Bugun...


Kutbettin Akdemir

facebook-paylas
Hakka Sahip Çıkmak
Tarih: 08-05-2021 00:03:00 Güncelleme: 08-05-2021 00:03:00


Bizler Müslümanız ve Allah’a verdiğimiz kulluk sözümüzün gereği olarak sorumluluklarımız var. Biliyoruz ki İslam insanlara dünyada ve ahirette huzur ve saadet getiren bir nizamdır.Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in son inen ayetlerinden birinde şöyle buyuruyor:

Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim.

Ayet-i kerime aynı zamanda İslam’ın bütün insanlık için Allah’ın bir nimeti olduğunu vurgulamaktadır. Ancak bugün en yakın çevremizden itibaren yeryüzüne baktığımızda insansızlığın bireysel, sosyal, kültürel açıdan devasa sorunları olduğunu görmekteyiz. Dünyamız, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. Dünya insanının büyük bir kısmı huzursuz ve geleceğinden umutsuz yaşıyor.

Bütün bunların yegâne çözümü Allah’ın insanlığa dünya ve ahiret huzuru için gönderdiği İslam’ı en doğru şekilde anlayıp en güzel şekilde yaşamaktır. İşte biz de bu gaye ile bir araya gelelim istedik.

Biliyoruz ki samimi niyetler ve iyi dileklerle müminler bir araya gelerek ilim meclisi oluşturduklarında Allah o topluluğa rahmet eder, sekinet indirir. Oraya melekler de iştirak eder.

Başta kendi kalplerimiz olmak üzere evimizin, mahallemizin, ülkemizin ve bütün yeryüzünün daha huzurlu olması bizim elimizdedir. Bütün bunlar bizim çabalarımız ve dualarımız neticesinde Allah’ın yardımıyla mümkündür.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de felaha eren topluluğun hayra çağıran, iyilik için çalışan ve kötülüklerle mücadele edenler olduğunu şöyle beyan ediyor:

Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Biz bütün insanlığın saadeti için çalışan, kötülüklerin ortadan kaldırılmasını ve iyiliklerin çoğaltılmasını arzu eden; İslam’ın fert, cemaat (toplum) ve düzen (devlet) bazında yaşanılır bir hâle gelmesi için gayret sarf eden inançlı bir topluluğuz. Bizim en temel vasfımız imanımızdır.

Asr-ı Saadetten, inanç ilkelerimizi öğreten bir hatırayı hatırlayalım.Hz. Ömer Efendimiz şöyle anlatıyor:

Birgün Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanında bulunduğumuz esnada, içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkıp geldi. Elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, uzakyoldan gelmiş bir hâli de olmayan bu adam Efendimizin yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve şöyle dedi:

- Ey Muhammed, bana İslam’ı anlat!

 Resulullah (s.a.v) ise şöyle buyurdu:

- İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyaret (hac) etmendir.

 Adam:

- Doğru söyledin, dedi.

Onun hem soru sorup hem de Hz. Peygamber’in cevabını tasdik etmesi tuhafımıza gitmişti.

Adam:

- Şimdi de imanı anlat bana, dedi.

Resulullah (S.A.V):

- Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir, buyurdu.

Adam tekrar:

- Doğru söyledin, diye tasdik etti ve "Peki ihsan nedir, onu da anlat." dedi.

Resulullah (S.A.V):

- İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına O’na ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da O, seni mutlaka görüyor, buyurdu.

Adam yine:

- Doğru söyledin dedi, sonra da “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Resulullah (S.A.V):

-Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir, diye cevap verdi.

Adam:

- O hâlde kıyametin alametlerini anlat, dedi.

Resulullah (S.A.V):

- Annelerin, kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başıkabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarinşa etmede birbirleriyle yarışmalarıdır, diye buyurdu.

Adam sessizce çekip gitti.

Hz. Ömer (r.a) diyor ki:Ben bir süre öylece kalakaldım, daha sonra Resulullah (S.A.V) bana:

- Ömer, o soru soran kişi kimdi, biliyor musun? diye sordu.

Ben:

- Allah ve Resulü bilir, dedim. Bunun üzerine Resulullah (S.A.V):

- O gelen Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için geldi, diye buyurdu.

İşte bu hadis-i şeriften ve daha başka ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden yola çıkarak İslam âlimleri imanın altı şartının olduğunu söylemişlerdir. Bunlar:

1- Amentü Billahi (Allah’a iman)

2- Ve melâiketihi (meleklerine iman)

3- Ve kütübihi (kitaplarına iman)

4- Ve rusulihi (peygamberlerine iman)

5- Ve’l-yevmi’l-âhiri(dünyanın bir sonunun olduğuna, öldükten sonra dirileceğimize ve ebedî bir ahiret hayatının varlığına iman)

6- Ve bi’l-kaderi, hayrihi ve şerrihiminAllahi Teâlâ(Hayrı da şerri de her şeyi takdir edip yaratanın Allah olduğuna iman)

Bu altı şarta inanan herkes hangi ırktan olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın İslam inancına göre mümindir. Ve biliyorsunuz ki Allah’ın kitabına göre müminler kardeştir. Hiç kimse nefsine uyarak, İslam düşmanlarının sinsi planlarına kanarak imanın bu altı şartına inanan bir kişiye düşmanlık edemez. Böyle bir kimseyi hatalarından dolayı küfür ile itham edemez. Az önce okuduğumuz Cibril hadisini bizlere aktaran Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) “Bir Müslüman bir Müslüman'a ‘kâfir’ dediğinde  şayet o gerçekte kâfirse söz yerini bulmuş olur. Fakat eğer o kâfir değilse bunu söyleyen kâfir olur.”diye buyuruyor. Demek ki birini küfürle suçlarsanız ve eğer onda böyle bir durum yoksa o itham suçlayana dönecektir. Çünkü mümini kâfirlikle nitelendirmemek imanın aslındandır. Böyle bir tehlikeden dikkatle kaçınmak gerekir.

Peygamber (s.a.v) Efendimizin çok sevdiği genç sahabeÜsame b. Zeyd’in bir askeri sefer esnasında, öldürülmekten korktuğu için son anda 'La ilahe illallah' diyen bir adamı öldürdüğü durum Peygamberimize (s.a.v) intikal ettirildiğinde, onun çok üzüldüğü ve “Kıyamet günü, (bu öldürdüğün kişinin söylediği) 'Lâ ilâhe illâllah'  sözü karşına çıkarsa ne yapacaksın!” diyerek Üsame’yi azarlamıştır.

Üsame: “Ama Ya Resulullah! Silâh korkusundan dolayı böyle söyledi.’ diye cevap vermeye kalkmış, Hz. Peygamber ise “Kalbini yarıpta baktın mı? (nereden biliyorsun)” cevabını vermiştir. Üsame, yaptığı hatanın büyüklüğünü anlamış ve o kadar pişman olmuştur ki kendi kendine “‘Keşke (o zaman değil de) şimdi Müslüman olmuş olsaydım (Bu hadiseyi hiç yaşamasaydım.).” demiştir.

Maalesef bugün İslam’ın bütün bu emirlerine rağmen ne yazık ki Müslümanlar birbirlerini çok rahat tekfir edebiliyor ve acımasızca birbirlerini katledebiliyorlar. Birbirleri aleyhine kâfirlerle ittifaklar kurabiliyorlar. İnananlardan olmak ile Hakka sahip çıkmak arasındaki sıkı bağlantıyı ortaya koymak adına Peygamber (s.a.v) Efendimizin yine çok sevdiği genç sahabelerinden biri olan, Yemen’e vali tayin ettiği Muaz b. Cebel ile aralarında geçen şu olayı da sizlere nakledelim:

İslam tarihinde zorluk seferi diye bilinen Tebük yolculuğunun ilk günlerinden birisi idi. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte bazı sahabeler bineklerinin üzerinde yorgunluktan uyuyakalmış, dağınık bir hâlde yola devam ediyorlardı. Muaz b. Cebel Hz. Peygamber’in hemen arkasındaydı ve onun işareti ile birlikte daha da yanına yaklaştı. O kadar yaklaştı ki binekleri birbirine değiyordu. Hz. Peygamber ile baş başa kalan Hz. Muaz bu fırsatı değerlendirmek istercesine “Ya Resulallah! İzniniz olursa beni düşündüren bir konuyu size sormak isterim.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) “Buyur dilediğini sor.” diye cevap verdi. Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma gerçekleşti:

Hz. Muâz,“YaRasulallah, bana kendisiyle cennete girebileceğim bir amel söyle, başka bir şey sormayacağım.” dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v)“Aferin! Sen bana çok önemli bir soru sordun. Bu, Allah’ın hayrını murat ettiği kişiye kolaydır.” dedi ve bu sözünü üç kere tekrarladı (Hz. Peygamber, önemli konularda maksadı iyi

anlaşılsın diye sözünü üç kere tekrar ederdi.). Ardından buyurdu ki: “Allah’a ve ahiret gününe iman etmen, namaz kılman, Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadan ibadet etmendir ki ölünceye kadar bu hâl üzere kalmalısın.”Bunun üzerine Muâz, “Ey Allah’ın Resûlü, bir daha tekrarla!” deyince Hz. Peygamber (s.a.v) bu sözünü de üç kere tekrarladı ve ilave etti: “Ey Muâz, istersen sana bu işin başını, direğini ve zirvesinianlatayım.”  Hz. Muâz “Elbette Ya Resulullah, annem babam sana feda olsun, buyur!” dedi.

Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

“Bu işin başı, senin Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun ortağının bulunmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etmendir. Bu işin direği namaz kılmak ve zekât vermektir. Bu işin zirvesi de Allah yolunda cihattır. Ben namaz kılıncaya, zekât verinceye, Allah’tan başka ilah olmadığına ve ortağının bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet edinceye kadar insanlarla mücadele etmekle emrolundum. Bunları yerine getirirlerse (hukukun gerektirdiği dışında) haklı bir sebep olmadıkça canlarını, mallarını korumuş olurlar. (Gizlediklerinin) hesabı ise Allah’a kalacaktır.”

Cenab-ı Hak bu mübarek hadis-i şeriflerle hayatımızı şekillendirmeyi bizlere nasip eylesin. Bir ömür boyu imandan, istikametten ayırmasın inşallah



Bu yazı 1484 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI