finans haberleri
Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Kürt Halkı (1)
Tarih: 15-08-2022 00:02:00 Güncelleme: 15-08-2022 08:25:00


Kürt Halkı 2500/3000 yıl öncesi geçmişe dayanan Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye ve Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda, farklı zamanlarda Devlet, Eyalet, Beylik, Mir’lik ve Aşiret olarak yaşamış yerli bir halktır.

 

Kürt Halkı, Peygamber Efendimiz döneminde, Kürt Sahibi Hz Caban El-Kürdi (ra) yaptığı çalışmalarla İslam’a girmeye başlamış, İslami fetihler ve özelikle 4 büyük Halife döneminde, genellikle savaşsız ve gönüllü olarak İslam’a girmiş ve yeni fetihlerde büyük katkılar sağlamışlar.

 

Kürt halkı, 1071 de Türklerin Anadolu’ya gelişinden, Osmanlı Devleti dağılıncaya kadar, Türklerle sırt sırta omuz omuza savaşmışlardır.

 

Kürtler, Osmanlı Devletinin dağılması sürecinde irili ufaklı birçok yeni devletçikler kurulurken, Bazı Kürt aşiret liderlerinin; "İngilizlerin güdümünde devlet olma" şartıyla yapılan teklifleri ret etmeleri, "Osmanlıyı arkadan vurmama ve Halifeye bağlılık,” gibi nedenlerden dolayı ayrı bir devlet kurmaya yanaşmamışlardır.

 

Lozan'da çizilen yeni sınırlarla Kürt Halkı/Kürdistan Irak, İran, Suriye ve Türkiye sınırları içinde 4 parçaya bölünmüştür.

 

Kürt sorununun çözümü samimi olarak isteniyorsa, öncelikle bu sorunun net ve doğru anlaşılması ve kaynağını doğru anlamak gerekir ki adil, eşit ve kalıcı çözümler üretilebilsin. Bunun için biraz geri gitmek gerekir;

Dünya savaşı sonrası, işgal edilen ülkemizin kurtarılması için başlatılan Kurtuluş Savaşı'ndan önce, çok önemli kongreler yapılarak, ortak cepheler oluşturulmuştur. Bu kongrelerin en önemlilerinden biri olan Erzurum Kongresi'nin sonuç bildirgesinin 1'inci maddesinde, “Türklerin ve Kürtlerin saadette ve felakette ortak oldukları” tespit edildikten sonra "Gelecek hakkındaki hedefleri aynıdır." ilkesi kabul edilmiş, 6'ncı maddesinde, “Kürtlerin yoğun olduğu bölgede oturan Kürtlerin, tarihî, dinî, ırki haklarına saygı gösterilmesinin gereği vurgulanmıştır.” Aynı amaç ve beklentiler Sivas Kongresi'nde de tekrarlanmış. Sivas Kongresi'nin sonuç bildirisinin 1'inci maddesinde Kürtler için; "Sosyal ve siyasal farkları ile bölgesel kurallarına saygılı, öz kardeştirler." Denilmiştir.

Yine 1921 Anayasası'nın özünü oluşturan 20-22 Ekim 1919 tarihli Amasya protokolünde vatan; "Türk ve Kürtlerin oturdukları topraklar." şeklinde “ortak vatan” olarak açıklanmıştır. Ayrıca, devamla, Kürtlerin etnik ve sosyal haklar bakımından da destekleneceği özellikle vurgulanmıştır. 22 Ekim 1919 tarihli 2'nci Protokol'ün 1'inci maddesinde Osmanlı Devleti'nin -ki, bu, 1921 Anayasası'yla "Türkiye Devleti" olacaktır- düşünülen ve kabul edilen sınırının Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi içine aldığı ve Kürtlerin Osmanlı toplumundan ayrılmasının imkânsızlığı detaylı bir şekilde izah edilmişti. Sonra da Kürtlerin serbest, özgürce gelişmelerini sağlayacak şekilde, sosyal ve geleneksel haklar yönünden imtiyazlara nail olmaları, desteklenecekleri güçlü bir şekilde vurgulanmıştı.

23 Nisan 1920'de toplanan Birinci Mecliste, Mustafa Kemal, Misakımillî sınırları için; "Kardeş milletlerin millî sınırları. Bu sınır içinde Türk olduğu kadar Kürt de vardır. Bu unsurlar birbirlerinin haklarına daima saygılıdır." ifadelerini kullanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasası sayılabilecek 1921 Anayasası'nın da aynı ruhu taşıyacağı 1 Mart 1921 Teşkilatı Esasiye görüşmeleri sırasında Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal, "Türkiye halkı" kavramına ilişkin olarak "Efendiler, Türkiye halkı, ırken ve dinen ve harsen birlik hâlinde birbirine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu ve kaderleri ve çıkarları ortak olan bir sosyal topluluktur. Bu toplulukta etnik haklar ve yöresel koşullara saygı iç siyasetimizin esaslı noktalarındandır." diyerek "Türkiye halkı" kavramına açıklık getirmiştir. Aradan geçen yüz yıla rağmen, bugün hâlâ "vatandaşlık" tanımı üzerine tartışmalar devam etmektedir. Bu tartışmanın daha rahat çözülebilmesi için, 1921 Anayasası'nın ilgili maddelerini ve Büyük Millet Meclisinde yapılan ilgili konuşmaların tutanaklarını incelenmelidir.

Türkiye'nin bugün 1921 Anayasası'nın ruhuna tekrar ihtiyacı vardır. Çünkü, 1921 Anayasası'nda Parlamentoda yer alan her vekil, kendi kimliğiyle, Kürdistan, Lazistan vekili olarak kabul edilmekteydi.

Ne yazık ki, bu toplumsal gerçekliğe ve millî mücadelede siyasal kazanıma uygun olarak gelişen kanunlar, Türkler ve Kürtlerin kurucu iki halk olarak kabul edilmesi, siyasi anlayışlar ve yasal düzenlemeler; İttihat ve Terakki zihniyetinin yansıtıldığı 1924 Anayasası'nda, laik, seküler, ulusalcı, ırkçı, inkarcı ve asimilasyoncu kadroların tekçi, Türkçü yaklaşımların hâkim olmasıyla, Kürtler yok kabul edilmiş, tarihi müktesebatları inkar edilmiş verilen bütün sözlerden dönülmüştür. Kurtuluş savaşı dahil, sanki bütün savaşları sadece Türkler kazanmış, Kürt halkının hiçbir katkısı olmamış gibi, Kürtlerin olmadığı tarih kitapları yazılmıştır. Bu zihniyet, günümüze kadar süren demokrasi ve Kürt sorununun kaynağını teşkil etmiştir.

 

Kaynak: (TBMM Genel Kurul Tutanağı

24. Dönem 3. Yasama Yılı

46. Birleşim 20/Aralık /2012 Perşembe)

(Devam edecek)

 

Vesselam.



Bu yazı 1225 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI