Bugun...


Kutbettin Akdemir

facebook-paylas
KELİME-İ TEVHİT ve KELİME-İ ŞEHADET-1-
Tarih: 22-05-2021 00:03:00 Güncelleme: 22-05-2021 00:03:00


Geçen haftaki dersimizde Amentü, yani imanın 6 temel şartını kısaca söylemiştik. Amentü'nün özeti mahiyetinde olan cümleye Kelime-i Tevhit diyoruz. Kelime-i tevhidi ikrar ve şahitlik etme cümlesine de Kelime-i Şehadet ismini veriyoruz. Yani “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh” (Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim) cümlesi.

Bu cümle İslam’a giriş parolasıdır.  Biz Kelime-i tevhidi söyleyerek adeta İslam’ı kabul ettiğimize ve ona uygun davranacağımıza dair Rabbimize söz veriyoruz. Bir nevi sözleşme akdediyoruz. Dolayısıyla bu bir başlangıçtır. İslam’ın kapısından giriştir. Önemli olan bu iman sözleşmesine bağlı kalmaktır.

İslam bir hayat tarzıdır. Kur’an bir hayat kitabıdır.  Hz Peygamber (s.a.v) Kitab’ı beyan ederek O’nu yaşanan bir hayat dönüştürmüş ve en güzel örneklik olarak bize göstermiştir.

Bu sebeple biz bir kimsenin mümin olduğunu şehadeti ve ibadetleri yanında aynı zamanda güzel ahlakından anlarız. Konuşmasındaki hakikat ve nezaketinden, ticaretindeki adalet ve hakkaniyetinden, ailesi ve çevresine karşı şefkat ve merhametinden anlarız.

Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, iman ederek söz verdiklerimizden hesaba çekileceğimizi açıkça beyan etmektedir.

اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ.

İnsanlar "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.[1]

Yaşadığımız hayat her yönüyle bir imtihandır. Bir başka ayette bu gerçek şu şekilde ifade edilmektedir:

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ ﴿١٤٢﴾

“Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”[2]

Bu ayet cihat ibadetini ve bu uğurda zorluklara göğüs germeyi iman ve imtihanın en somut göstergesi olarak açıklamaktadır. 

Kelime-i Tevhit iki bölümden oluşur:

1.si “Lâ ilâhe illâllah” yani Allah’tan başka hiçbir ilâhın olmadığıdır.

2.si ise “Muhammedün Resulullah” yani Peygamber Efendimizin (s.a.v) Allah’ın (kulu ve) resulü olduğudur.

Kelime-i tevhidin bu iki parçası birbirinden ayrılamaz. Bir kimse Peygambere iman etmeden Allah’a iman etmiş olamaz. İkincisi olmadan birincisi olmaz. Birincisi olmadan ikinci zaten olmaz. Yani bir kimsenin mümin sayılabilmesi için her şeyden önce kelime-i şehâdet veya kelime-i tevhitte ifade edilen “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Muhammed’in (sav) Allah’ın Resulü olduğunu” beyan yani ikrar etmesi gerekir.

Biz bütün peygamberlere ve Allah’ın son elçisi Hz Muhammed Mustafa’ya iman ediyoruz. Hattı zatında bütün peygamberler İslam’ın peygamberidir.

Allah İslam dışında bir vahiy göndermemiştir. İslam Hz. Âdem’den beri gelen vahyin ortak adıdır.

Bugün sıkça karşılaştığımız "ilahi dinler", "vahye dayalı dinler", "üç semavi din" vb. ifadeler yanlıştır. Tek ilahi/semavi din vardır, o da İslam’dır.

Kelime-i tevhidin içindeki  “ilah” kelimesi ayrı bir önem arz etmektedir. İman eden insanlar olmamız Yüce Allah’a ilah kelimesinin ifade ettiği bütün manalarla birlikte inanıp kulluk etmemizi gerektirir. İlah kelimesinin manasını kısaca şöyle ifade edebiliriz:

1- İlah demek "emrine uyulan" demektir

Kendisine itaat edilen; sözü, emri her şeyin üstünde tutulan demektir. İtaat, isyanın zıddıdır. Allah’a teslim olmayı, saygı göstermeyi, ibadet etmeyi ve O’nun kitabıyla amel etmeyi ifade eder. İmanın kökleşmesi için insanın kendisini yaratana itaat etmesi gereklidir.

Mutlak manada itaat yalnızca Allah’ın hakkıdır. Çünkü Allah, âlemlerin Rabbi, ilâhı ve melikidir. İnsanlar da Allah’ın nimetleriyle hayatlarını devam ettiren, Allah’ın kullarıdır.

Esasında insan peşinden gittiği şeyin kuludur ve vazgeçemediği şeyin esiridir. İnsan için en önemli ve vazgeçilmez olan ne ise ona kulluk ediyordur. Bu manada modern dönemin de putları vardır. Günümüz insanının imtihanı servetin, şöhretin, şehvetin esiri olmak iledir. 

2- İlah demek "kanun koyucu" demektir

Allah Teala'nın bütün hükümleri, kullarının zararına değil faydasınadır. Bu hükümlerin hikmetini bilemiyor oluşumuz o hükmün faydasız olduğu anlamına gelmez.

Allah’ın hayatımıza çizdiği sınırlara, hükümlere uygun yaşayanlarla; o sınırları delmeye, çiğnemeye çalışanların durumu hadis-i şerifte şöyle bir temsil ile ifade edilmiştir:

“Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu sınırlara uygun yaşayanlar ile bu sınırları ihlal eden kimselerin durumu, bir gemiye kura sonucu yerleştirilmiş iki grup insanın durumuna benzer; Bunlardan bir kısmı geminin alt tarafında, bir kısmı da üst tarafında yolculuk etmeye hak kazanmıştır. Alttakiler geminin altında kapalı hâlde bulundukları için su ihtiyaçlarını karşılamak istediklerinde yukarı çıkmak zorunda kalırlar. (Her yukarıya çıkışta üsttekileri rahatsız ettiklerini düşünen) aşağı kattakiler, ‘Kendi payımıza düşen yerden (geminin altından) bir delik açarsak (ve suyumuzu oradan temin edersek), yukarıdakileri rahatsız etmemiş oluruz.’ diye düşünürler. Eğer yukarıda bulunanlar aşağıdakileri kendi hâline bırakır da düşündüklerini yapmalarına izin verirlerse (gemi batacak ve) gemidekilerin tamamı helâk olacaktır. Fakat onlara engel olurlarsa hem onlar hem de kendileri kurtulacaktır.”[3]

İnsanı ve zaaflarını, geleceği ve bütün hayırları en iyi bilen Rabbimiz inanın huzur ve saadeti için kanunlar koymuştur. Hayatı biz kimin kanunlarına göre yaşıyoruz. Dolayısıyla her kanunun birçok hikmeti vardır.

Allah’ın kanunları mı? Yoksa emperyalizmin, kapitalizmin ya da diğer beşeri sistemlerin bize dikte ettiği kanunlarla mı?

 

 

[1]Ankebût, 2.

[2]Âl-i İmrân, 142

 

[3] Buhari, Şirket, 6.



Bu yazı 877 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI