• BIST 83.428
  • Altın 88,904
  • Dolar 2,3255
  • Euro 2,8535
  • Diyarbakır 7 °C
  • Mardin 8 °C
  • Batman 9 °C

Siyaset; Milletin Emanetine Sahip Çıkmaktır

ABDULKADİR AKSU

 

Siyaset; Milletin Emanetine Sahip Çıkmaktır

Estetik, insanın dış dünyaya gösterdiği, ‘güzel’ ve ‘çirkin’ sözcükleriyle dile gelen tepkileriyle ilgilidir. Ama ‘güzel’ ve ‘çirkin’ terimlerinin kapsamları belirsiz, anlamları da öznel ve görelidir.

Ülkemiz için siyaset kurumunun hayat hikâyesine bakınca, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor; Acaba ülkemizde siyaset kurumu ve siyasetçilerimizin ‘saygınlığı’ ne konumdadır. Güzel midir çirkin midir?

Biz bu yazımızda olaya estetik bir kaygıyla yaklaşmaktan ziyade “siyasi ahlak” ve “siyasi değerler” perspektifinden bakmaya çalışacağız. 

İnsanoğlu toplumsal alanda, ahlakla ve diğer insani değerle varlığına anlam katar. Varlığının farkında olan her insan içinde yaşadığı sosyal çevre ve toplumsal alanda “saygın olmayı” kendisine hedef seçer. En azından insanı yücelten değerlerin böyle bir amacın peşinde olduğu bilinmektedir.

Tüm “ahlaki değerler” toplumsaldır. İnsan ahlaksal yükümlülükler üstlenmeksizin bir toplumda yaşayamaz. Aynı durum siyaset kurumu içinde geçerlidir. Değerlerden ve ahlaki ilklerden yoksun bir siyaset, çorak toprak gibi ürünsüz olur.

Siyaset insanların sosyal yaşamlarına, kültür dünyalarına, ekonomik faaliyetlerine kısacası yaşamsal tüm pratiklerine değer katmalıdır. İnsanlarına dünyalarına değer(ler) katmayan bir siyaset, ya ‘kirlilik’ ya da “mide bulandırıcı” bazı pratikler üretir.

Bizim anlayışımıza göre, bir siyasetçi seçmenine karşı, her zaman “ahlaki sorumluluk kaygısı” taşımalıdır. Siyasetçi vekâletini aldığı oyun sorumluluğunu bilerek siyaset yapmalıdır. 

Vatandaşın talepleri yerine başka odakların ya da çıkar gruplarının telkinleri ile hareket eden siyasetçiler her zaman  “ahlaki eleştiriye” maruz kalmakla karşı karşıya kalabilir. Millet her seçim döneminde “siyaset kurumunu” bu anlamda bir seçime tabi tutmaktadır. Demokratik siyasette millet; başarılı bulduğu siyasetçiyi tercih ederek takdir ederken, başarısız bulduğunu da seçmeyerek bir nevi cezalandırmaktadır.  

Ülkemiz için bugün siyaset yapan biz siyasetçilere düşen şey, emanetini aldığımız vatandaşın taleplerini birincil görevimiz olan yasama icraatlarına dönüştürmek, onları layıkıyla temsil etmek ve onlar adına yürütmeyi denetleyerek siyasete değer katmak olmalıdır.

Ülkemizin demokrasi tarihi için 4 Nisan 2012 günü oldukça anlamlı bir yargılamaya şahitlik etmiştir. Dört doğrudan müdahaleye ve onlarca dolaysız müdahaleye maruz kalmış bu ülkenin, “millet iradesi” ve “sivil siyaset kurumu” militarizmle hesaplaşma fırsatını yakalamıştır. Bu sürecin yaşanmayacağını iddia eden muhalefet partileri başta CHP ve MHP olmak üzere bir bir mahkemenin yolunu tuttular. Bu memnuniyet verici bir gelişmedir. Biz darbelerin yargılanabileceğini ve bunun önündeki anayasal engeli 12 Eylül 2010 yılında halk oylamasıyla ortadan kaldırmıştık.

O gün bu anayasal değişikliğe muhalefettin gerek meclis sürecinde gerekse referandum sürecinde tavrı tamamen olumsuzdu. CHP ve MHP  ‘hayır’ cephesinde yer alırken, BDP ise siyaset adabına sığmayan bir yolu yani ‘boykot’ seçmişti. Bu işin özü bizce şuydu kendi seçmenleri darbe mağdurları olduğu halde, o gün bu sürece karşı çıkanlar bugün mahkeme sürecine müdahil olarak aklıselimden yana bir tavır gösteriyorlar. Bunda ayıplanacak bir şey yok.

Tabi bu sürece, TBMM ve Hükümetin(Bakanlar Kurulu)de dâhil olması hem siyasetten hem de hukuken doğru ve anlamlıdır. 

Millet iradesine indirilen her darbenin hesabının er geç bir gün yine millet adına adalet dağıtan bağımsız mahkemelerce görüleceği gerçeği, artık demokratik hukuk alanımızda yerleşmiştir. Bu hem mevcut iktidar için, hem muhalefet için hem de diğer demokratik kitle örgütleri için siyasetten ahlaki ve ilkeli bir duruşun ifadesidir.

Darbelere ve her türlü illegal yapıya karşı sesini yükselten, şiddete prim vermeyen bir siyaset kurumu millet nezdinde her zaman itibar görür. Şayet biz siyasetçiler karanlık odaklar adına değil de millet adına siyaset etmeyi bir erdem, bir değer, ahlaki bir duruş haline getirirsek hem ülkemizin itibarını yükseltmiş oluruz hem de “özgür siyasettin” temsilcileri oluruz. Bize düşen milletin emanetine ahlaklıca ve erdemlice sahip çıkmaktır.

Bugünkü yazımızı, Napolyon’un şu ibret verici cümleleri ile bitirelim; “Bilir misiniz dünyada en çok sevdiğim şey nedir? Sadece kaba güçle hiçbir şeyin kurulamaması, iki şey dünyayı egemenliğinde tutar; biri kılıç, biri düşünce. Ancak kılıç, eninde sonunda özgür düşünceye yenilir.” 

 

 

Bu yazı toplam 472 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim