• BIST 106.991
  • Altın 151,868
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Diyarbakır 17 °C
  • Mardin 14 °C
  • Batman 15 °C

DİYARBAKIR ZİNDANI O TÜRKÜYÜ SÖYLEYECEK

DİYARBAKIR ZİNDANI O TÜRKÜYÜ SÖYLEYECEK
RÖPORTAJ: AHMET ÜNDiyarbakır Zindanı herkesin vahşetle anımsadığı bir mekan. O mekan korkuyla nefretle anılmakta . Hep derler ah o duvarların bir dili olsaydı dinleyin neler neler anlatırdı size.

 

Diyarbakır Zindanı O Türküyü Söyleyecek

Diyarbakır Zindanı herkesin vahşetle anımsadığı bir mekan. O mekan korkuyla nefretle anılmakta . Hep derler ah o duvarların bir dili olsaydı dinleyin neler neler anlatırdı size... Bugünlerde müze olması tartışalan Diyarbakır Cezaevinde yaşanılanlar beyaz perdeye de taşındı. 1980’li yıllarda o vahşet ortamında kalan  Yazar M. Selim Çürükkaya, yaşanan vahşeti film haline getirdi.

"We strane beje, Diyarbekir"  adını taşıdığı film önümüzdeki günlerde Avrupa, Kuzey Irak ve Türkiye’de gösterime girecek. Güneydoğu Güncel Gazetesi olarak, filmin yapımcısı ve Diyarbakır Zindanında cehennemi aratmayan anları yaşayan Selim Çürükkaya ile Diyarbakır Zindaları ile ilgili bir söyleşi düzenledik.

-Diyarbakır Zindan’ı filmini çekme fikriniz nasıl oluştu?

1983 tarihinde yaz aylarıydı, veremliler koğuşunda kalıyordum. Biz buraya 4. Koğuş diyorduk. Bizi havalandırmaya çıkarmışlardı, Selim Dindar ile koğuşun havalandırmasında volta atıyorduk. Ve orada Selim Dindar’a ; eğer ölmeden buradan çıkarsam, imkanım olursa, bu cezaevinde yaşadıklarımızın filmini yaparım dedim.  Hemen ardından şunları da ekledim: Filmi yapmasına yaparım da, kışın buzlu havada, bizleri havalandırmalarda tek sıraya dizerek üşüyen ellerimize ayaklarımıza  vurduklarında, insanların yüzlerinin kırşığında biriken o acıları nasıl, hangi kamera ile çekebilirim? Onu merak ediyorum! Ölmeden ve öldürülmeden Diyarbakır cezaevinden kurtuldum. 2008 Yılında www.diyarbakirzindani.com adını taşıyan bir internet sitesi kurdum. Burada Diyarbakır cezaevi filminin yapılması için bir çağrı yaptım ve o cehennemde yaşadıklarımızı bu site aracılığıyla kamuoyuna illetmeye başladım. Bunun ardından „Wê Stranê bêjê“ adını taşıyan ve Diyarbakır cezaevini çok trajedik biçimde anlatan bir kitap kaleme aldım. Bu kitabım İstanbul da Komal yayınevi tarafından yayınlandı. Film çekme arayışım sürüyorken, Kürt kökenli ama Almanya’da doğup büyüme bir kameraman’ı  bir dostumun sayesinde tanıdım. Daha önce Diyarbakır cezaevinde yaşamış, şu anda  Avrupa’da yaşayan 25 arkadaşımla kontağa geçtim. Onlara belgesel film çekme projemi anlattım. Sağolsunlar arkadaşlarımın tümü röportaj vereceklerine dair söz verdiler. Kameraman’ın akrabası eski tanıdığımdı, onunla birlikte bu filmi çekmeye karar verdik. İlk başta sadece röportajlardan ibaret bir belgesel çekmeyi düşünüyorduk. Filmin bütçesini yakın tanıdıklarımızdan istediğimiz  parayla oluşturduk. Bu çok cüzi bir paraydı.25 kişiyle röportaj yapmak 25 ayrı yere gitmek demekti. Buda bize pahallıya mal olacaktı bu masraflardan kurtulmak için, bütün arkadaşları üç ayrı noktaya topladık ve röportajları çektik.

Bu Filmin adı neden Wê Stranê Bêjê Diyarbekir dir?

1982’de Diyarbakır Cezaevinde, 33. koğuşta Kızıltepeli mühendis Ferhat Kurtay ve üç arkadaşı, baskıyı ve zulümü lanetlemek için üzerlerine neft dökerek kendilerini yakıyorlar. Geçen yıl İstanbul da öldürülen Selim Dindar da aynı koğuşta bulunuyordu. Tutuklular kendilerini yakanları koğuşun orta yerine çekiyorlar. Ferhat' ın başının üzerine eğilen Selim Dindar Kürtçe olarak "Hocam bir şeyler söyle" diyor. Ferhat, Selim' i sesinden tanıyor ve dudaklarından şu son sözler dökülüyor. "We Stranê Bêjê". her işkence sahasından sonra işkenceciler koğuşu terk edip gittiklerin Selim’in kadife sesiyle söylediği sevdaliye türküsü bu kez bir ağıt gibi söylenir Ferhat'ın kulağına gözyaşları ve hıçkırıklar eşliğinde…  

-Film çekimleri nerede yapıldı?

Filmin çekimleri, Orta, kuzey Almanya, Stockholm ve Hewler de yapıldı. Biz filmin röportajlarını çekerken yönetmen Çayan Demirel’in aynı konuda röportajlardan ibaret bir belgesel çektiğini öğrendik. Bu, bizi filmi başka türlü çekmeye yöneltti. Röportajlarla birlikte canlandırma sahneleri çekmeyi düşündük. Bunun denemelerini Avrupa’da yapmayı başladık. Ama düşündüğümüz sahnelerin çekimlerinin bize çok pahalıya mal olacağını görünce, vazgeçtik. Bu arada İstanbul’dan röportaj yapmak için Selim Dindar’ı Almanya’ya davet ettim. Telefonla kendisine, Selim 1983 Yılının yaz ayında veremliler koğuşunun havalandırmasında kurduğum düşümü gerçekleştiriyorum. Diyarbakır cezaevinin filmini yapıyorum, röportaj için seni davet ediyorum“ dedim.  Selim hiç teredütsüz „hemen geliyorum“ dedi ve geldi, çekimleri bitirince, Selim Beni filmin canlandırma sahnelerinin çekilmesi için Hewler’e davet etti. Sözleştik, O Türkiye üzeri gidecekti bende buradan, Almanya’dan gidecektim. Hazırlıklarımı yaptım, gittim. Selim Dindar‘ ın gelmesine iki gün kala İstanbul‘ da Cizreliler derneğinde uğradığı silahlı bir saldırıda yaşamını yitirdi. Selim’in yaşamını yitirmesi beni kahretmeye yetti, ama filmin çekiminden vazgeçemezdim. Irak Kürdistan’daki Kültür bakanlığına, Kürdistan Tv’ye ve tanıdığım bazı etkili kişilere baş vurdum. Üç aylık bir çalışma sonucu makânları, oyuncuları, imkânları hazırladık. Almanya‘ dan gelen teknik ekiple filmin canlandırılacak sahneleri çekildi.

-Filmde en çok üzerinde durduğunuz konu neydi ?

Bizim amacımız bu filmle 1980 1983 yılları arasında Diyarbakır cezaevinde yaşananları objektif olarak dünyaya anlatmaktır. Yaşananları üç boyutla anlatmaya çalışıyoruz: Birincisi filmi anlatan bir moderatör vardır. Yaşananların bir kısmını bu moderatör aracalığıyla anlatmaya çalışmışız. İkinci boyutunu  röportaj veren kişiler anlatıyorlar. Üçüncü boyutunu ise canlandırılan sahneler aracılığıyla anlatıyoruz. Yönetmen Çayan Demirel’in çektirdiği Diyarbakır cezaevinin iç görüntüleri, Kameraman Ethem Dağ’ın Diyarbakır Cezaevi, Bingöl ve Diyarbakır şehrinin görüntüleri, Raessam Arif sevinç ve Zülfikar Tak’ın çizimleri filme başka renkler katmıştır. Şıvan Perver’in o kadife sesiyle filmin kürçe versiyonunun moderatörlüğünü üstlenmesi de anlamlıdır.

 -Film Türkiye’de gösterime girecek mi ?

Biz filmin Türkiye‘ de gösterime girmesi için özellikle dikkat ettik. Filmin bir propaganda filmi veya birilerini teşhir eden bir film gibi olmaması için çaba harcadık. O duvarlar arasında yaşananları objektif olarak aktarmayı görev bildik, tepkiyi izleyecek olan seyircilere bıraktık.

 -Siz Diyarbakır zındanında yaşamış birisiniz, o günleri ve bugünü mukayese edersek nasıl bir sonuç çıkar ?


Diyarbakır cezaevinde 1980 -83 Yılları arasında yaşananların bir daha dünyanın hiç bir ülkesinde insanların yaşamamasını dilerim. Bu gün Türkiye  cezaevlerinde ona benzer muamelelerin olmadığını biliyorum. Ama ordu ve polis karakollarında, işkencenin bittiğine inanmıyorum. Hala çatışmalarda öldürülenlerin kulaklarının ve burunlarının kesildiğini, vucutlarının parçalandığını basından okuyorum. Ölülere bile işkence yapan bir devletin, karakollara sağ olarak götürdüğünde, terörist ve düşman olarak gördüğü insanlara Diyarbakır cezaevinden daha beter işler yapıldığını tahnim ediyorum.

-Diyarbakır zindanında en çok etkisinde kaldığınız olayı anlatırmısınız?

Diyarbakır cezaevinde beni etkileyen o kadar çok olay varki, ben bunları dört adet kitapta anlattım, bitmedi. Filmini çektim yetmedi,  orada yaşanaları anlatacağıma da inanmıyorum. Binlerce olayın içinde beni en çok etkileyen olay, kardeşimden daha çok sevdiğim Arkadaşım Ekrem Yıldırım‘ ın ben suzuluktan ölmek üzereyken, bana su verememesiydi. Ben tecrit bölümlerinin dördüncü katında yetmiş arkadaşımla beşbuçuk metre karelik bir hücrede ayakta kalıyordum. Su vanaları askerlerin denetiminde olduğundan, hücremizde günlerce su akmıyordu. Boğazımız kurumuş, dilimiz damağımıza yapışmıştı. Düşenler, bayılanlar vardı. Kaldığımız yerin bir kat aşağısındaki hücerde arkadaşım, kardeşim Ekrem Yıldırım kalıyordu. Onlar kurallara uyduklarından, musluklarından su akıyordu. Hücremizde bulunan bir pet şişesine uzunca bir ip bağlayarak aşağıya sarkıttım. „Ekrem buna su doldur çekeyim“ dedim. Ekrem den hiç ses çıkmadı. O anda küçükken ninemin bana anlattıkları aklıma geldi: „Cehennem öyle bir yerki; baba oğula anne kıza sahip çıkamaz“

-Hükümet Diyarbakır Cezaevini müze yapmayı planlıyor bu sizce nasıl bir gelişme ?



Türk devletinin karekterinde böyle bir örnek yoktur. Bu yüzden müze yapılacağına inanmıyorum. Devlet son yıllarda yapılan Ermeni katliamını kabul etmiyor, Dersim katliamını kabul etmiyor, Zilan katliamını kabul etmiyor, Diyarbakır’da yaptıklarını kabul edip müze ile teşhir edeceğine inancım yoktur. Zira kör gözden yaş aktığını hiç görmedim.

-Diyarbakır Zındanını özetlersek neler yaşandı ?


Diyarbakır cezaevinde binlerce insanlık dıramı yaşandı. Oruç tutan ağızlara dışkı yedirildi. Babanın kıçına cop sokularak aynı cop oğula yalatıldı.  Tutukluların sağlam dişleri çekildi. Bazı koğuşlaradaki tutuklulara topluca dışkı yedirildi. Israilin Filistinlilere, Hitlerin yahudilere yapmadıklarını malesef Diyarbakır cezaevinde tutklulara yapıldı.

  

Selim Çürükkaya kimdir

1954 yılında Bingöl'ün Yamaç ilçesine bağlı Tuunst köyünde, orta halli bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk okulu 1965 yılında bu köyde bitirdi. Köyde başka okul olmadığından okumaya ara verdi. 1970’de Tuunst’da meydana gelen toprak kaymasından dolayı Bingöl’ün Kürtçe adıyla Çılkani (resmi adı Yeniköy) köyüne yerleşti. Ortaokulu bu köyde bitirdi. Daha sonra Bingöl`de yatılı okul sınavlarına katıldı. 1974 yılında Tunceli öğretmen okuluna kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenci olaylarına aktif katılımıyla öne çıktı. 1978 yılında öğretmen okulundan mezun olup, aynı yıl Aysel Öztürkle evlendi. Yine bu dönemde siyasi olaylara karıştığından dolayı aranmaya başlandı.Üç yıl çeşitli illerde illegal olarak yaşadı. 1 Mayıs 1980 günü Diyarbakır'da bir ihbar sonucu gözaltına alındı. 24 gün sonra çıkarıldığı bir sıkıyönetim mahkemesince PKK üyesi olmaktan tutuklandı.12 Eylül 1980 darbesinden bir müddet önce ünlü Diyarbakır zindanına nakledilerek 10. Koğuşa konuldu. Bu cezaevinde tutuklulara yapılan zulme karşı direnenlerle birlikte hareket etti. Bundan dolayı yedi yıl gibi uzun bir zaman 35. koğuş olarak bilinen hücre bölümünde kaldı. Selim Çürükkaya şu anda Almanya'da politik mülteci olarak yaşıyor.

 

Bu haber toplam 5631 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim