Bugun...


Mehmet Ali ABAKAY

facebook-paylas
"ŞEHİR" DERKEN ALINGANLIK NİÇİN?
Tarih: 30-08-2022 00:01:00 Güncelleme: 30-08-2022 00:01:00


Konumuz, ele aldığımız şehirdir, genelde.

Şehirle ilgili yazıyoruz, başka uğraşımız yok gibi.

Her şey güzel de ele aldığımız konularda alınganlık gösteren, konuşmaları bize kadar gelenler yok, değil.

Kitaplara geçmiş olan yanlışlıkları tespit ederken teşekkür etmesi gerekenler, maalesef bu yanlışlıkların verdiği çöküntü sebebiyle huzursuz ve mutsuz.

Bir plâket beklentimiz olmadı, bir özel isteğimiz söz konusu değil.

Eleştirmiyoruz, yanlışlıkları üzerine basa basa, doğru bilgilerle değişimini talep ediyoruz, olması gerekeni ifade ediyoruz.

Biz, fırın işletirken lokantacı iddiasının ne kadar muallakta olduğunu biliriz.

Biz, oto parça satıcısının biçerdöğer tamiratından anladığını iddia eden olmadık.

Bunun gibi bir zıtlık, tezat anlayışı var.

Katıldığımız bir sempozyumda onlarca gezi rehberinden yola çıkarak, bir şehrin nasıl tanıtılacağını ifade ettik, TV Programlarında dile getirdik, kitaplarımızda, makalelerimiz de belirttik.

Bu tabelaları mekânlara asanlar,  yanlışlarının yerine doğru isimleri belirtseler, şehrin süsü mü bozulur?

Tarihî bir ibadethane olan Lala Kasım Beg Cami, adı kapıda iki kez yer alır. Bu iki ismin yanında " Lale Bey" büyükçe tabelada görülür. Sokağa baktığınızda " Lale Bey Sokak" ismiyle müşerref olursunuz.

Diyanet mi değiştirecek tabelayı?

Yapı, Vakıflara ait değilse yanlış tabela yerinde mi duracak?

Sokağın adını bari belediye değiştirsin.

Tarihte önemli yer tutan bu kişinin sıfatı " Lala" iken, yapılan isim değişikliği bir saygısızlık ifade etmez mi?

Lala'yı " Lale" yapanlar, Beg'i " Bey" yapmış, kibar şehir diliyle.

TDK Kuralı gözönünde bulundurulmuşsa TDK, tarihte yer almış isimleri değiştirme hakkına sahip midir?

Lala'yı lale yapmanın esprisi olmamalı. Eğil insanı bundan hoşnut mu?

Mirdasî Beyliği ile ilgili kitapları okumak mümkün?

Osmanlı Dönemi belgeler mevcut.

Her şey güzel de hiç bir beyin ismi " Lale" olamaz.

Naîf kişiliğe sahip olan kadın, edebiyatta mecazen " lale" ile tesmiye olunur, yüz güzelliğinin, 'ten beyazlığının ay ile ifadesi gibi.

Bu çirkinliğe bir son verilmesi için açıklamamız yer almıştı, yerel basında. İki gün sonra netice hasıl olmadı, bir türlü.

Adına " CENTO" koyulan caddenin isminin değiştirilmesi teklifimiz yok, değildi. Yazdığımız gazetede hem manşet haber olan bu teklifimiz, sebep ve sonuç ilişkisi tam sayfada irdelemişti. Tarih olan bu anlaşma, pakt sadece bilen için söz konusu. Hayra vesile olmayan pakta imza atanların çoğu eceliyle ölmedi, kuşkusuz.

Daha bir çok emsal, benzer yanlışlıklar vermek mümkündür.

Bu iki isim dışında Hoca Ahmed Cami adı yerine " Aynalı Minare Cami" isminin yanlışlığına değinmiştik, yerel basında.

Bu gün medrese mescidi olan yer, "Husrev Paşa Cami " olarak ifade ediliyor, medrese yok sayılarak.

Dahası belirtmek istemiyoruz, kimi medreseye devam edenler için yapılan hücrelerin şimdi hangi işleve sahip olduğunu.

Bizi eleştiren bizim kadar bilse, mesele ortada olmazdı.

Mahalle arasında her top koşturanın hayali dünyaca ünlü bir futbol takımında yer almaktır.

Ha mahalle arasında top koşturan ha şehir konulu üç-dört kitap okuyup kendini bilgili sayan arasında ne fark vardır?

Biz, bilgiyle belgeyle konuşup, bunu fotoğraflarken mızıkçılık yapmanın ne gereği var?

Sorduğumuz sorulara cevap vermeyenin, vermeyenlerin konumuna düşmek istemeyiz, hiç bir zaman.

Bildiklerimizi belirtiyoruz, kısmen.

Onlar bildiklerimizi bizden önce açıklasaydı, kendilerini teyid ederdik.

Mesele, kişinin ya da kişilerin kendilerinden iki santim önde olanı kabullenememe hastalığı. Allah muhafaza, üç adım önde olunsaydı ne olurdu?

Ahvâle şükrediyoruz.

Kimin sırtına kamçı vurmuşsak, sırtımız açık.

Kimi üzmüşsek bir sözümüzle iadesinden rahatsızlık duymayız.

Eskiden edeb vardı, terbiye söz konusuydu, âlenin adı önemliydi.

Şimdi ayaklar baş, baslar ayak olunca sıkıntılar başladı.

" Hiç bilmeyenlerle bilenler bir olur mu?" Uyarısını, ikazını söyleseniz, kabul etmezler.

İlahî kelâmdan, Kur'an'dan olduğunu belirtseniz kâr etmez.

Biliyoruz onları.

Göz ki görmek içindir, istediklerini görmek isterler, almış. 

Kulak duymak içindir, işitmek istediklerini duyarlar, sadece.

Akletmezler, yalnız varmak istedikleri şeyleri düşünürler.

Onlar hem kör hem sağır hem akılsız değil de nedir?

Bunu belirtmek dahi bazı dostları üzer, biliyoruz.

İlahî kelâm ile bağlayalım, yazıyı: " Siz hiç akletmez misiniz?.."

Görselerdi anlarlardı.

Duysalardı, öğrenirlerdi.

Düşünselerdi, doğruya varırlardı.

Bu dünyalık pesinde nefse esir olma hali değil midir, insanı insanlıktan çıkaran.

Günümüz bu hal üzerinde, açıkçası.

Biliyoruz buz satanın korkusu, öğle sıcağındandır.



Bu yazı 2294 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI