Bugun...



İslâm’da gençliğin önemi

Bu hafta Cuma Sohbetimizin konuğu Sur İlçe Vaizi Abdulhamit Yıldız, “İslam’da Gençliğin Önemi”ni değerlendirdi. Gençliğin, insan hayatının en önemli ve en değerli dönemi olduğunun altını çizen Yıldız, “Gençlerimizin tertemiz dimağlarını hakikat membaı Kur’an’la beslemeliyiz. İmanı, ibadetleri ve ahlaki değerleri öğreterek ruhlarına hakikat tohumlarını ekmeliyiz. Ayrıca birliği, beraberliği, yardımlaşmayı, kardeşliği, saygıyı, sevgiyi, dürüstlüğü, paylaşma ve dayanışma ahlakını öğretmeli ve geleceğimizi ellerine teslim edebileceğimiz Kuran ahlaklı gençler yetiştirmeliyiz” dedi.

facebook-paylas
Tarih: 25-06-2021 00:27

İslâm’da gençliğin önemi

Sur İlçe Vaizi Abdulhamit Yıldız’ın, İslam’da Gençliğin Önemi’ konulu sohbeti şöyle;

“İnsanoğlunun yaradılış amacı ve dünyaya gönderiliş amacı Allah’a kulluk ve ibadet etme vazifesidir. Cenabı Allah: “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât Suresi - 56) buyurarak bu hakikati bize bildirmiştir. Bu vazifeyi hakkıyla îfa etme imkânını bulabileceğimiz en uygun dönem, gençlik dönemi olduğu izahtan varestedir. Çünkü çocukluk döneminde birçok şeyi bilmediğimizden, yaşlılık döneminde ise birçok şeye güç erdiremediğimizden Rabbimize karşı kulluk vazifemizi ve ibadetlerimizi bihakkın yerine getiremiyoruz.  Öyleyse ne varsa gençlikte var… Bundan dolayı gençlik, insan hayatının en önemli ve en değerli dönemidir.

Peki, gençlerimiz insan hayatının en değerli dönemi olan bu gençlik nimetinin kıymetini biliyor mu? Gençlerimizin sahip oldukları bu nimetin farkında olmaları için bir gayret gösteriyor muyuz? Her konuda olduğu gibi Peygamber efendimiz (s.a.v)’in gençlere verdiği değer konusunda da kendisini örnek alıyor muyuz?

Gerçek şu ki dinimiz İslam, gençlere büyük bir önem vermiştir, Peygamber efendimiz (s.a.v) birçok hadîs-i şerîflerde gençlerin ve gençliğin önemini vurgulamıştır. Gelin, Allah Resulü’ nün gençlerin ve gençliğin önemi hakkında buyurduğu birkaç hadîs-i şerifini hatırlayalım.

Nebî (s.a.v), iffetini koruyan, Allah karşısındaki sorumluluğunun bilincinde ve istikamet üzere olan gençleri, ilâhî azabın karşısındaki engellerden biri olarak tanıtmış ve “...Huşû duyan gençler, (namaz kılarak) rükû eden yaşlılar, emzikli bebekler ve otlayan hayvanlar olmasaydı mutlaka başınıza azap yağardı.” (Ebû Ya’lâ, Müsned) buyurmuştur.

Hz. Peygamber, gençlerin terbiyesi ile özel olarak ilgilenmiş, mescidinin yanı başındaki Suffe isimli çardakta, Ebû Hüreyre (r.a) gibi nice delikanlıya dini öğretmiştir. Efendimizin yanında gençliklerini yaşayan Abdullah b. Abbâs gibi büyük sahâbîlerin, İslâm kültür ve medeniyetinin inşasındaki yerleri tartışılmazdır. Bulduğu her fırsatta gençlere özel tavsiyelerde bulunan Allah Resûlü"nün, Abdullah b. Abbâs’a verdiği öğütlerden biri şöyledir: “Delikanlı! Sana bazı sözler öğreteceğim: Allah’ı(n hakkını) koru ki Allah da seni korusun. Allah’ı(n hakkını) gözet ki O’nu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah’tan iste. Yardım dileyeceğinde Allah’tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki bütün toplum (varlık âlemi) bir konuda senin yararına bir şey yapmak için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana destek verebilirler. Yine (bütün toplum) sana zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana zarar verebilirler. Zira kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59)

Hz. Peygamber (s.a.v) bir başka hadis-i şerifte ise: “İnsanlar içinde Yüce Allah’ın en sevdiği kimse, kötülükleri terk edip, iyiliklere yönelen gençtir.” (Ebu Davut, Salât, 26) buyurarak gençleri, Allah’ın en sevdiği kişi olmakla müjdelemiştir. Güç, heyecan ve kuvvetin zirvede olduğu bu dönemde, tecrübesizlik gençleri tehlikeli girdaplara sokabilir. İşte Resûlullah (s.a.v) güçlü iradesiyle bu fırtınaya dayanıp harama düşmeyen genci, Allah’ın kendi (arşının) gölgesinden başka hiçbir gölgenin (himayenin) bulunmadığı kıyamet gününde gölgelendireceği (himaye edeceği) yedi kişiden biri olarak saymıştır:  "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi arşının gölgesinde gölgelendirecektir. Adil devlet başkanı, Allah'a ibadet içinde yetişen gençler, Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimseler, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde, 'Ben Allah'tan korkarım.' deyip iltifat etmeyen kimseler, Sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek kadar gizli veren kimseler, Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimseler." (Buhârî, Ezan, 36)

Efendimiz (s.a.v)’in bu hadisi şerifte adaletli devlet başkanın ardından Allah'a ibadet içinde yetişen gençleri zikretmesi çok manidardır. Zira bugünün genci, yarının devlet başkanıdır. Belki de Usame b. Zeyd (r.a) misali İslam devletinin ordu komutanıdır. Bu demektir ki gençlerimiz, geleceğimizin teminatıdır.

Bir mütefekkir şöyle der: “Gençliği ayakta olmayan cemiyet yataktadır.” Eğer gençlerimiz bir dava şuuru ve ümmet bilinci taşımıyorsa, bir hedef ve gaye uğruna ayakta değilse ve en kıymetli hazinesi olan gençlik dönemini boş ve malayani şeyler uğruna heba ediyorsa kendisi zaten ziyanda, cemiyetimiz de hem yatakta hem de hüsranda demektir.

Cenabı Allah’ın gençlere bahşettiği sağlık-sıhhat, gençlik, güç-kuvvet gibi nimetler ebedi olmayıp gececi birer fırsattır. Bu fırsatı da iyi değerlendirmek ve daha çok sevap kazanmak için bu nimeti ganimet bilmek gerekir. Nitekim Efendimiz buyurmuş ki: “Beş şey gelmeden evvel beş şeyi fırsat bil; Ölüm gelmeden önce hayatının, Hastalık gelmeden önce sağlığının, Meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktinin, İhtiyarlık gelmeden önce gençliğinin, Fakirlik gelmeden önce zenginliğinin.” (Hâkim: Müstedrek,)

Hem bu dünyayı hem de ahiretimizi mamur etmek istiyorsak imanlı, şuurlu, Kuran ahlakıyla bezenmiş, sünnet-i seniyyeyi kendisine rehber edinmiş ve İslam hamuruyla yoğrulmuş manevi değerlere sahip gençler yetiştirmeliyiz.

Böyle bir genç yetiştirmek bir açıdan baktığımızda kolay, bir başka açıdan baktığımızda ise biraz zordur. Şöyle ki; Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar…” (Buhari, Tefsir (Rûm), 2.) bu demektir ki aslında gençlerimizin mayası sağlamdır. Ayrıca asırlar boyunca semalarında Ezan-ı Muhammediye’nin yankılandığı bir memlekette doğup büyümüş ve Müslüman anne-babanın evladı olarak İslam kültürü ile yetişmiş olan gençlerimize istikamet üzere rehberlik edip gönüllerine dokunduğumuzda arzuladığımız ve özlediğimiz bir gençlik yetiştirmek kolay olacaktır. Zor tarafı ise hazzın ve hızın zirvede olduğu bir dönemde yaşıyor olmamız ve ayrıca şer odakların zehirli pençelerini açıp aç akbabalar gibi gençlerimiz için pusuda bekliyor olmaları hem bizi korkutuyor hem de Kuran ahlaklı gençler yetiştirmemizi zorlaştırıyor. Bu demektir ki işimiz, vaktimizden çoktur ve Agâh-ı Mütenebbih olmamız lazım…

Her nimet gibi gençlik nimeti de kıyamet gününde elbette hesabı sorulacaktır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça, onun ayakları Kıyamet gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, Gençliğini nerede yıprattığından, Malını nerede kazanıp, Nereye harcadığından ve Öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden." (Tirmizi, Sıfâtü'l-Kıyâme 1)

Son olarak diyebiliriz ki Allah Resûlü, peygamberlik görevi gereği toplumun her ferdi ile yakından ilgilenmiş özellikle gençlerle samimiyet dolu bir ilişki geliştirmiştir. Bir çocuğun aslında geleceğin yetişkini olduğu, bir gencin ise, vahyin en taze muhatabı olduğu düşünüldüğünde, onların ne kadar kıymetli oldukları anlaşılacaktır. Peygamberimiz çocuk ve gençlerin geleceğin sorumluluğunu yüklenebilecek nitelikte yetişmesi için hassasiyet göstermiş; merhamet ve muhabbete doymuş bir çocuk, yeryüzünün halifesi olduğunun şuuruna ermiş bir genç, kısacası eşref-i mahlûkât olan bir “insan” yetiştirmek için gayret etmiştir.

Unutmamak gerekir ki Hz. Peygamber (s.a.v)’in: “Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Buhari, Cuma: 11) hadis-i şerifini kendimize düstur edinerek Kuran ahlaklı gençler yetiştirmek için azami gayret göstermeli ve elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız. Her ne kadar da birileri gençlerimize, Z Kuşağı da deseler Alfa Kuşağı da deseler biz yine de umudumuzu kaybetmemeli ve gençlerimizi ihmal etmemeliyiz. Bu gidişata da “dur” deme zamanı gelmedi mi? Evet, elbette ki geldi. Bakınız, 5 Temmuzda Yaz Kuran Kursları başlayacak bu fırsatı ve her fırsatı iyi değerlendirmeli ve gençlerimizi sahih dini bilgi ile mücehhez kılıp tertemiz fıtratlarını Kur’an ile korumalıyız.

Gençlerimizin tertemiz dimağlarını hakikat membaı Kur’an’la beslemeliyiz. İmanı, ibadetleri ve ahlaki değerleri öğreterek ruhlarına hakikat tohumlarını ekmeliyiz. Ayrıca birliği, beraberliği, yardımlaşmayı, kardeşliği, saygıyı, sevgiyi, dürüstlüğü, paylaşma ve dayanışma ahlakını öğretmeli ve geleceğimizi ellerine teslim edebileceğimiz Kuran ahlaklı gençler yetiştirmeliyiz.

Rabbim, nefsimizi ve neslimizi her türlü kötülükten muhafaza buyursun.

Gençliğimizi ve ömrümüzü rızasına uygun geçirebilmeyi nasip eylesin.

Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kılsın ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eylesin.

Cenabı Allah gençlerimize daima iman ve istikamet üzere olabilmeyi ihsan eylesin.

İmanlı ve şuurlu bir gençlik yetiştirmeyi bizlere nasip eylesin…

 




Bu haber 1419 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbakır Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI