Bugun...



Bir Eğitmen Olarak Hz.Muhammed

Cuma sohbetinin bu haftaki konuğu Kayapınar İlçe Vaizi Nurullah Kızılkaya ‘bir Eğitmen olarak Hz. Muhammed’ konulu sohbet gerçekleştirdi.

facebook-paylas
Tarih: 01-10-2021 00:03

Bir Eğitmen Olarak Hz.Muhammed

Kızılkaya, Geçmişte olduğu gibi günümüzde de eğitim ve öğretimin, toplumların en önemli konusu arasındaki yerini koruduğunu ifade ederek, “Bireyin, ailenin ve toplumun gelişmesinde eğitim ve öğretimin katkısı önemli bir yere sahiptir. Cehaletten ilme giden yol hiç şüphesiz doğru bir eğitim ve öğretimden geçmektedir. Bu sebeple Resulullah’ın (sav) eğitim metodunu doğru bir şekilde tespit edip anlamaya çalışmak, özellikle dini eğitim ve öğretim alanındaki günümüz problemlerini daha iyi analiz etmeye katkı sağlayacaktır. Kur’anı Kerim’in birçok ayetinde Hz. Peygamber’in (sav) öğretici vasfına vurgu yapılmıştır” diye konuştu.

Kayapınar İlçe Vaizi Nurullah Kızılkaya’nın sohbetinin detayı şöyle;

“Bu itibarla Hz. Peygamber’in (s.a.s.) eğitim metodunu şu şekilde ifade edilebilir;

1. Peygamber efendimiz (s.a.s.), söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak öğretirdi. O (s.a.s.), tebliğe ilk başladığında muhataplarını ikna etmek üzere birinci delil olarak “örnek hayatını” göstermiştir. Safâ Tepesi’nde yüksek bir kayanın üzerinden Kureyşlilere seslenerek:

“–Ey Kureyşliler! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem, bana inanır mısınız?” diye sordu. Onlar da hiç düşünmeden: “Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar seni hep doğru olarak bulduk. Yalan söylediğini hiç duymadık!” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s), kendisinin Allah tarafından gönderilen uyarıcı bir peygamber olduğunu ilan etti. Sözlerine inanıp Allah’ın arzu ettiği gibi bir hayat yaşayanların ahirette son derece güzel mükâfatlara nail olacaklarını, inkârcıların da pek şiddetli bir azapla karşılaşacaklarını, dolayısıyla bu dünyadayken o ebedî hayat için çok iyi hazırlanmak gerektiğini heyecanla anlattı. Ancak insanları yanlış inançlarından çevirmek çok zordu. (Buhârî, Tefsîr, 26/2; Ahmed, I, 159, 111)

Hiç şüphe yok ki, bizzat yaparak ve tatbik ederek öğretmek, söylemeye ve anlatmaya göre daha çok tesir eder. Bu yöntem, konunun anlaşılıp öğrenilmesinde daha tesirlidir. Örnek almayı daha çabuk sağlar. Hatıra gelebilecek farklı ihtimalleri ortadan kaldırır. Ayrıca fiilî ve tatbîkî bir şekilde öğretmek, tabiî ve fıtrî öğretme metodudur. Peygamber efendimizin (sav) mühim ve en büyük öğretim metodu da bu idi. Bu hususiyet O’nun (s.a.s.), getirdiği dinde doğru olduğunun en büyük delilidir. Çünkü bir emir getirmiş, bunu evvelâ kendisi tutmuş, bir şeyi yasaklamış, bundan evvelâ kendisi uzaklaşmış. Bir kimseye nasihatte bulunmuş, kendisi de o nasihatın gereğini yerini getirmiştir.

2. Peygamber efendimiz (sav) dini bir şeyi öğretirken insanları bıktırmamaya dikkat ederdi. Ebû Mûsâ (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.s) ashabından birini herhangi bir iş için gönderdiğinde: “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” diye emir buyururdu.” (Müslim, Cihâd, 6; Ebû Dâvûd, Edeb, 17/4835)

Abdullah bin Mes’ûd (r.a) insanlara perşembe günleri vaaz ederdi. Bir kimse ona: “Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen” dedi. İbn-u Mes’ûd (r.a) şunları söyledi: “Sizi usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim Resûlullah (s.a.s) de bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri kollardı.” (Buhârî, İlim, 11-12)

Peygamber efendimiz (sav) ibadette de bu şekilde davranmıştır. Bir sahâbe namazı çok uzatınca “Nefret mi ettireceksin?” diye ona uyarıda buyurmuştur.

İbn-i Abbas (r.a) talebeleriyle birlikte oturduğunda onlara bir müddet hadîs-i şerîf nakleder, sonra: “İştahımızı açın! Yâni lâtife yapın, şiir okuyun, muhakkak ki rûh da, bedenlerin usanması gibi usanır” der ve Arapların darb-ı mesellerini anlatmaya başlardı. Sonra yine derse döner ve bunu ihtiyaç duydukça defalarca tekrarlardı. (Kettânî, II, 237)

3. Peygamber efendimizin (s.a.s.) öğretim metotlarından biri de, dinleyenlerin dikkatlerini toplamak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek için karşılıklı konuşması ve soru sormasıydı.

Ebû Hüreyre ’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.s): “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: “Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Resûlullah (s.a.s): “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. (Müslim, Birr 59; Tirmizî, Kıyâmet 2)

Peygamber efendimiz (s.a.s.) bir gün: “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” diye sordu. Sahabeler: “ O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz.” dediler. Rasûl-i Ekrem: “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder” buyurdular. (Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283)

4. İmkan ve fırsatları eğitim için değerlendirirdi. Hz. Peygamber (s.a.s) bu şekilde sahabenin gayret ve şevkleri artırmıştır.  Hz. Peygamber (s.a.s) ashabına önemli şeyleri iyice öğretebilmek için her fırsatı değerlendirmiş, onların zihinlerine İslâm’ın güzelliklerini iyice yerleştirmiştir.

Berâ (r.a) anlatıyor: “Biz Resûlullah Efendimiz (s.a.s) ile bir cenazede bulunmuştuk. Efendimiz (s.a.s), kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki gözyaşlarıyla toprak ıslandı. Sonra da: “Kardeşlerim! İşte asıl böylesine mühim bir yer için hazırlık yapın!” buyurdular.” (İbn-i Mâce, Zühd, 19)

Ömer bin Hattâb (r.a) şöyle anlatır: “Bir keresinde Allah Rasûlü’ne bir grup esir getirdiler. İçlerinde (ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu hasretten dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadın da vardı. Efendimiz çevresindekilere (o kadını işaretle): “Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu. “Aslâ, atmaz” dedik. Bunun üzerine Şefkat Peygamberi Efendimiz: “İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 22)

İnsanları duygulandıran bu manzara, bakışı ibret olan Hz. Peygamber’e (s.a.s)  Allah’ın kullarına olan şefkat ve merhametini hatırlatmıştı. Bunu güzel bir fırsat bilerek, Allah’ın merhameti gibi soyut bir konuyu ashabına canlı bir şekilde öğretmiş oldu.

Başka bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hüreyre’yi (r.a.) ağaç dikerken görmüştü: “Ebû Hüreyre ne dikiyorsun?” diye sordu. O da: “Kendim için bir fidan dikiyorum” cevabını verdi. O zaman Hz. Peygamber (s.a.s): “Sana bundan daha hayırlı bir fidanı haber vereyim mi?” diye sordu. Ebû Hüreyre (r.a.): “Evet yâ Resûlullah” diyerek ne buyuracağını merakla beklemeye başladı. Hz. Peygamber (s.a.s): “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” de! Bu sözlerin her birine karşılık cennette sana bir ağaç dikilir.” buyurdu. (İbn-i Mâce, Edeb, 56)

Ashabını devamlı ağaç dikmeye teşvik eden Hz. Peygamber (s.a.s) bu alışkanlığı kazanmış olan Ebû Hüreyre (r.a.) ilave bir amel daha bildirmiş ve onun manen terakki ederek daha faziletli bir kimse olmasını istemiştir. Efendimiz (s.a.s) aynı zamanda bir insanın kıyamette en çok muhtaç olacağı sevabı nasıl elde edebileceğini öğretmiş ve zikrin en faziletlilerinden birine dikkat çekmiştir.

5. Resûlullah (s.a.s), latife ve şakanın muhatabın ruhunu okşayıcı mahiyette olmasına itina göstermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bazı zamanlar ashabıyla şakalaşır, onlara latife yapardı. Ancak O (s.a.s.) bu latifelerinde dahi doğru sözden başkasını söylemezdi. Ashabıyla samimiyet kurmuş ve konuyu iltifatla takviye ederek anlatmıştır. Hz. Peygamber’den (s.a.s) bu iltifatı ve samimiyeti gören kişi daha çok dikkat kesilir, söylenene ehemmiyet verir ve duyduğu şeyi bir daha unutmazdı.

Abdullah bin Mes’ûd (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.s) ellerim onun avuçları arasında olduğu halde, Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi bana teşehhüdü (Tahiyyat duâsını) öğretti.” (Buhârî, İstîzân, 28)

Abdullah bin Ömer (r.a) diyor ki: Peygamber Efendimiz bir gün omuzumdan tutarak bana: “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say!” buyurdu. (Buhârî, Rikâk, 3) Bu rivayetlerden, muallimin, daha zeki olan veya ileride kendisinden hayır ümit ettiği, başarılı ve büyük bir şahsiyet olacağını düşündüğü talebeyle hususî bir şekilde ilgilenmesinin iyi olacağı anlaşılmaktadır.

6. Hz. Peygamber’in en önemli ve en başta gelen eğitim metotlarından birisi de Kur’an’ın emrine tâbî olarak vaaz etmesi ve öğüt vermesidir: “Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir.” (Zariyât, 55); “Muhakkak ki sen sadece bir öğüt vericisin.” (Ğâşiye, 21)

7. Hz. Peygamber (s.a.s) pek çok şeyi genel vaaz ve hutbelerinde öğretmiştir ve örneklerle zenginleştirilmiş sohbet metodunu kullanmıştır.

İrbâz bin Sâriye (r.a.) şöyle anlatır: “Resûlullah (s.a.s) bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı.” Bizler: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun” dedik. Bunun üzerine: “Size, Allah’a çok saygı duymanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizi, İlim 16; İbn-i Mâce, Mukaddime 6)

8. Hem teşvik ve sevindirme hem de korkutma ve sakındırma, insanın ruhunu hayra yönlendirme ve şerden sakındırma hususunda önemli bir tesire sahiptir. Bu sebeple, insanı bu psikoloji üzere yaratan Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerim’de Resûlullah (s.a.s) de hadîs-i şeriflerinde terğîb ve terhîbi dengeli bir şekilde kullanmışlardır.

Resûlullah (s.a.s), etrafındaki insanları bazen müjdeler, bazen de korkuturdu. Sadece korkutarak nefret ettirmezdi. Keza sadece teşvik ederek insanların tembelleşip ameli terk etmesine fırsat vermezdi Hz. Peygamber (s.a.s) tebliğ ve davete ilk defa başlarken: “Sizi, Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, diyerek şehadet getirmeye dâvet ediyorum! Ben de O’nun kulu ve resulüyüm! Bunu böylece kabul ve ikrar ettiğiniz takdirde, cennete gireceğinize kefil olurum!” (Belâzurî, I, 119-120); “Üzerinde bulunduğum şeyde bana yardımcı ve kardeşim olmayı, böylece cenneti kazanmayı hanginiz kabul eder?” diyerek insanları cennetle müjdelemişti. (İbn-i Sa’d, I, 187)

Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi ihmal etmezdi. Allah Resûlü (s.a.s), kendisi ile beraber Hz. Âişe validemiz ve diğer ezvâc-ı tâhirâtı da kadınlara dinlerini öğretmeleri için vazifelendirmiştir.  Bir kadın Hz. Peygamber’e (s.a.s) geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Senin sözlerinden hep erkekler istifade ediyor. Biz kadınlara da bir gün ayırsan, o gün toplansak ve Allah’ın sana öğrettiklerinden bize de öğretsen!” dedi. Allah Resûlü (s.a.s): “Peki, şu gün şurada toplanınız!” buyurdu. Kadınlar toplandılar. Nebî (s.a.s) de gidip Allah’ın kendisine bildirdiklerinden onlara öğretti. (Buhârî, İ’tisam 9; Müslim, Birr, 152) Hz. Peygamber’e (s.a.s) Kur’ân inzâl buyrulduğunda onu önce erkeklere, daha sonra da kadınlara okurdu. (İbn-i İshâk, s. 128)

Hz. Peygamber (s.a.s) devamlı hayırlı şeyleri telkin ederdi. Resûlullah (s.a.s), her fırsatta ashabını sadaka vermeyi, hayır ve iyilikler yapmaya teşvik eder, devamlı bu yönde telkinlerde bulunurdu.

Saʻd bin Ebî Vakkâs (r.a) veda haccında Mekke’de hastalanmıştı. Resûlullah Efendimiz (s.a.s)  onu ziyaret etti. Saʻd (r.a): “Yâ Resûlullah! Ben burada vefat edip arkadaşlarımdan geri mi kalacağım?” diye hicretinin yarım kalmasından endişe duyduğunu ifade edince Efendimiz (s.a.s): “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Daha nice salih ameller işleyecek ve bu vesileyle derecen ve makamın yükselecek! Allah’tan öyle ümit ediyorum ki, daha nice yıllar yaşayacaksın ve kimi insanlar (müminler) senden fayda, kimileri de (kâfirler) zarar görecektir. Allah’ım! Ashabımın (Mekke’den Medine’ye) hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım bırakma!” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz 36, Vesâyâ 2, Nefekât 1, Merdâ 16, Deavât 43, Ferâiz 6; Müslim, Vasıyyet 5)

 10. Azda olsa icap ettiğinde kızardı. Ancak onun kızması da merhametle ve ümmetinin selameti için olurdu.  Efendimiz (s.a.s), kendine ait hususlarda daima affedici davranmıştır. Lâkin ammeye ait hataları gördüğünde, hakkı tevzi edinceye kadar kızgınlığı geçmemiş, hakkı yerine getirme gayreti içinde bulunmuştur. Diğer taraftan, öğrenen kimse haddi aşar da sorulmayacak şeyi sorar, içine girilmemesi gereken bir konuya dalarsa Allah Resûlü (s.a.s) son derece kızardı.

Ebû Mes’ûd el-Ensârî (r.a) şöyle buyurur: “Bir kişi Rasûlullâh’a (s.a.s.) gelip: “Yâ Resûlullâh, filânca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki âdeta namazı terk edecek gibi oluyorum!” dedi. Peygamber Efendimiz’i (s.a.s.) hiçbir vaazında o günkü kadar gazaplı görmedim. Buyurdu ki: “Ey insanlar! Siz insanları nefret ettiriyorsunuz. Kim insanlara namaz kıldırırsa hafif tutsun! Çünkü cemâatin içinde hastası var, zayıfı var, iş-güç sâhibi olan var!” (Buhârî, İlim, 28)

Âlemlere rahmet ve bütün insanlara hidayet olan Sevgili Peygamberimiz, ümmetinin arınması, öğrenmesi ve terbiyesi yolunda bütün imkanlarını seferber etmiştir. Onların hidayete ermesi ve salih kimselerden olmaları için gece gündüz gayret göstermiştir. Gıyaplarında ve yüzlerine karşı onlar için hayırlı dualarını eksik etmemiştir.

Resûlullah (s.a.s), ümmetinin hidayeti için pek çok dualar etmiştir. Hz. Ebû Bekir (r.a), annesi Ümmü’l-Hayr Selma’nın hidayete gelmesi için Peygamber efendimize (s.a.s.): “Yâ Resûlullah! Şu annem çocuklarına karşı çok şefkatli bir annedir. Sen çok mübareksin. Onun için Allah’a dua et ve İslâm’a davet buyur. Belki Allah senin hürmetine onu cehennem ateşinden kurtarır” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) Hz. Ebû Bekir’in annesine dua etti ve İslâm’a çağırdı, o da Müslüman oldu.” (İbn-i Esir, Üsüdü’l-gâbe, VII, 326)

Başarılı bir eğitim için her şeyden önce hedef kitleyi öğrenmeye teşvik etmek gerekir. Ayet ve hadislerle bunu sağlayan Hz. Peygamber (s.a.s.)  söz ve eylemleri ile muhatapları için güzel bir örnek olmuştur. Eğitim vermeyi ve öğretmeyi bir görev bildiği için aşkla sarıldığı bu vazifeyi, sevgi ve merhamet temeline oturtmuştur. Ettiklerine sorumluluklar vererek olgunlaşmalarını sağlamış, bıktırıp usandırmamak için tedrici bir eğitim yöntemi izlemiştir. Muhataplarını öğrettiklerine odaklamak için benzetme, canlandırma, soru sorma gibi değişik yollara başvurmuş, akıllarına tam yerleşmesi için temsili anlatım, ortama ve muhataba uygun hitabet tarzları seçmiştir. Eğitimde beden dilini de aktif kullanan Allah Resulü (s.a.s.)  insan fıtratındaki korku ve ümidi dikkate alarak terğîb ve terhib yöntemine sıkça başvurmuştur.  Hazreti Peygamber (s.a.s.)  Kur'an temelli eğitim metodu ile tarihte benzeri görülmemiş bir başarı elde etmiştir. Onun başarısının arkasındaki ilkelerin günümüz eğitim sistemine ışık tutacağı kanaatindeyim.

 

 

 




Bu haber 976 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Manşetler Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI