• BIST 99.552
  • Altın 141,429
  • Dolar 3,5186
  • Euro 3,9277
  • Diyarbakır 30 °C
  • Mardin 30 °C
  • Batman 30 °C

KÜRDİSTAN KONFERANSI

KÜRDİSTAN KONFERANSI
Davetli olarak benim de katıldığım konferans, Türkiye’de bir ilk olarak 17–18 Eylül tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

 

Davetli olarak benim de katıldığım konferans, Türkiye’de bir ilk olarak 17–18 Eylül tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Düzenleme Komitesi’nin başarılı organizasyonunda farklı inanç ve etnik kesimlerden siyaset, bilim, iş dünyası, aydın, yazar, sanat ve medya mensubu insanların geniş katılımının sağlandığı toplantıda sorunlar zaman ve imkânlar ölçüsünde tartışılmıştır.

Konferans’ın amacı “Kürdistan halklarını temsil eden siyasal güçlerin ve sivil, demokratik kurumların en geniş birliğini sağlamak” şeklinde bir cümle ile özetlenebilir. İki günlük toplantı ile bu amaca ulaşmanın mümkün olamayacağı açıktır. Ancak, ilk defa Türkiye Kürdistan’ına ait farklı ideolojik ve siyasi grupların bir arada kendi geleceklerini ortak bir zeminde tartışma imkânını bulmaları önemlidir. Ayrıca, daha düne kadar kendi paralelinde düşünmeyen hiçbir fikri ve siyasi Kürt grubunu muhatap ve ciddiye almayan PKK’nin de, ortak konferansı dikkate alması, önemsemesi küçümsenemez bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Gerçekte, hiçbir örgüt veya siyasi/ideolojik hareketin, Kürdistan bileşenlerine ‘birlikteliği’ dayatması, belirlenmiş bir tek ideoloji ve politik çizgiye zorlaması doğru değildir ve kabul edilemez. Geçmişte bedel ödeyenlerin ve ödemeye devam edenlerin daha çok söz hakları vardır, ancak politik çizgilerini herkesime dayatmaya hakları yoktur. Kaldı ki, herkesin bize benzemesini, bizim gibi inanmasını, bize itaat etmesini sağlayarak oluşturulan birlikteliklerinde çözüm olmadığı açıktır. Bu bağlamda da Konferans’ın her kesim için ufuk açıcı bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Bu coğrafyanın farklı unsurlarının ortak kaderi tarihseldir. Tarihi hiçbir etnik unsur ya da inanç grubu tek başına oluşturmamıştır. Ortak bir geleceği de hiçbir etnik unsur veya inanç grubu tek başına gerçekleştiremeyeceğine göre, farklı kesimlerin ortak bir paydaya yönlendirilmesi doğru bir yöntemdir.

1920’lerden itibaren başlayan modernleşme sürecinde, ‘ulus devlet’ inşa etme adına yapılan baskılar, yabancılaşma, tek tipleştirme faaliyetleri, tehcir, asimilasyon gibi insanlık dışı uygulamalara rağmen bu coğrafyada insanlar Arap, Kürt, Laz, Ermeni, vs kalmayı başarmışlardır. Bugün Kürdistan' diye adlandırılan bölgede de, Kürtler çoğunluk olmakla birlikte, Türkmenler, Araplar, Zazalar, Süryaniler, Ermeniler ve daha başkaları da yaşamaktadır.

Kürtlerin kendi kimliklerini yeniden bulmaya ve özgürlük arayışına başladığı bir dönemde Kürt milliyetçiliğinin yükselmesi, sadece bu unsurların aleyhine değil, Kürtlerin de lehine bir gelişme olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle etnik farklılık coğrafyamızda son bir asra kadar bir sorun olarak asla ayrışma nedeni olmamıştır. Ulusçu/milliyetçi dayatmalar sonucu inkâr, ayrışma, ötekileşme ve husumet oluşmuştur. Son yıllardaki gelişmelere rağmen yine de, demokrasi zemininde her kesimin hak ve özgürlüklerini ‘ortak payda’ olarak geliştirip birlikte korumadıkça hiçbir kesimin özgürleşmesi mümkün olmadığı gibi, barış ve adaletin tesis edilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, Türkiye halkları kadar Kürdistan halkları içinde barış ve kardeşlik bir zorunluluktur ve herkesin buna katkı sunması insani, ahlaki bir görevdir.

Ayrıca Kürt meselesinde, Kürtlerin temel hak ve özgürlüğü kadar Türkiye’nin de bütünlüğünü temel almayan çözüm önerileri barışa hizmet etmeyecektir. Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik her türlü olumsuz girişim, Kürtler dâhil, herkese ve her kesime telafisi mümkün olmayacak felaketler getirir. Siyasi iktidarın, muhalefetin,  ülkeyi yönetenlerin ve toplumun da şu gerçeği çok iyi bilmesi gerekir: Kürtlersiz bir Türkiye bütünlüğü de artık korunamaz. Öyle ise,  bu coğrafyanın farklı unsurlarıyla birlikte, yeni bir gelecek ve yeni bir siyasi sistem inşa etmek mecburiyeti vardır. Bu da ancak her unsurun kendi kimliği ile Türkiye’nin kaderine ortak edilmeleriyle mümkün olacaktır. Bunu sadece Kürtler istiyor değil, Türkiye’nin de buna ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı aklıselim ile düşününce anlamak mümkündür.

Bu çalışmalardan daha verimli ve yararlı sonuçlar alabilmek ve siyasi iktidarı çözüme yöneltmek için öncelikle şiddetin sonlandırılması ve çatışmasız ortamın sürekli hale gelmesi gerekir. Kürtlerin; hak taleplerini, mücadelelerini şiddet üzerinden sürdürmeleri, günümüz dünyasında ve uluslararası konjonktürde bunun karşılık ve destek bulması da artık mümkün görünmemektedir. Bu nedenle devletin, mücadelesini hukuk zeminine çekmesi kadar,  PKK’nin de eylemsizlik kararı alarak silahları süresiz susturması zorunludur. PKK, savaş değil barış istediğini, çatışma değil diyalog aradığını ancak böyle kanıtlayabilir. İktidar olarak AK Parti’nin de çözümün; Kürt kökenlilerde değil Kürtlerde olduğunu artık kabul etmesi gerekir.

Abdulbaki Erdoğmuş

ab_erdogmus@hotmail.com

Bu haber toplam 704 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim