Bugun...


Ahmet Ay

facebook-paylas
Namaz İbadeti 7
Tarih: 10-06-2022 00:01:00 Güncelleme: 10-06-2022 00:01:00


Kıyam halinde iken biz “insan” vasfımızla duruyoruz: iki ayağı üzerinde dik durabilen, düşünen, akleden, tefekkür eden insan vasfımızla. Biz insan olarak yaratılmadan önceki süreçte, adına “cansız” dediğimiz madenler, taşlar yaratıldı. Bu cemadat dönemiydi.

Biz de bedenimizde maden-taş yani cansız-cemadatın elementlerini, unsurlarını taşıyoruz.

Maden, taş gibi cansızlardan sonra yeryüzünde nebatat/bitkiler dönemi başladı. Bizler, nebatat dönemi adını verdiğimiz milyonlarca yıllık süreçte madenlerden nebatata dönüşen unsurları da taşıyoruz.

Üçüncü safhamız hayvanat dönemidir. Maden döneminden yüz milyonlarca yıl sonra türeyen bitki döneminden de milyonlarca yıl sonra bambaşka bir canlı olan ve doğan, büyüyen ölen ve adına hayvanat dediğimiz varlık türedi.

En son bizler insan olarak yaratıldık. Bu yaradılışta madenlerle bitkilerden unsurlar taşıdığımız gibi hayvanattan da kimi unsurlar taşıyoruz ki bu unsurlar bizde; öfke, ihtiras, şehvet vs olarak zuhur eder.

Kısacası insanlar tabiat ile aynı unsurları, aynı molekül ve elementleri taşıyor.

Biliyoruz ki evrende insanların yaşayabilmesi için önce insanın yaşayabileceği ortamın hazır hale gelmesi lazım. Rabbulalemin cansızlar aleminden sonra nebatat ve hayvanat alemini halk ederek insana yaşayabileceği ortamı (arzı) hazırlamıştır.

Bizler de kıyamda dururken yaratılışın ilk safhası olan maden/cemadat ya da nebatat ve hayvanat unsurları taşıyan halimizle değil; yaratılışın son safhasındaki insan halimizle namaza başlıyor ve kıyama duruyoruz. Namaza başlarken ayakları üzerinde dik durmanın insana has özellik olması kıyamı bu vesileyle daha bir anlamlı kılıyor.

Yaratılış sıralamasında en sonda olan insan, namaz ibadetinde ilk önce insan vasfıyla durur. Çünkü ibadetin kime yapılacağının bilincinde olan ve bu ibadeti tercihe binaen kabullenen tek varlık insandır. Hayvan, bitki ve cemadat bu bilince sahip olmadıkları için tercihi ve iradi bir zikre sahip değildirler. Hatta meleklerin bile tercih hakkına sahip olmadığı bir hakikattir, bir tek insan iman ve kullukta tercih edebilme kabiliyeti ile yaratılmıştır.

Ve bizler kıyam ile diyoruz ki,

Ya Rabbi! İnsan olarak sana hamd ediyorum,

Senden gayrısına hamd edemem, edilemez de. Yaşantımda öğrendiğim ve iman ettiğim en değişmez hakikatin sadece sana hamd edileceği gerçeğidir.

Namaz aslında bizim acizliğimizden dolayı da farz kılındı. Ve sanki insanoğlu mahşer gününde bile Allah (cc) yanında kulluğunun “ne’liğinin” ve “nice’liğinin” idrakinden aciz olduğu için nüsuklar sayesinde bu kulluğu kendi idrakimizce öğrenebilmemizi kolaylaştırsın diye ibadet ediyoruz. Demiştik ya, ibadet aynı zamanda bizi ahlaklandıracağı gibi bize yeni bilgiler de kazandırıyor. Biz namaz, oruç, hac, zekat gibi nüsuklar sayesinde Allah ile ilişkimizin, Allah’ın kulu olmanın idrakine varıyoruz.

Kulluğun bize vereceği mutluluktan elde edeceğimiz yeni bilginin adı marifettir. İbadetler (nüsuk) bizi kulluğun gereği ahlaklanmaya sevk edeceği için mesela bu ahlak sayesinde daha merhametli oluruz. O zaman kulluk-ahlak-merhamet ilişkisi bizde marifet olarak tecelli edecektir. 

KIYAM kimliğimizdir

Allah Tebarek Teala’nın bizi rahmeti ile ve İNSAN olarak var edip muhatap alması yeryüzünün tanıklık edebildiği en büyük onurdur. Bizlere de bu idraki bahşetmesi sayesinde kâinatı O’nun görmemizi istediği gözle temaşa edebiliyoruz. Temaşa ettiğimiz alemin her parçasında Allah’ın eşsiz ilmini, sonsuz kudretini, tükenmez iradesini, erişilemez sanatını gözlemledik.

İşte bu sonsuz azamet karşısında KIYAM halinde yani insan kimliğimizle Rabbulaelemin’e, O’nun eşsiz azametine hayranlığımızı ELHAMDULİLLAH! diyerek dile döküyoruz.

Dikkat buyurun lütfen;

KIYAM halinde yani insanlık makamındadır bu HAMD. Bu azamet karşısında hamd dışında ne desek belki maksadımızı ifade babında eksik kalırdı. Hamd bu anlamda inanılmaz yücelikte bir anlama, içeriğe ve değere sahiptir.

KIYAM bir kimliktir; insan kimliğimizle Allah Subhanehu Teala’ya teslimiyetin en öncelikli arz makamı, yeridir.

KIYAM halinde iken insan olarak Sonsuz Kudret ve Azamet karşısında “HAMD ederim” demek aynı zamanda yaratılışımızın idrakine vardım demektir: Farkındayım Ya Rabbi!

Namaz ibadeti bir farkındalık ibadetidir. Namazdaki her duruşumuzda bu farkındalığı izhar ediyoruz. Bu yüzden namaz ile bizde ahlaka dönüşen bu farkındalık sayesinde kötülüklerden ve çirkinliklerden uzak kalmamız söz konusu olabiliyor.

Bu öyle bir farkındalıktır ki her şeyin; her acının, her mutluluğun, her darlığın önüne geçecek kadar değerlidir. Bu yüzden anne ve babamızın cenazesi yerde iken ya da onların cenaze namazını kılarken ilk sözcük ELHAMDULİLLAH ‘tır. Hem ağlarız hem de Rabbulalemin’e hamd ederiz.

Namaz ve HAMD bir yönüyle sonsuz varlığa,

Bir yönüyle de en küçük ana bakmamızı öğütlüyor ve sonsuzluk-sonsuz yaşam inancıyla bizi terbiye ediyor:

HAMD kime ise tapınmaya layık O’dur. Tapınmaya layık olan her şeyin ve anın sahibidir. Yeryüzünde yegâne sahip (Malik) O’dur cc.

Aslında bizler KIYAM halinde iken HAMD ile diyoruz ki; bu evren olsa da olmasa da sadece ve yalnızca HAMD sanadır Ya Rabbi!

KIYAM ile HAMD’i bir arada zikretmemizin sebebi ikisinin birbirinin yerine geçmesidir. KIYAM bizim meramımızın yani HAMD’in beden dilidir.

Devam edeceğiz inşaallah…

 



Bu yazı 5405 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI