finans haberleri
Bugun...


Ahmet Ay

facebook-paylas
İbadet Bilinci Üzerine 7 ABDEST 5
Tarih: 30-04-2022 00:01:00 Güncelleme: 30-04-2022 00:01:00


Allah’ı (cc) Yegâne Yaradan’ı, Rabb’i, Ma’bud’u kabul etmiş ve buna iman etmiş kimseler için en büyük nimet, en bulunmaz ihsan, en şerefli mutluluk O’na (cc) abd/kul olmak, olabilmektir. Kim hangi anlama çekerse çeksin;

İster bu köleliktir, kulluktur desinler, ister kulluk şahsiyetsizliktir desinler umurumuzda değil. O’na (cc) kuluz, abdiz, köleyiz. Yeryüzü bundan daha büyük bir bahtiyarlıkla tanışmamıştır.

Bu kulluğun bilincinde olanlar olarak başımız O’nun yolunda hiçtir hatta hiçten de hiç! Başımızdan bahsediyorsak Alemlerin Malik’i Allah (cc) düşünmemiz için başımızı var etti. Dikkat buyurun lütfen, “düşünmemiz için…

Başımız bilgi mahallidir. İşitme ile, görme, tatma ile, koklama, dokunma ile yani 5 duyu organı ile elde edilecek bilgilerin beraber bulunduğu vücudumuzun bölgesi baş/kafa dediğimiz bölümdür.

Rahmetiyle bizi “hiç”likten çıkarıp varlık aleminde halk etti. Bizi hiçlik aleminden buraya taşıması “hiç” olmadığımız anlamına gelmez: Azimüşşan Yüce Zat’ın varlığı dışındaki bütün varidat aynı zamanda ‘hiç’tir.

Değil mi ki sonlu bütün varlıkların,

Sonlu en en en büyük sayının,

Sonlu bütün evrenlerin, sonsuz olanın karşısındaki değeri0-SIFIR”dır. Bunu matematik ilmi de böyle söyler, akıl da, mantık da, felsefe de…

Evet, yanlış okumadınız: Sonsuzun karşısında bütün varlık evreni sıfırdır, “HİÇ”tir, yani “yok!” hükmündedir.

Sonlu her şey sonsuza yaklaştıkça geride hiç kalır, yani YOK olur…

Bunun idrakinde olan mü’minler abdest ibadetinde ‘Allah’a nasıl kul olunacağının’ ta’limini yapıyorlar. Ta’lim, “İnsanın arzu edilen bilgi ve davranışlara sahip olması” ise;

Allah’ın kullarının ibadet ta’limi de; algısıyla, anlayışıyla, düşüncesiyle, eylemleri ile Allah’a (cc) yaraşır kul-insan olmasını sağlar. Bu ta’lim ile nasıl ki ellerin yıkanmasında, yüzün yıkanmasında kulluğun hakkını verme gayreti var ise başın mesh edilmesinde de bu kulluk bilinci vardır.

Başın Mesh Edilmesi

Abdest ibadeti için başın mesh edilmesi Kur’an-ı Kerim’in buyruğudur. Başın neresi ya da ne kadarlık bir alanın mesh edileceği belirtilmemiştir. Nebevî tebliğ döneminde mesh bilinmeyen bir şey değildi. Oransal durum önem arz etmediği için Resul-i Ekrem (sav) bazen başının büyük bir kısmını, bazen yarısına yakınını, bazen de azıcık bir kısmını mesh etmiştir. Bu yüzden alimlerimizin bu konuda farklı görüş ve ictihadları olmuştur. Öyle ki kimi alimlerimize göre baştaki birkaç saç telinin ıslanması bile mesh için yeterlidir.

Dikkat ettiyseniz burada da abdest ile organ temizliği ilişkisi görülmemektedir. Zira bir kere elin ıslak halinin başın üstünde dolaşması ile bir temizliğin gerçekleşmesi söz konusu olmuyor. Dolayısıyla başın mesh edilmesi bizlere başka bir muradın varlığını gösteriyor:

Başımla beraber!

Evet,

Rabbim! Başım gözüm üstüne, emrin başımın üstündedir…

Baş” ile “başkanlık” arasındaki yakınlığı biliyorsunuz. Baş; görmenin, duymanın, tatmanın, koklamanın, hissetmenin mekanıdır. Daha da önemlisi bu duyu organları ile hissettiğimiz cümle “şey” yine başta bulunan beynimizle, aklımızla anlar, kavrar ve onunla bir karara varırız. Baş böyle ayrıcalıklı bir özelliğe sahiptir.

Keza,

Başımızdaki beynimiz, aklımız sayesinde vücudumuzun herhangi bir yerindeki bir etki ve tepki için bir karara varır, emir veririz. İç organlarımızla ilgili herhangi bir durum yine başımızda duran beynimizle anlaşılır. Midemizin ağrısı, bağırsak hareketlerimiz, kalp atışlarımız vs. kafamızın ilgi alanındadır.

Ve;

Organlarımızın dışında hayallerimizi, rüyalarımızı, organlardan bağımsız olarak düşüncelerimizi başımızda bulunan beynimiz yani aklımız vasıtasıyla kurar, görür ve oluştururuz. Bütün bunlar beynin, aklın yani başımızın içindeki faaliyetlerdir.

İşin bir başka boyutu daha var:

Baş bütün insanlık tarihi boyunca kibrin, üstünlük gösterisinin de sembolü olarak bilinmektedir. “Burnu büyümek” de, “Baş’a çıkmak” da, “Havaya/göğe bakmak” da baş ile alakalı olup kibir ve üstünlük ifadeleridir.

Ayrıca baş her kültürde, her inanç ve düşüncede aynı zamanda isyan ile birlikte anılır. İsyan, “başkaldırma” ile ifade edilir, anlam bulur. 

Demem o ki baş deyip geçmeyelim. Baş vücudumuzda başkandır, hakimdir, şeftir, komutandır. Dolayısıyla başı Allah’a vermek bütün varlığını O’na armağan etmektir. Kaldı ki baş ve her şey zaten O’nun (cc) değil mi?..

O zaman sadede gelelim;

Biz abdest için başımızı mesh ettiğimizde (üstelik boynumuzu da Sünnet-i Resulullah (sav) gereği mesh ettiğimizde) Alemlerin Rabbi’nin huzuruna varmadan önce her türlü nefsani, egoist duygulardan uzaklaşmayı,

Her türlü kibir ve üstünlük barındıran şeytani hasletlerden teberri etmeyi,

Başımızı yani benliğimizi O’nun rızasına sermeyi kabul ve ef’alimizle ikrar ediyoruz. Yani, Huzur’a kul olarak değil: “kulu” olarak gitmeyi hedefliyoruz. Hani Rabbimizin İblis’e, “İnne ‘ibâdî leyse leke ‘aleyhim sultân(un) ve kefâ birabbike vekîlâ/Sen ‘benim kullarıma’ güç yetiremezsin. Vekil olarak Rabbin yeter!” ifadesindeki “kullarım” olarak tarif ettiği kul var ya, işte öylece “kulu” olarak Yüce Huzur’a gitmeyi gaye ve yegane arzu ediniyoruz.

Burada bir inceliği de dikkatlerinize sunmak istiyorum:

Abdest için suyu kullanmamız mümkün olmayınca teyemmüm edilir. Teyemmüm, toprak veya toprak cinsi nesneye elimizi sürerek kollarımızı ovmak ve yüzümüze sürmektir. Ancak başın meshi teyemmüm için uygun görülmemesi son derece anlamlı ve değerlidir. Bunun sebebini namaz bahsine yazacağız inşaallah.

Baş için özetlediğimiz kısmı bitiriyoruz ve abdestte ayakların yıkanması konusunu kısaca özetlemek istiyorum.

Ayaklarımızın yaratılışı gereği yönü daima ileriye doğrudur. Ne yana ne de geriye doğrudur ayakların yönü.

Baş, ayağı etkisi altına alarak fahr ve kibr ile yürümeye sevk eder. Oysa Kur’an’î buyruk, “Rahman’ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler…” şeklindedir. Mü’min kibir ve caka satarak yürümemeli. Ayaklar kibirlenme halinde farklı adımlarla yürümeyi sağlayacağı için günaha bulaşmıştır. Başın abdestte “temizlenmesi” ayakları da temizlese de bir çeşit “suç ortaklığı” ya da “masiyette itaat etmeme” ilkesini hatırlatarak ayakların da abdest ile arınması gerekir.

Ayakların yıkanması ile biz adımlarımıza dikkat etmeyi öğreniyoruz.

Gideceğimiz iş ve yerin bizi günaha sevk etmemesini esas alıyoruz.

Haddimizi de hattımızı da bileceğimizi, “Kibriya”lığın sadece Alemlerin Rabbi’ne ait olduğunu ilan ediyoruz.

Ayaklarımızın bizi olmamamız gereken yerlere sürüklediğini,

Gitmemizin dinimizce uygun ve dahi farz olduğu mekanlara gitmede ise bize direndiğini varsayarız. Ayaklarımızı yöneten baştaki aklımız olsa da, abdest ibadetinde ayaklarımızı yıkamakla gittiğimiz masiyet dolu yerler için Rabbimizden af talebinde bulunuyoruz ve gideceğimiz, sa’y edeceğimiz mekanlara dikkat edeceğimize dair Rabbulalemine söz vermiş oluyoruz.

Burada başın meshinde teyemmüm konusunu yazmıştık. Ayaklar içinde teyemmüm gerekmiyor. Namaz bahsinde bu konuyu yazacağız inşaallah.

Şimdi abdest ibadeti ile ilgili yazdığımız beş yazımızda anlattığımız abdestin gaye ve hikmetlerini bilerek, kabul ederek bu bilinçle abdest almak ile bazı organlarımızı yıkayarak temizleyerek abdest almak bir mü’min için aynı etkiye mi sahip?

Hangi inanç ve hassasiyetle abdest alınırsa daha iyi insan oluruz?

Hangi gaye ile abdest alınırsa bilgimiz, ahlakımız, insanlara, tabiata, Allah’a layık hale gelir? Hangi tür abdest anlayışı Allah’a ve mahlukata olan muhabbetimiz hakiki eyler?

Cevap da takdir de size kalmış. Abdest konusunu burada bitiriyoruz.

Her şeyin en iyisini bildiği gibi en doğrusunu da Rabbulalemin bilir.

 



Bu yazı 2271 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI