finans haberleri
Bugun...



Seyyid Muhammed Salih (ö. 1281/2864)

Seyyid Taha’nın küşük kardeşi ve halifesidir. Humarû’da doğmuş, buradan Nehrî köyü’ne gitmiştir. Seyyid Muhammed Salih, Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin 11. torunu ve Nakşibendî silsilesinin 32. mürşididir.

facebook-paylas
Tarih: 09-04-2022 00:30

Seyyid Muhammed Salih (ö. 1281/2864)

Seyyid Taha’nın yanında seyr ü sülûkunu tamamlayıp hilafet aldıktan sonra Berdesor’a gidip orada irşad ile meşgul olur. Seyyid Taha ve Şeyh Şamil ile birlikte Kafkas halkını Ruslara karşı savaşmaya teşvik eder ve bizzat kendisi de savaşır.
Seyyid Taha hastalanınca Berdesor’da bulunan kardeşi Seyyid Salih’i hatme ve teveccüh için Nehrî’ye çağırdığında kendisinden sonra yerine kimin geçeceği sorulunca Seyyid Taha verdiği cevapta şöyle der:  “Benim yerime kardeşim Seyyid Salih geçsin. O salih ve olgun bir zattır. Bana itaat ettiğiniz gibi ona da itaat ediniz”!
Seyyid Salih’in Seyyid Nuredîn ve Seyyid Muhammed Emîn adlarında iki oğlu olmuş, bunlar da evlat sahibi olmuşlardır. 
Seyyid Salih 1281/1864 yılında vefat etmiştir. Vefat etmeden önce ağabeyi ve mürşidi Seyyid Taha’nın ayakucuna defnedilmesi yönünde vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilmiştir. Böylece mezarı Seyyid Taha’nın kabrinin ayaktaşı Seyyid Salih’in baş taşı olacak şekilde ayarlanmıştır. Seyyid Salih’in bilinen bir halifesi vardır ki o da Şeyh Ubeydullah Nehrî’dir. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça eserinde bu amcası hakkında şöyle der:
Amcam, Seyyid Muhammed Salih’tir
Velilik makamlarını başarıyla geçmiştir
Genel veya özel, “kalp ehli” olan zatlar
Onun her makamı geçtiğine tanıktırlar
“Fakr” ve “tecerrüd”te o eşsiz biriydi
Kendi döneminin uyulan bir önderiydi
“Humarû”  onun doğduğu yerin adıdır
Ki birim olarak “Şemseddîn”e bağlıdır
Amcam tarikatta babama bağlanmıştır
O ulu, babamla anne baba bir kardeştir
Tarikatta babamın yerini amcam aldı
Eş dost içinde onun halifesi olarak kaldı
Amcam cennete ve köşklerine kavuştu
“Ğufr ya Ğuref” onun ölüm tarihi oldu 
2. 4. Şeyh Ubeydullah Nehrî (ö. 1300/1883)
Şeyh Ubeydullah 1243/1828 yılında Nehrî köyünde dünyaya gelmiştir. İlmî ve tasavvufî bir aile ve muhitte yetişmiş, babası Seyyid Taha’nın yanında amel etmeye başlayıp amcası Seyyid Muhammed Salih’den hilafet almış ve amcasının vefatından sonra Nehri Tekkesi’nin postnişini olmuştur. Nitekim “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça mesnevisinde bizzat kendisi bunlara dikkat çekip şunları söylemektedir:  
Geşt târîh-i vilâdem “el-Ğarîb” Doğum tarihim “el-Ğarîb”  kelimesi oldu
Lâ aceb minna el-ğarîb ân ğarîb Bize hep garipliğin düşmesi sürpriz olmadı
Ger nedârem hîç ahlâk-i murîd Gerçi sahip değilim ben bir mürit ahlakına
Nisbetem der zâhir ec ‘am resîd “Nispet” görünürde amcamdan ulaştı bana
Zikr-i telkînem şod ez ‘amm-i girâm Bana zikir telkin eden, saygın amcam
Hem zi vâlid  dâştem sohbet-i temâm Hem babamdan da aldım sohbeti tam
‘Amm-i men Seyyid Muhammed Salih est Amcam, Seyyid Muhammed Salih’tir
Der makâmât-i velâyet fâlih est Velilik makamına ermeyi becermiştir
Muhammed Emîn Zekî Bey ve Alaeddîn Seccâdî gibi bazı yazar ve araştırmacılar Şeyh Ubeydullah’ın doğum tarihini 1247/1831 olarak vermişlerdir. 
Şeyh Ubeydullah’ın küçük yaşta ailede başlayan eğitimi Nehrî Medresesi’nde devam etmiştir. Medrese tahsilini tamamlayınca babası Seyyid Taha’dan tasavvufî eğitim almaya başlamış ve bu eğitimini amcası Seyyid Muhammed Salih’in yanında sürdürerek ondan hilafet almıştır. Amcası Seyyid Muhammed Salih’in 1280/1864’te vefatı üzerine Nehri Tekkesi’nde irşad postuna oturmuştur. Günlük ziyaretçi sayısının 300-400 kişiden aşağı düşmediği bu tekkede Anadolu’dan İran’a, Şirvan ve Dağıstan’dan Musul’a kadar farklı bölgelerden çok sayıda halife yetiştirmiştir. Şeyh Ubeydullah Nehrî, dinî açıdan imkân ve ortam uygun olmak şartıyla kadınların sohbet ve tasavvufî eğitiminden istifade etmelerine sıcak bakmakla beraber, onlara teveccüh yaptırma hususuna pek sıcak bakmamıştır. Bu hususta kendisinden izin isteyen bir halifesine de olumsuz cevap vermiştir. Pek çok Hâlidî şeyhinde görülen bu tavrın, Mevlana Halid’in bu husustaki kesin kararından kaynaklandığı aşikârdır. Çünkü Mevlana Hâlid kadınların tarikata alınmaları ve onlara yapılacak sohbet ve diğer uygulamalar konusunda oldukça titiz davranmış ve çoğu zaman bu hususta gevşek davranan halifelerini şiddetle uyarmıştır. Bunun en açık örneklerinden biri Bağdatlı halifesi Seyyid Ubeydullah Haydarî’dir. Mevlana Hâlid kadınlara ders ve irşad konusunda koyduğu prensiplere uymada zafiyet gösterdiği için önce Seyyid Ubeydullah Haydarî’yi uyarmış ardından kendisine verdiği irşad iznini iptal etmiştir.  
Halifelerinin tarikat ve tasavvuftaki seyr ü sülûkünü bizzat takip eden Şeyh Ubeydullah, tasavvufî eğitimini tamamlayamayan müritlerine hilafet vermemiştir. İranlı müritlerinden Rahmetullah Sakızî’nin tasavvufî eğitim sırasında bazı hususlarda gevşeklik göstermesinden dolayı üç yıl üst üste seyr ü sülûka sokmuş ve üçüncü yılın sonunda tarikat icâzeti vererek memleketine irşatla görevlendirmiştir.  
Vefaî’ye Göre Şeyh Ubeydullah ve Halifeleri 
Vefaî’nin Hayatı: Mahabad’ın meşhur şair ve tasavvuf erbabından biri olan Vefaî’nin gerçek adı Mîrza Abdurrahîm’dir (ö. 1320/1902). Vefaî onun mahlasıdır. Tarikat olarak Nakşibendî/Halidî olan Vefaî, Nehrî Tekkesi’nde Şeyh Ubeydullah için kâtiplik, onun çocukları işin de öğretmenlik yapmıştır. Şeyh Ubeydullah’ın vefatından sonra “Tuhfetü’l-Müridîn” adlı Farsça bir eser yazan Vefaî, bu eserinde Şeyh Ubeydullah ve faaliyetleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Şeyh Ubeydullah’ın tasavvufî faaliyetleri ve halifeleri hakkında başka kaynaklarda pek rastlanmayan orijinal bazı bilgilere bu eserde rastlanmaktadır.  
Baba Merdûx Rûhânî’ye göre babasının adı Molla Ğafûr olan Vefaî 1264/1848’de Mahabad’da doğmuştur.  Temel eğitiminin ardından Mahabad’da medrese tahsiline başlamış ve Arapçanın yanı sıra İslamî ilimleri de tahsil etmiştir. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra icazetname almakla birlikte herhangi bir cami veya medresede görev almamış, fakat Mahabad’da kendi imkânlarıyla çocuklara yönelik özel bir okul açmıştır.  
Medreselerinde çok sayıda Mahabadlı talebenin tahsil gördükleri Süleymaniye şehrine giden Vefaî oradaki ilmî şahsiyetlerle görüşmüş ve bu seyahati sırasında Hevraman bölgesinin ilim ve tasavvuf merkezlerinden Biyare ve Tawîle Medreselerine uğrayarak oralardaki ilmî ve tasavvufî faaliyetlerden istifade etmiştir. 1860’lı yıllarda henüz genç bir şair olmasına rağmen şiirleri İran, Irak ve Anadolu’daki Kürt entelektüeli arasında yayılan Vefâî’den etkilenen Şeyh Ubeydullah onu Nehrî’ye davet etmiş, o da bu daveti kabul ederek Nehrî’ye gelmiştir. Vefâî’nin Nehrî’de üstlendiği iki önemli görevden biri Şeyh Ubeydullah için kâtiplik yaparak onun mektuplarını yazması, ikincisi de Şeyh Ubeydullah’ın çocuklarına öğretmenlik yapmasıdır. Şeyh Ubeydullah’ın çocuklarından özellikle Seyyid Abdülkadir ve Seyyid Muhammed Sıddık’a Farsça ve hüsn-i hat dersleri veren Vefaî bizzat kendisi bu iki görevi yerine getirdiğini ifade etmektedir.  
Yaklaşık 14 yıl Şeyh Ubeydullah’ın özel kâtibi olarak birçok mahrem hadiseye ve aile sırlarına vâkıf olan Vefaî, 1320/1902 yılındaki üçüncü ve son haccından dönerken Şam’da vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. 
Vefaî’nin Eserleri: Vefaî’den geriye bir “Divan” ve “Tuhfetü’l-Mürîdîn” adlı Farsça bir eser kalmıştır. 
Vefaî 1895 yılında yazmaya başladığı ”Tuhfetü’l-Mürîdîn” aslı eserini, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Seyyid Abdülkadir’in talebi üzerine yazdığına dikkat çekmektedir.  Vefaî bu talep üzerine eseri tamamladıktan sonra Seyyid Abdülkadir’in ikamet ettiği İstanbul’a gidip ona teslim etmeye karar vermiştir. 1314/1897 yılında Şeyh Ubeydullah’ın Mahabadlı halifelerinden Muhammed Emin Ermenbulağî ve Abdullah Zerderûyî ile beraber İstanbul’a gitmek üzere yola çıkarlar. Urfa’ya vardıklarında Seyyid Abdülkadir’in ikinci defa sürgün edildiği haberini alırlar. Seyyid Ubeydullah bu defa Medine’de zorunlu ikamete tabi tutulmuştur. Vefaî’nin Medine’ye gidebilecek kadar parası yoktu. Arkadaşlarından borç para alarak yola koyulur. Medine’de Seyyid Abdülkadir’i ziyaret eden Vefaî’nin eseri orada teslim ettiği anlaşılmaktadır. Yazma haliyle yaklaşık bir asır Şeyh Ubeydullah’ın İran’daki halife ve akrabalarının yanında muhafaza edilen bu eserin elyazması nüshası 274 sayfadır.  Seyyid Taha’nın halifelerinden Molla Hızır Erzîveyî’nin torunu Gazi Muhammed Hızır, Tergever’e giderek orada muhafaza edilen bu asıl yazma nüshayı kendi hattıyla istinsah etmiştir. Farsça olan bu eserin Kürtçeye tercüme etme görevini üstlenen Muhammed Heme Bakî 1999 yılında eserin Kürtçe tercümesinin baskıya verilmesini sağlar. Bu eserin önem arz ettiği bazı noktalar şunlardır. 
1. Bu eser, Şeyh Ubeydullah gibi yaşadığı döneme damgasını vurmuş dinî, siyasî ve toplumsal liderliğe sahip bir şahsiyetin özel kâtibi tarafından kaleme alınmıştır. 
2. Farsça olan bu eser Farsça ve Kürtçe şiirlerle zenginleştirilmiştir. 
3. Eser, Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin ilk yıllarında Hakkâri ve çevresinde meydana gelen siyasî, askeri ve toplumsal hadiselere ışık tutmaktadır.
4. Bu eser Şeyh Ubeydullah’ın tasavvufî faaliyetleri ve halifelerinin bugüne kadar pek bilinmeyen bazı hususiyetleri hakkında bilgi vermektedir.
Bu eserin Kürtçe tercümesi Muhammed Heme Bakî tarafından yapılmış ve 1999 yılında İran’ın Saqiz şehrinde bin adet olarak bastırılmıştır. Bu çalışma Muhammed Heme Bakî’nin yazdığı 38 sayfalık bir giriş ve eserin asıl nüshasında yer alan beş bölümden oluşmaktadır. Elimizdeki nüshası dört bölümden oluşan bu eserin birinci bölümünden Şeyh Ubeydullah Nehrî ile ilgili dikkat çeken bazı kesitleri aşağıda sunuyoruz. 
Şeyh Muhammed Salih vefat ettikten sonra Şeyh Ubeydullah onun yerine tarikat tahtına oturdu ve tekkenin postnişini oldu. Postnişinliği üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra onun huzuruna varma şerefine nail olan Vefaî burada kendisine sunduğu ilk şiir bir “müseddes”dir. O sıralarda henüz taze iki genç fidan olan oğulları Şeyh Muhammed Sıddık ve Şeyh Abdülkadir’e 10 ay süreyle Farsça ve Hat dersleri veren Vefaî, Kış mevsimi bitip Bahar mevsimine girildiğinde artık memleketime dönmek için Şeyh Ubeydullah hazretlerinden izin ister. Fakat Şeyh Ubeydullah ona, “git evini de al buraya taşın” deyince, o da emre itaat ederek kısa bir süre sonra evini Nehrî’ye taşır. 
Şeyh Ubeydullah 1876 yılında İstanbul üzerinden hacca gitmeye karar verir. Yol güzergâhında Van, Erzurum ve Karadeniz’e kadar karayolunu kullanan Şeyh, Karadeniz’den İstanbul’a kendilerine tahsis edilen “Piyale” adlı bir vapurla gider ve İstanbul’da devlet ricali ve halkın teveccühüyle karşılaşır. Daha sonra Mısır, İskenderiye ve Yenbû’ şehirlerini geçerek Medine-i Münevvere ’ye varır. Kutsal topraklarda hac vazifesini yerine getirdikten sonra Cidde üzerinden Halep, Van ve Şemdinli’ye geri döner. 
Şeyh Ubeydullah 1877/1878 Osmanlı ve Rus savaşında kendisinden yardım isteyen II. Abdülhamid’e, olumlu cevap verir. Bu bağlamda Hakkâri ve Van çevresinden topladığı en az 100 bin kişilik bir Kürt ordusu ile Gever’den Bazîd şehrine doğru harekete geçer ve Bazîd’de Rusları iki kez yenilgiye uğratır, çok sayıda Rus askeri öldürülür ve birçoğu esir alınır. Bu sıralarda önemli bir gelişme olur: Osmanlı Devleti’nden makam sahibi bazı kimseler ihanet ederek Ruslarla işbirliği yapar ve hiç savaşmadan Kars, Batum, Ardahan, Bazîd ve diğer birkaç yeri Ruslara teslim ederek geri dönerler ve Osmanlı askerî güçlerinin yenilmesine yol açarlar. Onların geri çekilmesinden sonra Ruslarla savaşmak ve onları mağlup etmek tekrar Şeyh Ubeydullah ve Kürt ordusuna düşer.   
Şeyh Ubeydullah kendisini bir Kürt ayaklanmasına götüren sebepler bağlamında İranlı yöneticilerin çoğunlukla Sünnî Kürtlerin meskûn oldukları bölgelerde halka rahatsızlık vermelerini ve onlara baskı yapıp ağır vergiler koymalarını görmüştür. Bu bağlamda harekete geçen Şey önce ilgili mercileri uyarmış ve şikâyet konusu hadiselerin araştırılması için tarafsız bir heyetin kurulmasını talep etmiştir. Bu iş için oluşturulan ve içinde Vefaî’nin de yer aldığı heyet bir sonuca varmayınca Şeyh Ubeydullah 1880 yılında büyük bir askeri güçle ayaklanarak İran’a saldırmıştır. Osmanlı Devleti’ne de sıçrayan bu ayaklanma bastırıldıktan sonra ailesi ile birlikte kutsal topraklarda zorunlu ikamete tabi tutulan Şeyh Ubeydullah 9 Zilhicce 1300/ 12 Ekim 1883 tarihinde geride Seyyid Reşid, Seyyid Alaaddin, Seyyid Abdülkadir, Seyyid Mazhar ve Seyyid Muhammed Sıddık adlarında beş çocuk bırakarak Mekke’de veba hastalığından vefat eder. Cenazesi Mualla Kabristanında Hz. Peygamber’in eşi Hz. Hatice’nin ayakucuna denk gelecek şekilde defnedilir. Vefaî onun vefatı üzerine Kürtçe bir mersiye (ağıt) nazmeder fakat bu mersiyeyi bir mülahazadan dolayı aşikâr etmeyip bir kenara çekilerek ve ağlayarak kendi kendime okur. Sonra bir gece rüyasında Şeyh Ubeydullah’ı görür. Rüyaya göre hepsi de sarıklı yaklaşık 200 halife ona hizmet etmek için huzurunda bekliyorlardı. Bu arada hem Şeyh Ubeydullah’ın hem de o iki yüz halifenin ellerinde Vefaî’nin yazdığı Kürtçe mersiyenin nüshaları vardı ve onu okuyorlardı. Şeyh Ubeydullah bu bağlamda Vefaî’ye şunları söyler: “Mîrza! Şima hem nusxey xwudet râ bîrûn âwer ve bixwân ve ibrâz dâr ve maxfî mekon!” (Mîrza! Sen de kendi nüshanı çıkarıp getir, oku, açığa çıkar ve gizleme!). Vefaî şöyle der: “Ben bu rüyayı görme halinde iken uyandım ve anladım ki bu Kürtçe mersiyeyi saklı tutmak Şeyh Ubeydullah hazretlerinin hoşuna gitmemişti. Bunun üzerine bu mersiyenin nüshalarını çoğalttım ve bütün Kürdistan’a dağıttım”. 
Vefaî’nin eserinde Şeyh Ubeydullah’ın halifeleri oldukları tescil edilen 19 kişiye dikkat çekilmektedir. Vefaî bu halifelerden bir kısmının sadece adını vermekle yetinmiş, diğer bir kısmı hakkında daha fazla bilgi vermiş ve onlarla ilgili anıları kaydetmiştir. Bu halifelerin isim listesi aşağıda sunulmuştur. 
1. Seyyid Abdülkadir Nehrî
2. Seyyid Muhammed Sıddık Nehrî 
4. Seyyid Heme Said Şemdînî  
3. Molla Muhammed Emin Ermenbulâğî 
5. Molla Dervîş Hakkârî
6. Molla Abdullah Zederû
7. Molla Abdurrahim Ziyâretî
8. Molla Fehim 
9. Şeyh Muhammed Medenî 
10. Şeyh Keşfüddin et-Tâleşî 
11. Molla Abdullah Süleymanî 
12. Şeyh Rahmetullah Sakızî 
13. Şeyh Nûreddin 
14. Molla Mustafa Gerdî 
15. Şeyh Abdurrahim Savuçbulağî (Mahabadî) 
16. Şeyh Ömer Erbîlî 
17. Molla Sâdık 
18. Molla Abdurrahman Terkaşe 
19. Molla Abdurrahman Kelbî Rezahânî



Bu haber 1390 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Dünya Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS

bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

escort escort bayan escort istanbul adalar escort anadolu yakası escort anal escort arnavutköy escort atakent escort ataköy escort ataşehir escort avcılar escort avrupa yakası escort bağcılar escort bahçelievler escort bahçeşehir escort bayrampaşa escort beşiktaş escort beykent escort beykoz escort beylikdüzü escort beyoğlu escort bostancı escort büyükçekmece escort çapa escort çatalca escort çekmeköy escort erenköy escort etiler escort eyüp escort fatih escort fenerbahçe escort florya escort fulya escort gaziosmanpaşa escort gecelik escort göztepe escort grup escort gülbağ escort güngören escort halkalı escort haramidere escort hasanpaşa escort ikitelli escort iranlı escort ıspartakule escort istanbul masaj salonu masöz bayan japon escort kadıköy escort kağıthane escort kartal escort kayaşehir escort kızıltoprak escort küçükçekmece escort küçükyalı escort kurtköy escort mahmutbey escort maltepe escort merter escort nişantaşı escort ortaköy escort osmanbey escort pendik escort rus escort sahibe escort sancaktepe escort sarıyer escort şerifali escort şile escort silivri escort şirinevler escort şişli escort şişli masöz suadiye escort sultanbeyli escort sultangazi escort taksim escort topkapı escort türbanlı escort tuzla escort ümraniye escort üsküdar escort zenci escort zeytinburnuescort izmit escort porno izle eskort hd porn İstanbul escort bayan
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI