Bugun...


Ali LALE

facebook-paylas
İNANMAK VE YAŞAMAK
Tarih: 07-09-2022 00:01:00 Güncelleme: 07-09-2022 00:01:00


                 Her insan küçük bir kâinat gibidir. Düşünceleri, fikri, hayalleri, öfkesi duyguları faklı olup milyarca insan fiziki ve duygusal olarak da birbiri benzemez bu da yaratıcının büyük bir mucizesidir.

     Böyle varlıkların bir araya gelip yaşamlarını sürdürürken birbirlerinin haklarına saygı gösterip göstermemesi, olumlu ya da olumsuz her şeyi en iyi bir şekilde bilen yüce Allah’tır. Bu insanların birbirine saygılı olması, birbirlerinin haklarına ve hukukuna tecavüz etmemesi amacıyla yüce Allah temel kaideleri peygamber aracılığıyla kullarına göndermiştir.  Bu emirlerine samimi bir şekilde inanarak, yaşantısını buna göre dizayn edenler, hayatta huzurlu bir şekilde yaşarlar, duygularını arzularını, isteklerini inandığı değerlere göre dizayn ederler. Kendisiyle de barışık bir şekilde yaşarlar. Diğer insanlarla da inancın değerlerine göre ilişkilerini sıcak tutmaya,  barışçıl ve güvenli yaşantının sigortası olurlar.

     Ancak inancın emrettiği değerlere göre değil de arzu ve sınırsız isteklerine göre yaşamını dizayn ettiği zaman bugünkü tablo ortaya çıkmaktadır. Allah’ın isteği şekilde hayatını dizayn etmeyenler, nefsin ve şeytanın istediği bir hayata inanır ve o şekilde yaşamaya çalışır ki sonucunu hepimiz görmekteyiz. İnsan, insanın kurdu haline gelen bir toplum oluşur, hukuksuzluk ve haksızlık diz boyu olur. İnsanlar bu şekilde dünyayı da ahireti de kendine cehennem eder.

     Bugün dünyada ve Türkiye’de hukuksuzluk ve adaletsizlik varsa o da eğitim yoluyla Allah sevgisini ve Allah korkusunu yüreklere iyi bir şekilde işlenmediği içindir.  Bugün yeryüzünde kan ve gözyaşının sebebi insanın o canavar tarafının gözden kaçırıldığıdır. İnsanın o canavar duyguları ancak Allah inancıyla bir düzene konulabilir.

     Toplum olarak hukukun işlenmediğinden şikâyetçiyiz değil mi?  Bugün hukukumuz bizim inancımızdan ve kültürümüzden kaynaklanmış bir hukuk olmadığından dolayı halk da bunun işletilmesi için herhangi bir hassasiyet göstermediğinden baştakilerin hesabına göre işletilen bir hukuk vardır. Yani imtiyazlı bir sınıfı tanıyan ve ona göre işleyen bir hukuk... Bu da sakat bir hukuk anlayışıdır. İşi düzeltmekten ziyade bozmaktadır. Vicdanlar rahat olmayınca toplumda da huzur ve güven tesis edilemez.

   Allah’a ve Ahiret Günü'ne iman ederler, iyiliği emredip, kötülükten alıkoyar ve hayırlarda yarışırlar. Bunlar, Salih olanlardandır. (3/Âl-i İmran 114)

 Aslında buradaki emirin amacı, Allah’ın insanların huzur ve güven içinde yaşamalarını devam etmesi için konulan şerri hukuk kurallara uyması ve işletilmesidir. Bunu için Allah’a inanmış İslam toplumlarında her birey hukukun işletilmesinde Allah’a karşı mesuldür.  

 Bugün bu kural batı ülkelerinde uygulanmaktadır. Herkes hukukun işletilmesi için gerekli mercileri uyarmakta ve onlarda hukuksuz yapılmakta olan işlemlerini iptal etmekte ve gerekli cezai müeyyideyi uygulanmaktadır. Bizde ise bugün hukuku çiğneyen çiğneyene ancak Antep’teki baklava tepsisini çalan zavallıya adam öldürmüş gibi bir muameleye tabi tutan, anlaşılması zor olan bir hukuk anlayışı bizde hakimdir. Zavallı insanlara hukuk çift dikişli olarak çalışır. Diğerlerine söylemeye gerek var mı acaba? “Allah sonumuzu hayır eylesin” bu bir duadır. Bu şekilde hukukla yol alan, bir toplumun sonu hayır olur mu? Onu da biraz siz düşünün  

                                                                                                            Ali LALE



Bu yazı 1655 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI