirmesine, bu askerlerin de korumasız, silahsız olarak tehlikeli bir bölge üzerinden gönderilmesine hiçbir zaman anlam veremediğini, bu eylemi gerçekleştiren Doktor Süleyman kod adlı Sait Çürükkaya'dır." diye verdiği bu ifade tamamıyla şahsıma yüklemiş yalan iftiralardır. Ben 33 er olayı esnasında Kulp ilçesinin kuzeyindeydim. Şemdin Sakık ile birlikteydim. Aynı gece ben, Sakık'tan ayrıldım Lice bölgesine hareket etim. Diğer gün saat gündüz 12'de radyodan 33 askerin vurulduğunu öğrendim.

 

- 33 er olayını bize anlatabilir misiniz, o gün ve özellikle öncesinde o bölgede neler yaşandı? 

 

Bildiğiniz gibi 1993'de Celal Talabani'nin arabulucu olmasıyla Abdullah Öcalan ve Turgut Özal arasında bazı görüş alışverişleri oldu. Öcalan ateşkes ilan etti. Türk ordusu bu süreçte operasyonlarını hiç eksik etmedi. En son Kulp yakınlarında çıkan bir çatışmada 17 PKK militanı hayatını kaybetti. Bu ateşkes süreci içinde çıkan toplam çatışmalarda sadece Amed Eyaletin'de 40'a yakın militan hayatını kaybetti. Bölgede bulunan militanlarda ateşkes havası yerine tek yanlı ağır bir saldırı altında kalma havası oluştu.

 

- Bu olayın yaşanmasına en büyük nedenin ne olduğunu düşünüyorsunuz? 

 

Bu olayın yaşanmasının en büyük nedeni yukarda belirttiğim çatışmalardan sonra Abdullah Öcalan'ın telsizle tüm birimlere "Misilleme hakkınızı kulanın, hareket eden düşman birliklerine saldırı meşru müdafaadır, her birimin eylem düzenleme inisiyatifi vardır " şeklinde verdiği talimat vardı. 33 askerin vurulmasında bir hafta önce bu minvalde bir konuşması oldu. Türk ordusunun operasyonları ve bu yönlü bir talimat böyle bir olayın olmasının en büyük nedeni olduğunu düşünüyorum.

 

- Mahmut Yıldırım'ın (Yeşil) olay yerinde olduğu söyleniliyor, o gün orada mıydı?

 

Yeşil o gün orada olup olmadığını bilmiyorum ama o dönem Yeşil’in o bölgede görev yaptığı biliniyordu.

 

- 33 er olayı neden hala tam aydınlatılamıyor, kamuoyundan gizlenen bir şeyler mi var?

 

Bu olayın aydınlanmamasının en temel nedeni Türkiye'deki yargı sisteminden kaynaklanıyor. Çünkü bu olayı herkes kendi rakibinden kurtulmak için diğerinin üzerinde atıyor. Türkiye'de bu olaya bizzat katılan ve sonradan yakalanıp mahkemede itirafta  bulunan kişiler var. Askerleri Elazığ'dan yola çıkaran Ordu komutanı sanırım şu anda Ergenekon davasından yargılanıyor. Abdullah Öcalan'ın  bu olaydan önce yaptığı telsiz konuşmalarının dökümü mutlaka devletin elinde vardır. Sakık'ın ifadesi var. Bunlar birleştirildiğinde olay aydınlatır. Bakin Hamza Bindal, "33 Askerin vurulması Sait Çürükkaya'nın denetimindeki gruplarca yapıldı“ şeklinde bir ifadesi var. Bu ifade gazetelere olayı, Sait Çürükkaya'nın kendisi yaptı ve ifadeyi veren Hamza Bindal değil,  Şemdin Sakık'dır şeklinde yansıdı. Şimdi bu yanlışı düzeltmek yanlışı yapan gazetenin işi olması gerekirken, belki de gazeteci arkadaşımız benim yazdığım haber yayınladı sevinci içindedir. Bu gerçeğin ortaya çıkmasını zorlaştırır ve çıkılmaz bir hale getirir. Bu yaklaşımlarla olayın çözülmesi zor görünüyor.

 

- 33 er olayı Abdullah Öcalan bilgisi dahilinde mi yapıldı? 

 

Olay direk Abdullah Öcalan'ın bilgisi dahilinde yapıldığına inanmıyorum, ancak misilleme hakkınızı kullanın hareket eden düşman birliklerine karşı sizin de eylem yapma hakkınız vardır şeklinde ki talimatı bu olayın meydana gelmesinde en büyük etkendir.

 

- Olayda, sivillerinde öldürüldüğü belirtiliyor, sizce sivil öldürüldü mü o gün? 

 

O gün olayda sivillerin ölüp ölmediğini bilmiyorum ama öldürülen askerlerin silahsız olduğunu sonradan öğrendim.

 

- Olayın faillerinden biri olduğu iddia edilen Zeynel kod adlı Celal Barak için neler söylemek istersiniz, özellikle onun öldürülme olayı çokça tartışıldı. Öcalan ile Dersim kırsalında telefonla yaptığı görüşme esnasında öldürüldüğü iddialarına neler söyleyeceksiniz? Bize, Celal Barak'ı anlatabilir misiniz?

 

33 askerin vurulması Zeynel kod adlı Celal Barak'ın grubunca yapılmıştır. Celal Barak, uzun süre cezaevi yatmış daha gençken tutuklanmış, çok ağır işkencelerden geçirilmiş, cezaevinden çıktıktan sonra kendisine yapılan anlatılması zor işkencelerin intikamını almak için dağa çıkmıştı. Bingöl- Elazığ yolunu kesince durdurdukları üçüncü araçta askerler çıkıyor. Onları araçlardan indiriyorlar. O anda Bingöl'den olay yerine gelen askerlerle çatışma çıkıyor ve o anda orada karar alınıyor. Askerler olay yerine yakın bir yerde vuruluyor. Olaydan sonra Celal Barak Öcalan tarafında terfilendirilerek Dersim Eyalet komutanı olarak görevlendiriliyor. Daha sonra Öcalan Celal ile telefon üzeri görüşmek istediğini söyler. O bölgede her yerde telefon sinyali alınmadığı için Celal ve iki korumasi ile bir dağın tepesine telefon görüşmesi yapmak için gidiyor. Bu tepeye askerler helikopterle indirme yapıp üçünü de öldürüyorlar. Celal'ın cesedini birlikte götürüyorlar. diğer iki kişinin cenazeleri olay yerinde bırakılıyor.

 

- Şemdin Sakık’ın  son günlerde Ergenekon davasında verdiği ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz, başta 33 er olayı olmak üzere, Lice'de öldürülen General Bahtiyar Aydın olayı gibi ilgili anlattıkları sizce doğru mu?

 

Şemdin Sakık'ın Ergenekon davasında verdiği ifade tam nedir bilemiyoruz. Çünkü gazetelere yansıyan kısımların tümünün doğru olmadığını biliyoruz. Semdin Sakık, ismimi zikretmemesine karşı tüm basın tersini yazıyor. Bu nedenle yazılı kayda geçen ifadeleri görmeden bir şey söylemek yanlış olur. Bahtiyar Aydın, kesinlikle PKK tarafından vurulmadı. Bu olay Türk ordusunun kendi içindeki çelişkilerin bir sonucu meydana gelmiştir. Şemdin'de doğruyu söylemsine karşı özellikle bazı gazetecilere yönelik mahkemede yaptığı değerlendirmeleri yanlıştır. Bunun da tanıklığına gölge düşürdüğüne inanıyorum.

 

- Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ve kuvvet komutanları zehirlenmek istenildi. Zehirlenme olayına karışan iki er firar edip, örgüte katılmıştı. Daha sonra bu iki kişi öldürülüyor. Bu konu hakkında bize neler söyleyeceksiniz? 

 

Sanırım İstanbul'da 1991'de askerlik yapan iki Kürt kendilerinin bulunduğu karargaha Genelkurmay Başkanı'nın ziyarete bulunacağını gelen bir faxtan öğreniyorlar. Bunun üzerine İstanbul'da PKK sorumluluğunu yapan İlhan Çiftci'nin yanına gidip kendilerine siyanür bulunmasını istiyorlar. İlhan, bu isteğini Avrupa'da bulunan Murat Karayılan'a iletir. Karayılan Öcalan'a konuyu anlatır. Öcalan, eylemin yapılmasını istemez, Murat Karayılan ise siyanürün bulunmasının zor olduğunu İlhan Çiftci'ye bildirir. İlhan, İstanbul'da bulduğu bir zehri bu askerlere verir. Askerler Doğan Güreş ve kuvvet komutanlarına karargahı ziyaret ederken kahvelere zehir koyup ikram ederler. Güreş'in yanında bulunan biri bu kahvenin tadını beğenmeyince kahve içmekten son anda vazgeçilir. Bu askerler, birliklerinden firar edip, PKK katılıyor. Beka kampına gidip Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiriyorlar. Öcalan tarafından, kendilerine bu olaydan kesinlikle bahsedilmemesi tembih ediliyor. Daha Sonra bu iki kişi Türkiye'ye gönderiliyor çatışmada ikisi de vuruluyor. İlhan Çiftci ise 1992 yılı Ekim ayında, Dicle ilçesinde çıkan bir çatışmada şaibeli bir şekilde vuruluyor. Çiftci'nin ailesi olayın içinde Şemdin Sakık'ın parmağı olduğuna inanıyor. İlhan Çiftci'nin suikastla vurulmasının bu zehirlenme olayı ile bir bağlantısı olabilir. Ama bu destekleyecek başka deliller ise mevcut değildir.

 

- Anlattığınız bu olay ve özellikle de Celal Barak'ın akıbeti medya ve kamuoyu tarafından hiç tartışılmaya açılmadı, neden bu konulardan söz edilmiyor?

 

Hep Ergenekon'un bir de Fırat'ın doğu tarafı var deniliyor. Ama bunu ciddi araştıran biri çıkmadı. Çünkü bir kesim kendi politik karşıtlarını zor durumda bırakmak için istediği kadar olayların araştırmasını istiyor. Daha fazlasını isteyen yok. Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş ve Kuvvet komutanlarını zehirlemek isteyen PKK'nin İstanbul sorumlusu biz Diyarbakır bölgesinde beraber kaldık. Tanıdığım bir kişi idi. Ekim 1992'de Dicle grubunda bir çatışmaya girince tek kurşunla sırtından vurulmuştu. Semdin Sakık olayın bir iç suikast  olduğunu belirtiyordu. İlhan Çiftçi'nin kardeşi de gerilla idi. Daha sonar bana ve bir çok kişiye İlhanı, Şemdin vurdu dedi.  Şemdin, İlhan'ın kardeşini Dersim'de tutuklayıp infaz etmek isteyince bu kişi kaçıp devlete sığındı. Daha sonra 'Girdap' adlı bir kitap da yazmıştı. Doğan Güreş'i zehirleyen iki askeri ben tanımıyorum ama aldığım bilgiye göre, Beka'ya geldiklerinden sonra Güney Batı bölgesine yani Maras cevresi'ne  gönderildikleri ve çıkan çatışmalarda hayatlarını kaybettikleri yönündedir. Celal Barak, Apo ile telefon  görüşmesine gittiği ve burada bir çatışma çıktığı kesindir. Ben çatışmadan sonra olay yerine giden iki korumanın cesetlerini orada toprağa veren grup ile konuştum. Giden grup Celal Barak'ın cenazesini bulamamışlar. O dönemde gazetede Dersim Eyalet komutanın ölü ele geçirildiğine dair haber çıktığını duydum.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 3262 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Sevgi
12 Kasım 2012 Pazartesi 11:50
Tebrikler
Ahmedim, güzel bir röportaj olmuş her zamanki gibi yine bu konuları tüm ayrıntılarını işlemişsin tebrikler. böylesi haberlerin devamını bekiliyoruz...
88.252.52.69
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim