finans haberleri
bursa escort - escort bursa - bayan escort - escort bayan
bursa escort - escort bursa - bayan escort - escort bayan
bursa escort - escort bursa - bursa escort escort bursa
izmit escort escort bayan anadolu yakası escort bayan
Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
Nato, Türkiye ve İslam Coğrafyası
Tarih: 27-07-2022 00:01:00 Güncelleme: 27-07-2022 00:01:00


Son bir iki aydır, İsveç  ve Finlandiya’nın Natoya üyelik  taleplerini,  "terörü destekledikleri” gerekçesiyle  Türkiye'nin vetosu ve vetonun kaldırılışını yoğun olarak konuştuk ve konuşmaya devam edeceğiz.

Dış politikayı iç politikaya malzeme yapmamak gerekirken, yine birileri hamaset yaparak buradan da "bir ekmek çıkar mı?" hesabı peşinde olduğunu gördük.

Peki, İsveç  ve Finlandiya "terörü destekliyor"da, Abd,  Fransa, Almanya ve diğer Nato’ya üye ülkeler aynı desteği terör örgütlerine vermiyor mu? Bu ülkelere karşı, bir yaptırım var mı? Yok. Sadece laf ve hamaset. Bu her yerde böyle.

Örneğin, Erdoğan ABD'ye: "Sizdeki papazı verirsin bizdeki papazı alırsın" Sonuç: Papaz alınmadan papaz verildi.

Buna benzer, "büyük konuşup geri adım atılan" birçok örnek mevcuttur. Bu da Türkiye'nin, güvenirliğine, itibar ve ciddiyetine zarar veririyor. Ama konumuz, bu değil.

Türkiye Batılı ülkelere eli mahkûm olduğu için, her ne kadar iktidar "güçlü lider" diye kendini vatandaşa takdim etse de "Akp iktidarı, hazırlanan planlara şekil veren değil, maalesef şekil ve rol verilendir "

Uluslararası ilişkiler laf ve hamasetle değil, ekonomik, siyasi ve askeri güce göre şekilleniyor.

Bundan dolayı, "iki ülkenin üyeliği, taviz mi aldık taviz mi verdik" konularından ziyade, Nato'nun konumunu değerlendirmek daha doğrudur.

İkinci dünya savaşı sonrası uluslararası politikayı şekillendirmek ve gelişmekte olan ülkeleri bölüşüp sömürmek için ABD, SSCB ve İngiltere bir araya gelmişti.

ABD'nin başını çektiği devletler, 1949 yılında Nato'yu kurarken, buna karşın başını SSCB'nin çektiği devletler de, 1955 yılında Varşova Paktı kurmuştu.

Böylece, "Soğuk Savaş" ve bunun üzerine şekillenen "iki kutuplu" yeni bir dünya düzeni kurulmuştu.  

ABD, gelişmekte (geri kalmış) olan ülkelerine, "kanatlarımın altına girmezseniz Sovyetler Birliği sizi işgal edecek derken, Sovyetler Birliği'nde "kanatlarımın altına girmezseniz Abd sizi işgal edecek" korkutmasiyla, Nato ve Varşova paktlarına üye yapmışlardı.

ABD ve SSCB bu korkutma ile arka bahçe olarak gördükleri bu ülkeleri, yıllarca sömürmüş ve pazar olarak kullanmışlardı.

Ancak 1991 yılında SSCB'nin dağılmasıyla, Doğu Bloku çökmüş, Doğu - Batı cepheleşmesi ortadan kalkmış, Varşova Paktı dağılmıştı. Böylece ABD, ekonomik ve askeri açıdan dünyanın en büyük gücü olarak tek başına kalmış ve dünya tek kutuplu bir hale gelmişti. 

Şu anda dünyada ekonomik ve askeri güç olarak barış ve güvenliği koruyabilecek ülkelerin başında ABD görünse de, ABD bu gücü, barıştan yana değil, fitne, işgal ve sömürü için kullanmaktadır.

 

Bugüne kadar, Nato'nun pratiğine baktığımızda, ABD, Nato'yu dünyanın çeşitli bölgelerine uzanan, vurucu ve işgal gücü olarak kullanmış, NATO'nun sınır ülkelerini ileri karakol olarak görmüştür.

Türkiye gibi bazı ülkeler de maalesef gönüllü olarak ABD'nin jandarmalığını yapmıştır.

ABD, bugüne kadar Türkiye'yi hep kendisi için, öncü karakol görmüş, ama Türkiye'nin hiçbir probleminin çözümüne yardımcı olmamıştır. Aksine sürekli problemler çıkartmış ve

Türkiye’nin başta Yunanistan olmak üzere Batılı ülkelerle olan münasebetlerinde ve terör örgütlerini desteklemede hep Türkiye'nin karşısında pozisyon almıştır.

Bunununla yetinmemiş, Türkiye'de yapılan darbelerde, Abd ve Nato perde arkasında hep rol almıştır.

İslam coğrafyasının neresinde, darbe, işgal, bombalama, kan ve gözyaşı varsa orda Abd ve Nato ülkelerini görüyoruz.

İşte, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Bosna, Srebrenistan…

Bu gerçekler ortadayken, son bir iki aydır, Finlandiya ve İsveç'in Nato üyeliği ile ilgili, "teröre destek verdikleri gerekçesiyle Türkiyenin vetosu" konuşuldu.

Sanki diğer üye ülkeler çok mı farklı idi! Türkiye'de bir ay boyunca yok çekeceksin meydan okuyacaksın, ama İspanya'da iki saatlik toplantı ile evet diyeceksin! Türkiye istediğimizi aldık dese de, bundan ziyade toplantı öncesi Jeo Biden'nin Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinin etkili olduğunu düşünüyorum.

Her ne kadar, bazı sözler alındı denilse de, her iki ülke de; "iade işlemlerinde Avrupa İnsan Hakları ve iç hukuk süreçlerine göre" adım atacaklarını ifade ettiler. Çünkü iktidarın her terörist dediğine, AB veya ABD terörist demiyor.

İktidar, çok kolay bir şekilde muhalifleri suçlayabiliyor. Bu da,  Batılı devletlerde bir güvensizlik oluşturuyor.

Diğer tarafta, Nato bu toplantıda yeni bazı stratejiler belirledi. 40 bin olan asker sayısını 300 bine yükseltmek gibi . Bu çalışmanın gelecek seneye kadar bitirilmesi düşünülüyor. Bunu çok ciddi olarak değerlendirmek gerekir.

Önceki Arap Baharı ve Erdoğan'ın aldığı BOP (Büyük Ortadoğu Projesinin) Eş Başkanlığı görevi düşünüldüğünde, bu askeri gücün yeni işgallerin habercisi olarak değerlendirebiliriz.

Bu yeni stratejiler içinde, Türkiye'ye verilen/verilecek yeni bir görev var mı? BOB Eş Başkanlığı ve geçmişte Türkiye'nin Korey'e asker göndermesi gibi. Koreye, kimin için gittik? Askerlerimiz kimin için şehid oldu? Tabi ki sadece Nato üyeliği için idi.

Bundan dolayı olay İsveç ve Finlandiya'nın üyeliğinden ziyade natonun bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Türkiye Soğuk Savaş döneminin başlarında üye olduğu NATO ile Varşova Paktı yıkılana kadar kısmen kabul edilebilir bir ilişki yürütmüştür.

 

Ancak 1991 sonrası dönemde NATO, kendisine seçtiği yeni düşman konseptiyle beraber İslam ülkelerine karşı düşmanca tutumlar içine girdiğine şahit olduk.

Türkiyenin yaptığı tüm fedakarlıklarına rahmen, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında NATO hep vurdumduymaz yaklaşmış ve oyalama taktiklerini göstermiştir.

Türkiye, Nato’nun bu durumlarını görmeli, buna göre, iktidar;

 1) Her seyden önce, içerde barışı sağlayacak adımları atmalıdır. Tüm farklı kesimlerle barışık olmalı, kutuplaştırma ve ötekileştirme dilini bırakıp, muhalefetle biraraya gelebilmelidir.

 2) Dış politikada duygusal ve kişisel değil, devlet aklıyla heraket etmelidir.

 3)  Komşu ülkelerle, komşu devletlerdeki Kürtlerle iyi ilişkiler kurmalı, içerdeki Kürt Halkıyla barışmalı,

 4)  İİT ve D8'i siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel alanda beraber heraket edebilecek şekilde aktif hale getirmeli,

 5)  Müslüman olmayan diğer sömürülen ülkeleri de, bu birlikteliğe dahil edip, alternatif bir güç birliği oluşturmalıdır.

Türkiye Bölgesel açıdan sorunlarını çözebildiği ve bu birlikteliği sağladığı takdirde, NATO ile ilişkilerini gözden geçirmelidir.

Türkiye, dış güçlerin etkileri ve manipülasyonları ile milli menfaatlerine aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularıyla ilişkilerini bozmamalıdır.

Türkiye, bütün komşularıyla, her alanda en ileri ilişkileri kurmalı, mevcut sorunları bu ilişkiler sayesinde ve ikili diyalogla çözmelidir.

Bu adımlar atılmadan, "Dünya 5'ten büyüktür" demekle ya da "hamasi nutuklarla," ne  bir meseleyi çözebilirsiniz, ne lider ülke haline gelebilirsiniz. Ve ne de küresel güçlerin oyunlarını bozabilirsiniz.

(Gelecek yazımızda, bu konu ile bağlantılı olarak,  Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Kürt Halkını değerlendireceğiz.)

 

Vesselam



Bu yazı 968 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI