• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • Diyarbakır 27 °C
  • Mardin 26 °C
  • Batman 28 °C

VOLKAN ESER'İN YAZISI

VOLKAN ESERİN YAZISI
DÜnya var olduğundan beri cinsler arasında bir savaş ve çatışma sürüp gidiyor. İnsanlar aleminde, hayvan aleminde, bitki aleminde ve doğa aleminde her zaman bir savaş olmuştur.

 

GELECEĞİMİZ “BAYRAM” OLSUN

Dünya var olduğundan beri cinsler arasında bir savaş ve çatışma sürüp gidiyor. İnsanlar aleminde, hayvan aleminde, bitki aleminde ve doğa aleminde her zaman bir savaş olmuştur. Bugüne kadar var olan örnekleri bizleri hayrete düşürdü. Sürekli bir mücadele ve çatışma var. Biteceğe de benzemiyor. Çünkü kainattaki yaşam çizgimiz, var olan mücadele ve çatışmalarla birebir doğru orantılıdır. Allah’a kulluk vazifemizin yanında yaşadığımız her anda imtihana tabi tutulmamız, bu çizgi sınırları içerisinde hareket ettiğimizin bir kanıtıdır. İnsanlık aleminde yaşanan mücadele, kıskançlık ve savaşın en başına gittiğimizde olayı daha iyi kavrarız. Çünkü yaşanan süreci anlatmak babında olguyu en baştan ele almak gerekiyor. Bu nedenle ilk insan olan Hz. Adem dönemine gideceğiz. Burada insanlık âleminde yaşanan ilk çatışma ve netice olarak meydana gelen ölümü dile getireceğiz. İlk olarak insan canına kıyma savaşı, ilk insan ve peygamber olan Hz. Âdem’in Habil ve Kabil adlı çocukları arasında gerçekleşiyor. Kardeşler arasında yaşanan kıskançlık ve çekememezlik kardeş kanının dökülmesine sebep oluyor. Kâinattaki ilk kan dökülme hadisesi Hz. Âdem’in oğlu olan Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesidir. Nazarımızda Kabil dünyadaki ilk katildir. Yaşanan çatışma da insanlar arasında yaşanan ilk çatışmadır.

Hayvan aleminde de aynı şekilde yaşanan bir mücadeleyi görüyoruz. Hayvanlar, yaşamlarını idame ettirebilmeleri için güçlü olan hayvanlar güçsüz hayvanları aç kalmamak babında fıtratları gereği fırsatını bulup ani saldırılar yaparlar. Avını yakaladıktan sonra iştahlı bir şekilde yemeye başlarlar. Hayvanlar alemin yaşanan mücadelenin ne boyutta olduğunu şu Afrika atasözünden daha iyi görüyoruz. Sürekli bir mücadele hakim.

 Afrika'da her sabah güneş doğarken ormanda bir ceylan uyanır.
Ceylan, en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir.
Koşamazsa, öleceğinin farkındadır.
Afrika'da her sabah güneş doğarken bir aslan uyanır.
Aslan, en hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir.
Koşamazsa aç kalacaktır.
İster ceylan olun, ister aslan.
Yeter ki sabah uyanınca, güne koşarak başlamanız gerektiğini bilin.

Bu atasözü, hem insanlara bir yol gösterici ve insanları harekete geçirecek nitelikte hem de hayvanlar aleminde savaş ve yaşam mücadelesini açık bir şekilde anlatıyor. İnsanlar arasındaki mücadele bununla kıyaslanamaz. Daha berbat bir şekilde ve gaddarcadır.  

Bitki âleminde yaşananlar ise daha farklı bir alanda cereyan ediyor. İnsanlar olarak bitkilerin gelişimini ve büyümelerini fark edemeyiz. Kendi âlemlerinde gizli bir mücadele içerisindedirler. Mevsimlere göre değişen bir mücadele olduğu gibi günler, aylar ve yıllar arasında da bitkiler bir savaş halindedirler. Bakış açılarını oluşturmak babında, bitki âlemindeki yaşamları fazla derine inmeden anlatmak en doğrusudur. Bu kadarıyla kafidir.

Doğada da inanılmaz bir mücadele var. Bu mücadele tarzını daha çok insanlarla girişilen mücadeleden görüyoruz. Kainatta halife olarak yaratılan insan, elindeki imkanlara rağmen çoğu zaman doğa faktörlerine yenik düşüyor. İnsanlar büyük zararlar görüyor. Toplu ölümler meydana geliyor. İnsanlar ellerindeki imkanlara rağmen olanlar karşısında aciz kalarak hem yenilmişlik hem de acizlik gösterebiliyorlar.

İnsan ve doğa arasındaki mücadeleye baktığımızda insanlar, yaptıklarıyla adeta doğal yapıya savaş açmış durumdadırlar. Tam olarak kavranmayan ve ne zaman olacakları bilinmeyen deprem, tsunami, heyelan ve sel felaketleri gibi doğa olayları adeta insanların korkulu rüyası haline gelmiş durumdadır. Zaman zaman bu savaşın yaşandığının canlı tanıkları oluyoruz.

Kısaca izah etmeye çalıştığımız durumlardan anlıyoruz ki, kainatta sürekli bir mücadele, çatışma ve savaş var. Bizi en çok ilgilendiren tarafı ise insanlar arasındaki çatışmanın Habil ve Kabil’le beraber başlaması olduğudur. Bu çatışma bugüne kadar hiç durmadı. Milletlere, ideolojilere, mezheplere ve fikirlere bölünerek daha geniş bir alana yayılmış durumdadır. Her geçen gün de artarak ve parçalanarak devam ediyor.

Günümüzde yaşanan  PKK ve asker çatışması yaşanan bu çatışmanın son evresini oluşturuyor. Aynı zamanda Kürt ve Türkler arasında şimşekleri çaktıran bir çatışma olduğu deklare ediliyor. Kürt ve Türk’ler yıllarca ve hatta asırlarca komşuluk etmişler. Ortak değerleri paylaşmışlar. Güzel tarafların görülmesi çoğu zaman ikinci plana atılmıştır. Varsa bir çatışma o da PKK ve asker arasında yaşanan bir çatışma ve savaştır. Bu çatışma, bugüne kadar çok fazla insanın sonunu getirdi. Yaşananlara yaklaşık olarak 30 yıldır bir anlam verilemedi. Kürt ve Türk milleti arasında yaşanan ve somut diyeceğimiz bir çatışma olmadı bu zamana kadar.

Dağlarda PKK ve asker arasında somut bir savaşın devam etmesi hepimizi tedirgin ediyor. Yaşanan çatışmanın olmaması için bu ana kadar çok faklı girişimlerde bulunuldu. Halk, yaşanan çatışmaların durması ve akan kanların son bulması için canlı kalkan oldu. Sivil halk, birlik beraberlik içerisinde sınırları aşıp cenazelerine sahip çıktı. Bir gün tüm varlığıyla da Kürt sorunun barış sınırları çerçevesinde çözülmesi için elinden geleni yapmaya devam edecektir. Yapması da en doğrusudur. Çünkü bugüne kadar halkın temsilcileri bir sonuca varamadılar.

Yaşananlar her kesimi derinden etkiliyor. En kötü tarafı da bir hiç uğruna birilerinin bile bile yaşanan savaşa kurban edilmesidir. İnsanların en büyük mahkemesi olan vicdan muhasebesinde bulunan herkes, yaşanan savaşa dur demesi lazım. Geleceği, savaşların olmadığı bir dünya olarak hayal ediyor. Elinde imkan ve fırsatları olan kişiler, bu yaşanan anlamsız savaşın olmaması için ellerinden gelen çalışmaları yapmaları lazım.

İnsanlık âlemini hiyerarşik bir şekilde kısaca ele aldık. Her basamakta başka bir savaş alanını görüyoruz. Kainat yaratıldıktan beri bu böyle devam etti. İyi ve kötü sınırları içerisinde, bazı durumlarda da haklı ve haksız fikirlerle, ister istemez bir çatışma alanında yaşanıyor. Bunları dile getirmemiz, bugüne kadar yaşananları meşru gördüğümüzden değildir. Anlattıklarımız dünyada bunlar da yaşanıyor. Her alanda. Biz insanlar olarak, bu yaşananlara dur diyebilecek akla ve niyete sahibiz. Hiçbir varlığa verilmeyen aklımızı, barış için geleceğimizin bayram olması için kullanmalıyız. Gelecekte bu dengeyi bayram havasında yaşayabiliriz. Yaşanan anlamsız çatışmalara son verebiliriz. Bunun ilk adımını BDP grubunun 1 Ekim’de TBMM’de olacağız açıklaması olarak görebiliriz. Meclisteki diğer siyasi partilerin de Kürt sorunun çözülmesi için ne gerekiyorsa yapmaları şart. Meclis çatısı altında diyalog ve müzakereyle yapılmayacak ve çözülmeyecek hiçbir durum olamaz.

İnsanlar arasında var olan çatışmalar, ancak güzel ve ikna edecek bir konuşmayla son bulabilir. Savaş, şiddet bugüne kadar hiçbir şekilde insanlar tarafında tasvip edilen bir durum olmadı. Tam tersine şiddet ve savaş sadece küçük bir kesimin çıkarına hizmet ettiği için tasvip edilmiştir. Aklıselim olan insanlar hiçbir zaman şiddete başvurmamalıdırlar. Dünyada, ülkemizde, ailemizde ve bizlerde barışın olması ve gelecekte bayram havasında daha güzel günler yaşamak için Allah’ın kanunları çerçevesinde ve Peygamberimizin yaptıkları doğrultusunda hareket etmeliyiz.  Dünya ve memleket barışı için bir mum da biz yakalım. Çok mu?...

Bugün arife ve yarın Ramazan Bayramının ilk günüdür. Bu bayrama kadar onlarca bayram yaşadık. Bazıları belki yüzlerce bayram yaşamıştır. Şimdi bir anlığına düşünün geçmişte yaşadıklarınız bayramlar hangi havada geçmişti. Eğer, şu ana kadar yaşadığınız bayramlar, hatta yarın ki Ramazan Bayramı, geçmişteki bayramlarınıza göre daha iyiyse size söyleyecek bir sözüm yok. Yok yarın ki bayramınız ve birkaç önceki bayramınız, daha önceki bayramlarınıza göre olumsuz bir içeriğe sahipse siz de, elinizi taşın altına koyun ve yarın ki Ramazan Bayramınızı ve sonraki bayramlarla beraber hayatımızın diğer zamanlarını da bayram havasında geçmesine çalışın. Öyle bir ülkede yaşamayı kim istemez ki. Biz, bu ülkede yaşıyorsak bu ülkeyi, bayram havasında bir geleceğe taşımalıyız. Bu görevin sorumluluğu Türkiye halkının tamamına düşmektedir. Çünkü bu memlekette herkes, her şeyiyle güzel bir bayrama layıktır.

Bu dünyada bir imtihandan geçtiğimizi kimse unutmasın. Herkes bir sorumluluğa sahiptir. Gelecekte ve ahrette yaptığımız iyilik ve kötülüklerle anılacağız. Ne şekilde anılmak istiyorsak tabi ki bizim kişisel tercihimizdir o şekilde davranacağız. Yaptıklarımızın sonucuna katlanacak kadar bir sorumluluk almalıyız. Dedim ya bir imtihandan geçiyoruz. Ama ne yaparsak yapalım yapacağımız çalışmalar iyiye ve insanlığa hizmet etmelidir.

Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz ve geleceğimizin bayram havası içinde olması dileğiyle mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim.

Daha nice bayramlara kavuşmak dileğiyle hoşça kalın…

Bu haber toplam 926 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Güneydoğu Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0412 228 38 20 | Faks : 0412 228 38 22 | Haber Scripti: CM Bilişim