|
Tweet | Tarih: 13-05-2026 00:05 |
Bilal Daş
Panel, Ali Emiri Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Etkinliğin moderatörlüğünü gazeteci Rüşen Seydaoğlu üstlenirken, konuşmacılar arasında anayasa hukukçusu Sevtap Yokuş, akademisyen Fazıl Hüsnü Erdem, avukat Gürkan Çakıroğlu ve avukat Özgür Erol yer aldı.
Programa ayrıca Serra Bucak, DBB Meclisi eşsözcüleri, yerine kayyım atanan Ahmet Türk, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti milletvekilleri Sevilay Çelenk, Cengiz Çandar ve Serhat Eren ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ve yurttaş katıldı.
“Barış bir inşa sürecidir”
Panelde ilk sözü alan Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Türkiye’de barış tartışmalarının yeni olmadığını belirterek, özellikle 1990’lı yıllardan bu yana demokratik çözüm ve toplumsal barış arayışlarının sürdüğünü ifade etti. Barışın kısa sürede sonuç alınabilecek bir süreç olmadığını vurgulayan Yokuş, “Barış sabır, emek ve kararlılık isteyen uzun soluklu bir inşa sürecidir” dedi.
Toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çeken Yokuş, demokratikleşme olmadan kalıcı bir çözümün mümkün olmayacağını söyledi.
“Negatif barıştan pozitif barışa geçilmeli”
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ise konuşmasında “negatif barış” ve “pozitif barış” kavramlarına dikkat çekti. Negatif barışın çatışma ve silahların sona ermesi anlamına geldiğini belirten Erdem, bunun tek başına yeterli olmayacağını ifade etti.
Erdem, “Asıl ihtiyaç duyulan şey pozitif barıştır. Bu da yalnızca çatışmanın bitmesi değil; toplumsal adaletin sağlanması, hakların tanınması ve Kürt meselesi başta olmak üzere temel sorunların demokratik yöntemlerle çözülmesidir” diye konuştu.
Sorunun yalnızca anayasal değişikliklerle çözülemeyeceğini dile getiren Erdem, hukuk sistemi, yargı pratiği ve siyasal kültürde de dönüşüm gerektiğini belirtti.
“Toplumsal uzlaşı olmadan hukuk da güçlenemez”
Avukat Gürkan Çakıroğlu ise hukukun toplumsal sözleşmenin en gelişmiş biçimi olduğunu belirterek, toplumun ortak mutabakat üretmeden gerçek anlamda adalet ve eşitliğe ulaşamayacağını ifade etti.
Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla güvence altına alınması gerektiğini vurgulayan Çakıroğlu, “Hukuk devleti olmanın yolu özgürlüklerin eksiksiz biçimde korunmasından geçer. Baskı ve dayatmayla kalıcı barış kurulamaz” dedi.
Barışın ancak toplumsal sözleşmenin güçlendirilmesiyle mümkün olacağını kaydeden Çakıroğlu, farklı kimliklerin ve düşüncelerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesinin önemine işaret etti.
“Bu süreç mücadeleyle kazanıldı”
Avukat Özgür Erol da konuşmasında, bugün gelinen noktayı uzun yıllara yayılan demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirdi. Sürecin bir “lütuf” değil, toplumsal mücadeleyle elde edilmiş bir kazanım olduğunu belirten Erol, gelişmelerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Erol, Türkiye’de demokratikleşme taleplerinin yalnızca belirli bir kesimin değil, toplumun tamamının ortak ihtiyacı olduğunu ifade ederek, kalıcı barışın ancak ortak yaşam iradesiyle sağlanabileceğini dile getirdi.
Ortak mesaj: Demokratik siyaset ve hukuk vurgusu
Panel boyunca yapılan konuşmalarda ortaklaşan temel vurgu; kalıcı barışın güvenlik politikalarıyla değil, demokratik siyaset alanının genişletilmesi, hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi ve toplumsal uzlaşının sağlanmasıyla mümkün olacağı yönünde oldu.
Katılımcılar, Türkiye’nin geleceği açısından özgürlüklerin güvence altına alınmasının, ifade özgürlüğünün korunmasının ve farklı toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir zeminin oluşturulmasının önemine dikkat çekti.