Bugun...



ATASÖZÜ MÜ VECİZ İFADE Mİ: " DİYARBAKIR'I TARİHTEN DEĞİL TARİHİ DİYARBAKIR'DAN SORUN"

Bu hafta, oldukça sık kullanılan ve atasözü olarak kitaplara geçen, makalelere konu olan, konuşmalarda sıklıkla yer alan " Diyarbakır'ı tarihten değil, tarihi Diyarbakır'dan sorun" sözü üzerine Gazetemiz Kültür ve Sanat Danışmanı Şehir Araştırmacısı Mehmet Ali Abakay'a sorduk.

facebook-paylas
Tarih: 05-10-2022 00:30

ATASÖZÜ MÜ VECİZ İFADE Mİ:

Daha önce de bir çok tespitte bulunan Yazar, sözün sahibini bu görüşmemizde kamuoyuna sundu.

Bu veciz ifade için Antakya, Cemil Meriç, Elazığ, Ziya Gökalp Lisesi, Karacadağ Halkevi Mecmuası olmak üzere oldukça yoğun bir araştırma, çoğu kimsenin kullandığı bu  atasözü (?) yakında gerçekleşecek olan Sur Kültür Yolu Festivali Basın Açıklaması yapılırken ilgili Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Misbah Demircan'ın konuşmasında da kısmen geçti.

Mehmet Zeki Özer: Sur Kültür Yolu Festivali için yapılan basın toplantısına katıldık. Sıklıkla vurgulanan ve atasözü olarak belirtilen " DİYARBAKIR'I tarihten değil tarihi Diyarbakır'dan sorun." Ifadesini bir kitabınızda açıklamıştınız. Gündem festival ve eminiz bunu söyleyecek çok kimse olacak.

Mehmet Ali Abakay: Biz, daha önce festival ve karnaval   etkinliği adını eleştirmiştik. Bakanlığın bu iki kelimesi ile kullandığı etkinlik kelimelerinin Fransızca'dan alınma kavramlar olduğunu dile getirmiş, iki bakanlık kurulmadıkça, bakanlığın kültürden çok turizm ağırlıklı olduğunu belirtmiştik.

Doğrusu "Kültür" için teklifimiz "Medeniyet Bakanlığı", " " Turizm"için " Tanıtım Bakanlığı" gönlümüzden geçen, dilimizden yazıya akseden.

" BU SÖZ AHMED KABAKLI'YA AİTTİR"

Elbette, Şehir Araştırmaları'nı yaparken dikkâtli olma zorunluluğu var. Bu cümleye Harputlu Ahmed Kabaklı'nın bir mektubunda  rastladım.

Söz, güzel olunca kullanıla gelmiş, bu güne kadar.

Bu söz, herkesçe benimsenmiş, doğal olan da bu. Yalnız atasözü değil, bir vecize. Atasözü, ilk söyleyeni belli olmayan, anonimleşmiş, herkesçe zamanına ve yerine göre kullanılan sözdür. Yer ve zaman önemli. Bazen atasözleri arasında çelişki gibi durum görülür. Bunun için yer ve zaman önemli. " Son gülen iyi güler" ve " Sona kalan dona kalır" gibi.

Merhûm Kabaklı'nın ifadesi, ismi olmadan kitaplara düşünce, izlediği yol etken mi? Bu tartışmalı.

- Şehir konusunda size danışıyoruz, zaman zaman. İlginç tespitleriniz var.

- Şehir konusunda iddialı olmadık, hiç bir zaman. Bildiklerimizin doğruluğunda ısrarımız, şaşırtır olur, birçok ismi.

Bilgi ve belge istenir, çoğunlukla.

Hoşlukla karşılarız, çoğu boşlukta konuşanları.

Kimi zaman, asabîleşen olur...

Olur, bu tür durumlar.

Kimi meyve ağacı vardır ki meyvesi beğenildiği için, yapraklarıyla  dallarından olur.

Meyvesini yediğin ağacın yapraklarını, dallarını koparman neden?

Niçin, ağaca eziyet verirsiniz?

Meyveyi yedin de dallarını kırdın.

Dallarını kırdığın ağacın gölgesinde dinlenme hakkın var mı?

Şehir, meyve veren, yemişi olan ağaç misalidir. Kırarsanız, harap ederseniz ne olur? Bu yetmemiş gibi gölgesinde oturup dinlenmek ne mana taşır?

Günümüzde şehir ve ağaç ilişkisi bu şekilde mukayese edilirse ne demeli?

Daha daha birçok soru.

Bilmemiş, bilmediğini bilirse bilmediğini daha çabuk öğrenir.

Bir şeyi yarım yamalak bilene bir şey anlatamazsınız.

"Çok şey bildiğini sanana rastlarsanız, iki adım uzak durun, zarar görmeyin." deriz.

- Sizin de bir söyleşiyle katılacağınızı Festival programından öğrendik. Bu açıklamalar, engel olmaz mı, Festival Programı'na iştiraka? Mayınlı tarla gibi,  bazı durumlar.

- Festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve paydaşlarınca yapılmakta. Böyle bir şey düşünmedim.

Bizim tespitlerimiz önce de vardı şimdi de var, yarın da devam edecek. Fakat festival birkaç gün sürer. Bu söyleşi gerçekleşirse, sözün sahibini de ifade ederiz, kaç medeniyete beşiklik ettiğini de şehrin.

Belirttiğiniz, biraz haksızlık... Ortaya çıkardığımız hicbir tespitte geri dönüşler olmadı. Kimi zaman, bir makale için dosyalar bile hazırladık.  Tepki gelmeyince, tartışma ortamı olmayınca ancak bizim işaret ettiğimiz Kabaklı'nın sözü gibi, ifadelerimiz göremeyeceğiniz elli- yüz yıl sonra birinin dikkâtini çekerse değer bilinir.

Her konuşmanın  sınırlı alanı var. Konuşmacı, bir konuya farklı bir perspektiften bakmadıkça niçin konuşsun?

Şehrin tarihî yapılarını da biliyoruz, sosyo- ekonomik durumunu da.

Farklı düşünme zenginliktir, bir yönüyle. Bizim tespitlerimizde muhakkak bilinmeyene de işaret vardır.

Kabaklı'nın mektubundaki bu sözü, otuz sene önce okudum, bir kitabımızda hikayesi de geçer. Ķitapların okunmadığı, sanal ortamda şehir bilgilerinin yanlışlıklarla dolu olduğu dönemde, biz sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.

" YENİ BİR AHMED ARİFİMİZ YOK SEZAİ KARAKOÇUMUZ OLMAYACAK!.."

Bizde belli olmuyor, dediğiniz gibi. Bu tespitler, birilerinin canını sıkacak diye brlirtilmeyecek mi? Şehrin kültür ve sanat, edebiyat, ilim merkezi oluşu, son yüzyıldan oldukça fazladır  fetret devrinde. Bir Ali  Emirimiz olmadı,  Hattat Hamidimiz çıkmadı.  Ahmed Arif ve Sezai Karakoç boşluğunu dolduracak isimler yok. Mekânlar çoğaldı, isimler salonlara verildi. Bu mekânlarda ruh olmayınca kabuğun güzelliği manadan yoksundur, estetik sadece yapıların mimarî şekline haps edilir. Bu durum içindeyiz. 

Bilip de susana saygı gösterin de sessizliğinin haklı sebeplerini ifade etmeli, ortak konuştuğunuz hususta düşüncelerini kaleme almamışsa.

" ŞEHİR ARASTIRMALARI DEVAM EDİYOR"

- Şehir araştırmalarınız ne durumda,  Merkez olarak?

- Kaynak zenginliğimiz  kendimize göre. Yer sıkıntısı vardı, mekân olarak. O sıkıntıyı da çözdük. Kendi imkânlarımızla yer de hazır kaynaklar da tamam. Resmî açılışı zaman alacak. En az altı aylık bir çalışma gerekli.

- Hep yer  ve zaman dersiniz? Yer nerede?

- Yer, fazla büyük olmasa da ihtiyacı karşılıyor. Buna ek bir ikinci yer düşündük. Misafir ağırlama, etkinlik yapma için.

- Destek ve katkı söz konusu mu?

- Hayır, her yönüyle bize ait. Kimsenin gölgesi yok, üzerinde. Merkez açıldığında kaynak ve varsa kimi eksiklikler için katkı belkigönüllü olanlardan. Gönüllü eş ve dost olmadıkça, bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Bir dönem, imkân vardı, ulaşabildiğimiz çok yerler seyrekleşmemişti.

" Şehir" denince kumsalda kumdan kaleler yapmakla meşgûl bilinen uğraşımız sebebiyle ciddîyete alınır yönümüz yok idi.

Nerede bir kitap, dergi, ön sayfası solmuş gazete  görürsek, temin edemediğimizde okur, notlarımızı alırdık.

Şimdi herşey sanal ortama haps olunca kaynaklar ve belgeler ışığında bu merkez işlevini hızlandıracaktır, eksikliklerle yanlışları ortaya koyacaktır.

" KABAKLİ ve MERİÇ İLİŞKİSİ "

- Siz, Cemil Meriç'ten bahsettiniz, ...

-Antakya'da bulunan Cemil Meriç, Fransızların Antakya'yı iltihak etmesiyle birlikte sıkıntılarla yüz yüze kalır.

Çalıştığı kurumdan ayrılır.

Başka bir uğraş.

Derken düşünceleri sebebiyle Elazığ'a  bir nev'î sürgün edilir.

Öğrencilerine daha çok hakim olduğu Fransız Edebiyatını ve Felsefesini aşılar.

Meriç, milliyetçiliğin belirgin olduğu şehirde tescilli komünist bilinir.

Derken kadro verilmediği için bu defteri kapatır.

- Kabaklı ve Meriç bağlantısı nedir?

-Şehir konusunda çaba göstermeyenler, araştırmayanlar bir sözün sahibi belli iken, matbû bir mektup içinde geçen ifadeyi " Atasözü" olarak belirtmekte bir sakınca görmüyor, doğrusu.

Kabaklı, Meriç'in talebesi ve sıkı bir hayranı. Görmeyen Meriç'e çok yıllar sonra dergisinin kapısını açan  Kabaklı'dır. Meriç, kimse sahiplenmediği için sağ görüşlü dergilerde yazdığını belirtir, açık yüreklilikle.

Hocasına zor zamanda yardımcı olur, Kabaklı. Bu Elazıg'daki etkilenmedendir. Temellerin Duruşması, Kabaklı'nın Meriç'ten etkilenmelerini taşır.

Diyarbakıŕ'a  o dönem Meriç etkisinde olan Kabaklı, sol düşünceye sahiptir. Cemil Meriç'e paralel düşünceler taşır.  CHP Halkevi Yayın Organı Karacadağ'ın Yayın Yönetmenidir.

Tercüman Gazetesi'nin fıkra yarışmasını kazanır, bu arada.

Aradan yıllar geçer ve Karacadağ Mecmuası kendisini davet eder,  şehre.  Daha doğrusu bu  bir soruşturmadır, cevaplanması istenen sorulardır.  Kabaklı, mektup tarzında soruları cevaplar, fikrini açıklar. Bu cümle, o mektubun içinde geçer. Karacadağ Mecmuası'nın o dönem Yayın Yönetmeni, soruşturma aynen yayınlar. Dönem Demokrat Parti iktidarıdır.

- Kabaklı'nın bu yönü bilinmiyor, doğrusu.

- Ziya Gökalp Lisesi'ne atanırken beraberinde farklı bir  öğretmen daha vardır. Bu zat da sürgün gelen komünist öğretmendir, dönemin şartlarına göre.  Yer ve zaman farklı olsa dahi şartlar, ne gösterir, bilinmez.  Bu sohbetimizde bilinmeyen, kimisince gereksiz, bize göre önemli bir tespiti yaptık.  Vefat eden Cemil Meriç'e, Ahmed Kabaklı'ya, haydi ismini belirtelim, Komünist bilindiği için sürgün edilen ikinci isim, sonradan bir cinayete kurban gitmiş Orhan Cavit Tütengil'e rahmet diliyoruz, sohbet sonunda.

Bir sözün hikâyesi, bu kadar kısa mıydı? Hiç değil. Bir sonraki söyleşi, yine şehir konulu olaçak. Kültür Sanat Danışmanımızla bu hafta bir bilinmeyen denklemi çözdük, doğruya kapı açtık...




Bu haber 2553 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbakır Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI