finans haberleri
Bugun...



ŞİMŞEK: HER ÇOCUĞUN RUHSAL CANSUYU ANADİLİDİR

Toplumsal Mutabakat Derneği Genel Başkanı ve siyasi analist Mahmut Şimşek ile ekonominin her şeyi kasıp kavurduğu bu süreçte STK’lar, Kürtler için demokrasi yolu, Anadil, partilerimiz, başkanlık sistemi, genel Af ve seçimleri konuştuk. Mahmut Şimşek sorularımıza tarafsız, net ve bilimsel siyaset ışığında ders niteliğinde çarpıcı yanıtlar verdi.

facebook-paylas
Güncelleme: 08-08-2022 19:38:23 Tarih: 08-08-2022 00:30

ŞİMŞEK: HER ÇOCUĞUN RUHSAL CANSUYU ANADİLİDİR

Diyarbakır’da bin beş yüze yakın STK var. Bu STK enflasyonuna ne diyorsunuz?

Bu kuruluşların bazılarını partilerin elinde birer ideolojik güç, bazılarını banal yozlaşmayı hızlandıran bir etken olarak görüp ürkmek yerine, örgütlü nicelliğin zamanla niteliğe dönüşebileceğini, yani bu yatay gelişmenin bir dikey gelişmesinin de olacağını varsayıp, sivil düşüncemizin zenginliği olarak görelim…

Peki siz kendinizi, Toplumsal Mutabakat Derneği’ni nerede görüyorsunuz?

Biz, yerelde ve genelde toplumsal mutabakatı arzulayan bir düşünce kuruluşuyuz. Partiler, üstü kalmaya özenli ve kararlıyız. Ülkemizin demokratik toplumsal mutabakatı üzerine düşünce üretmeye yönelik çabamız olacak. Şiddetin dışında, demokratik anlamda her düşünceden arkadaşımız var. Üyelerimiz, belediye başkanından yerel meclis üyesine, iş insanından mimarına, mühendisine, sendikacısından işçisine, doktorundan kamu yöneticisinden, toprak sahibinden, hukukçudan oluşmaktadır. Ortamları germeden, çözüm önerileriyle yeni toplumsal hafıza oluşturmaya çalışacağız. Bu ülke herkese yeter. Herkesin huzur içinde bir yeri ve bir adı olsun. Herkes yerini bilsin. Amacımız insanlarımıza sivil barış ve huzuru anlatabilmektir.

İktidar ve muhalefet partileri bu konularda görevlerini yapmıyorlar mı? 

Ulus devletin aşılamayan siyasi kalıpları yüzünden adıyla, aidiyetiyle çağıramadığımız, yaşatamadığımız, konuşturamadığımız yurttaşlarımız kimi demokratik haklarını eksik yaşadıkları söylenebilir. Siyasi irade ve bürokrasi kimi hak sahiplerine oldum olası renk körü, hak sağırıdır. Bu nedenle biz sivil düşünceler, yeknesak bir toplumsal mutabakat sağlamaya çalışacak, siyasi partilere eşit mesafede duracak ama onları uyaracak bir sivil ortak güç oluşturacağız. Maalesef siyasi partileri uyarması gerekenler, katılımcı düşünceleriyle öne çıkması gerekenler görevlerini hakkıyla yapmıyorlar. Uyarıcı, ileri gözetleyiciler olacaklarına taraftar oluveriyorlar. Ülkede yaşanan sıkıntıların giderilmesi için sivil bir toplumsal mutabakata şiddetle ihtiyaç var.

Bunu kimler ve nasıl sağlayacak?

Demokrasinin ileri gözetleyicileri... Yani, stk, dkk, vakıf ve kanaat insanları. Bu unsurlar demokrasinin birer ileri gözetleyicileri ve uyarıcı ikaz ışıklarıdır. Bunlar, ideolojiler için taraftar değil, daha çok insan hak ve özgürlükleri için objektif davranmaları gereken gruplar olmalıdır.

Sonuç…

Dünden bugüne kaotik ortamlarda yaşamak zorunda bırakılan ülkemiz insanına ve mazlum Kürd halkına ısrarla ve temelden yanlış şeyler dayatılıyor.

Mesela neler dayatılıyor?

Örneğin, ulus devletin yönetim sisteminde sağ iktidarlar zaman zaman insana ve Müslüman’a yakışmayan baskıcı, faşist, ret ve inkar uygulamalarını dayatırken, 1970’lerden sonra da kimileri halka sosyalist ucube elbise giymeleri için sol ideolojiyi dayatmaya başladılar. Bu her iki yol yaşamsal olarak da bilimsel olarak da Kürd’ün ulusal demokratik hakları için yanlış yollardır. Her iki yol da halkımızı, ülkemizi ve demokrasimizi kanlı, kavgalı çıkmaz sokakta çakılı tutmaktır. Yukarıda

belirttiğim gibi, biri asimilasyoncu resmi ideoloji inkârcılığını ve teslimiyeti dayatıyor. Diğeri ondan aşağı kalmayan hayali Sosyalizm’i, Stalinizm’i dayatıyor. Kürd ulusal demokratik çıkarları için bu iki yolda bana göre yanlıştır. Halkın toplumsal mutabakatını bozan, ulusal mutabakatını sağlayamaz.

Çok partili dönemden bu yana hiçbir iktidar Kürt’ü anlayamadı mı? 

Bu ülkede ulus devlet ve iktidarlarının hizmet için demokratik yönetim şeffaflığı birlikteliğini becerebildikleri söylenemez. Lakin teslim etmek gerekir ki, Kürd haklarıyla ilgili en cesur ve en kutsal adımları de facto olsa da Ak Parti iktidarı attı. Bu inkar edilemez. Demokratik normalleşme ortamını yaratacak, konuşacak, çözüm sunacak, siyasi irade ve cesaretiyle donatılı siyaset erbabı hâlâ o görülüyor.

İktidar neden bu kadar değişti?

Kişisel olarak şunu söyleyebilirim. Merkez sağ parti konumundaki iktidar bu misyonunu terk edip Milliyetçi ideolojiyle öne çıkması, kendini ve tabanını zora soktu. MHP ile özel ortaklığından bu yana Kürdlerle, silahlı örgütü, bir tutma algısı olguya dönüştü. Ülke genelinde muhafazakar anti PKK’li Kürd tabanını küstürdüğünün farkında değil. Sayın Erdoğan batan güneşe mi, doğan güneşe mi çekildiğini acilen çek etmeli.

Sizce, siyasi partiler neden demokrasi için mücadele etmiyor, bir araya gelmiyor, demokrasi ağacını sağlıklı büyütmüyorlar?

Sanırım, ulus devlette demokrasinin önünü tıkayan siyasi liderlerdir. Siyasi liderler, devletlerinin bilgeleri olacaklarına, devletlerinin ulusal kahramanı olmaya çalışıyorlar.

Ortam Temmuz’dan sıcak ve çok gergin, nasıl normalleşeceğiz? 

Sosyal ve siyasal psikolojik eğriye ekonomik eğri de yüklenince normalleşemiyoruz. Normalleşemeyince de sakinleşemiyoruz. Pazardan mutfağa yönelen yangının ortak çabayla söndürülmesi gerekir. Partiler stratejik konulardan kaçıyor. Ciddi bir konu önlerine geldiğinde maalesef taktiksel yaklaşıyorlar. Olmadı, işi kendi özel veya resmi ideolojilerinin ulusal namusunda boğduruyorlar. Oysa normalleşmede aksayan ekonomik, siyasal, kültürel ve hukuksal sorunların bir bedeli var. Bu bedeller halka geri sunulmadan normalleşme olmaz. Halk normalleşmeyi sürdürmeyeni iktidarda tutmaz. Yeni bir çıkış yolu önermeyen muhalefeti de iktidar yapmaz. İşte bu ülkede o zaman kaos başlar… Son günlerdeki Cemevlerine saldırılar, Kpss rezaleti, endişemizi artırıyor. Sayın Erdoğan 2005 12 Ağustos Diyarbakır’a geliş dinamizmini hatırlayarak, ya Allah, bismillah deyip bölge vatandaşlarıyla el sıkışmayı dener mi? Göreceğiz.

Son Kürd dili öğretmeni atamasına karşı bir basın açıklamanız oldu…

Evet, toplamda 10 Stk, Dkk ve 5 siyasi partiyle bir açıklama yaptık. Yeni öğretim yılında yirmi bin Kürd öğrenciye üç Kürd öğretmen atanmasına sessiz kalan Sayın Devlet Başkanı Erdoğan’a yakışmıyor dedik. Ek atama istedik. Umarız sesimiz kendilerine ulaştırlmıştır.

Peki, her önüne gelenin diline doladığı şu anadilde eğitim öğretim nasıl olmalı sizce?

Efendim her dilin ve kültürün fidanı çocuktur. Her çocuğun ruhsal cansuyu anadilidir. Anadilde eğitim ve öğretim hakkı bir kere öğrencinin yaşı ile başlamalıdır. Bu hak, yeryüzündeki tüm çocukların, evrensel çocuk haklarıyla yaşamasının zorunlu bir gereğidir. Bu hak, dinimize göre de ilahi, yani Kur’an’i bir haktır ve şarttır.Hucûrat suresi 13.Ayet ve Rum suresi 22. Ayet buna işaret eder. Dünyevi olarak da demokratik bir haktır. Bu nedenle anadilde eğitim ve öğretim okul öncesi yani anaokulunda devletçe başlatılmalıdır. Eğitim ve öğretim için bina, insan ve her türlü kaynak ile yasal düzenlemeler devletçe oluşturulmalıdır. Buna paralel Türk Dil Kurum’u, Türk Tarih Kurumu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları bünyesinde Kürd dili, tarihi ve kültürü seksiyonlarını alt yapılarıyla yasal olarak açmak ve geliştirmek devletin işidir. Devlet bu alanda ailelere, öğrenciler ve öğretmenlere güven verip, güven kazanmalıdır.

Bence her siyasetçi ve yönetici bu cevabınızı tekrar tekrar okumalıdır. Başkanım yine seçim geliyor Kürtlerle ilgili yalancı baharlar çoğalır mı?

İzninizle bana ait bir sözle sorunuzu açayım;”Kürdler, siyasetin kılcal damarından aort yapacak kadar siyaseti öğrenmişler.” Kürd seçmen hem sorgulayıcı hem etki tepkiyle iç içe yaşayan bir seçmendir. Bu seçmen partilerin yol işaretlerine bakarken, kendini görmek isteyecek…

Kürdler kandırılmaz mı diyorsunuz?

Bakın, Müslüman, milliyetçi ve sosyalist ideolojisi ile siyaset yapanlar tabanlarını emr-i vaki kararlarıyla yönetirler. Bu ideolojileri benimsemiş Kürd varsa onun da bu emr-i vaki kararlara itirazı olmaz, biat etmesi doğaldır. Diğer Kürdler  biraz zor kandırılır.

 Bütün partiler başkanlık sistemini istemiyor diyorsunuz neden?

Doğrudur… HDP dahil, meclisteki bütün partiler aslında başkanlık sistemini istemezler. Dibi yerel yasalarla doldurulmuş, yeni bir anayasayla desteklenmiş bir başkanlık sistemi düşünün… Vatandaşın adı, dili, coğrafyası, eğitimi yerel meclisleri,  genel meclisleri sistemde bilinecek, söylenecek,  demokratik birlik yaşamında yer alacak… Bu tablo oluşunca, şimdiki siyasi anlayışlara koltuk kalır mı? Başkanlık sistemine bu siyasetlerin ayak diretmesi doğaldır, diye düşünüyorum. 

Peki, başkanlık sisteminde dedikleriniz olunca, ne değişir?

Orta vadede demokratik alt yapısı tamamlanmış bir başkanlık sisteminde Türk milliyetçiliğinin vatandaşları ayrıştırma veya kimini yok sayma zemini giderek azalacak. Radikal siyasetler yerini demokratik siyasetlere bırakacak. Partiler enflasyonu olmayacak. İki veya üç parti mecliste kalabileceğinden siyasi ve demokratik bir gelişme ve olgunluk yaşanacak. Herkes kendi adıyla çağrılacağından vatandaşlar siyasetçilerin ağzına değil, kendi işine gücüne, çoluğuna çocuğuna bakacak. Devlet kapsayıcı ve adaletli olunca, sistemin iktidarı da vatandaşını tam demokraside yaşatabilecek.

Peki, korkularını tetikleyen sebep ne? 

Vatandaş olarak bölüneceğiz diye korkanlar yok değil, var. Bu kesimlerin neden korkmamaları gerektiğine ikna etmek de bize… Daha çok bize düşer. 

Peki, parlamentarizmi neden Kürtlerin aleyhine görüyorsunuz?

Fikrimce, Türkiye’de parlamentarizm bürokrasidir. Türkiye gibi büyük ülkelerde parlamentarizm hantallıktır.  Bugün git… Yarın Geldir. Yüz yıldır yaşadığımız bu sisteme U dönüşünün ülkeye sosyoekonomik ve politik bir getirisi olacağına inanmıyorum. Yüz yıllık parlamentarizm, Kürd’e ancak uyutma beşiği olabildi. Bu nedenle seçimden sonra başkanlık sistemini bir inşirah hareketiyle ele almak, yeniden yapılandırmak gerekir.

Seçimler ne getirir, ne değişir?

Bakın dibi doldurulmamış başkanlık sistemine karşı muhalefetin söylediği yeni bir önerme var mı? Anti-Erdoğan suçlaması dışında bir şey yok. Ekonomik gidişat evrensel bir geçiş olsa da iktidar güç kaybında mı? Evet. Meclis aritmetiği her seçimde olduğu gibi yine rakamsal ve renksel değişime uğrayabilir mi? Evet.  Her şey kötü mü? Evet. Üstüme vazife değil ama bu muhalefet her şeyden daha kötü be kardeşim...  Sadece ulus devletin milliyetçi egosu ve ezberi hemen hemen her siyasi parti tarafından pompalanıyor. Muhalefet güler yüzlü fotoğraflarda yanaşık düzen de bir araya geliyor ama beyinleri bir türlü bir araya gelemiyor. Henüz milliyetçi, liberal söylemlerle yarım dizine parti varoluş nedenlerini sosyalizm sayan HDP’nin oluşturduğu “üçüncü yolcular”la hangi terminalde buluşacaklar? Tam da buluşamaz, diyeceğim ama, “düşmanımın düşmanı dostumdur “ Arap sözü ve 2019 İstanbul seçimi, Erdoğan’ın pragmatik cesareti ile Kürd halkını anlama kabiliyeti at başı aklıma geliyor. Bu seçimde Türk Milliyetçi ideolojisi savunan İYİ parti veya Kürd’ sosyalist ideolojisini savunan HDP, ikisinden biri son anda Rus ruleti oynayacak gibime geliyor... Süreç siyasi sürprizlerle dolu… Ancak, benim bu günkü tabloda belirlemem şudur; Kendisinden güçlü bir muhalefeti olmayan iktidar değişmez.

 Güçlenen parti hangisi? 

Şu an dünyanın birinci gündemi pahalılıktır. Herkes çarşı pazar derdinde… Bu günlerde her ülkenin en büyük partisi EHP (Ev Hanımları Partisi) dir. Hanımlara, gençlere, dünü değil, geleceği anlatan kazanır.

Ülkede toplumsal mutabakat nasıl sağlanır?

Çok uluslu ulus devletlerde en belirgin kronik hastalık şovenizmdir. Sistemin çarkı toplumsal mutabakata değil, ulusal mutabakata endekslidir. Toplumsal mutabakat terazisinin siyasi demokrasi ve ekonomik demokrasi kefeleri mizanda tutularak denge sağlanabilir.   

Seçim öncesi iktidar iç ve dış politikada neler yapmalı?

Bu seçim İktidar için ya herû ya merû seçimidir ve önündeki en büyük engel Kürd ve Ekmektir. İç politikada durdurduğu reformları onarmalı… Yaptıklarını değil, yapacaklarını çok iyi bir pratikle anlatmalı… Seçim sonrası toplumsal normalleşme için muhatabı halk olan ve yasaya dayalı esaslı bir demokratik süreç stratejisini ele alacağını kamuoyu ile paylaşmalı… Başkanlık sisteminin alt yapı yasa taslaklarını ve yeni anayasa çalışmalarını akademisyenlerden oluşan konferanslarla şimdiden kamuoyu ile paylaşmaya başlamalı... Sayın Devlet Başkanından genel bir Af beklenendir. Dış politikada yeni hamleler için Brüksel ABD’si, ABD ve İran ile normalleşme, Irak ve Suriye ile yeni barış politikaları, Rusya ve IKBY ile daha reel ilişkiler olabilir. İktidarın tüm bunları yapma imkanı var…

Teşekkür ederim sayın Başkanım, Dolu dolu bir sohbet oldu. Son sözünüz?

 Demokrasinin en güzel maçı seçim, en adaletli hakemi halktır.




Bu haber 2538 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbakır Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI