finans haberleri
Bugun...


Mehmet Ali ABAKAY

facebook-paylas
Şehir Suskunluğumuza Dair Muhasebe-1-
Tarih: 05-05-2022 00:02:00 Güncelleme: 05-05-2022 00:02:00


Sana Ey Şehrim!..

Ne kadar teşekkür edersem, azdır, bilirim. Sayende insanların kim olduğunu öğrendim, bana tecrübe oldu, hataya düşmemek için.

Ey Şehir!.. Adına kasem ederim ki yaşadıkça ve kendimi taşıdıkça ruhum sensizliği cehennem bilecektir.

Benliğimde sana olan hissiyatım, Kerem'in Aslı'ya, Mecnun'un Leyla'ya, Ferhad'ın Şirin'e, Tahir'in Zühre'ye, Mem'in Zinn'e olan eşkinden berî değildir, olmadı, olmayacak.. 

Ey Şehir, senin için düştüğüm yalnızlığa, çaresizliğe, kimsesizliğe, sıkıntıya, huzursuzluğa dair şikâyetimiz olmadı, olmayacak.

Ey Şehir, sen Şems'sin ben etrafında dönen kamerim. Sen Şems'sin ben senin için Celalleddin kesilirim.

Benim dûçar olduğum derd, senden ayrı kalmaktır.

Sahrada ben aciz, çaresiz, suskunluğumu senin varlığınla kazandım, susuzluğumu senin isminle giderdim.

Bu halimle beni kınayan dostlar bilmelidir ki kimseden yana bir sitemim yok, olmadı, olmayacak.

Dünya hayatımda senin için katlanacağım her sıkıntı, bilirim ki ebedî hayatta önümde ortadan kalkacak zorlukların sonu olan birer kapıyı açacaktır.

Bilmekteyim ki, şehrini sevmeyenin ahde vefası mümkün değildir.

Biliyorum ki yaşamın anahtarı, insanın gözünü açtığı, havasını soluduğu, suyunu içtiği, ekmeğini yediği, emeklediği, ilk adımlarını attığı, büyüdüğü, çocukluktan yetişkinliğe vardığı, kemâle erdiği ve ağacın meyveye durduğu gibi, şehrinin bağrıdır.

 

Kim evladını annesinden ayırabilme bedbahtlığını yaşamak ister?  Ben, şehrimi ana bildim, kendimi evladı. Kimse kınamasın bu şekilde beni

 

Şimdi denilebilir ki bu mecnun ve meczup halimle kime el açsam şehrimin güzelliklerini tanımaya ve tanıtmaya, anlamaya ve anlatmaya, hangi vefalı insan elimden tutmaz, muhtaç olduğum, istediğim merhameti, acımayı esirger? 

 

Hangi su kaynağı, reddeder, süzülüp yanı başında yeşeren gonceyi?

 

Hangi su kaynağı, gölgesiyle yolcuya, garibana, meyvesiyle insana, kuşa kucak açan ağacın gıdası olmaktan uzak tutar, kendini?

 

Ferhad’ın Şrin'e olan hasreti denli büyüyen şehre dair sevda, bizi Mecnun'a çevirse de bizim şikâyetimiz söz konusu değildir.

 

Şehir bir anne misali içinde yaşayanları kucaklarken, şehirden sebepsiz ayrılanlara, varlıklı olup şehre hizmet etmeyenlere, elinde imkân varken, gereğini yapamayanlara olsa olsa üvey kardeş gözüyle bakmak lazımdır. , şehre anne vasfını verirsek...

 

Şimdi el üstünde tutulanlar bu şehrin canına okurken bizim bu sitemimiz, hoş görüle. Bu şehre biz, layık olamadık, lakayd kaldık!...

 

Bize sitem eden bir dost, şehir konusunda yazarken neden bir şeyler istemediğime oldukça şaşırmış. Biz, mevkiî-makam için bu şehri sevmedik ki!...

 

Şehircilik için görüşlerimizi durmadan yazarız ve okunmaz.

 

Neden şehirde yaşadığımızdan sürekli şikâyet ederiz?

 

Bakın bunu ben de anlamakta zorluk çekiyorum.

 

Sahip çıkılmayan şehir-ilçe-belde için insanın sitem etme hakkı olmamalıdır.

 

Kirleten, bozan, yıkan, dağıtan, parçalayan biz ve şehir hayatından sitemkâr olan biziz.

 

Acaba eğitimsizlik midir, bunun sebebi. Üniversite okuyan, üniversiteden mezun olan gençler bizi anlamamakta ısrar ediyorsa, yazarı ve şairi papatya falı misali yaprakları kopartıp " Seviyor-sevmiyor." derse bu şehir çoktandır yıkılmayı hak etmiş demektir!....

 

Şehrini seven, aşkını izhar edemez. Mecnun'un aşkı Leyla için ifadeye imkân tanımazken, biz şehir hakkında ne desek, yakışık kalmaz. Çünkü şehir, bir seveni ile değil, içinde yaşayan insanların sahiplenmesiyle canlılığını korur.

 

 İnsan sevdiğini el üstünde tutarken, yaşadığımız şehrin tarihî eserlerinin, kültürel ve edebî zenginliğinin bilinmezliğe sürüklenişidir, uykularımızı haram eden ve rahatımızı bozan!..

 

Şehrine sevdalı insan, neler yapmaz ki!..

 

 Herkesi kucaklamak, şehir araştırmacısının görevdir. Bazılarını görmekteyiz ki kendine yakın olanı deve, uzak olanı pire yapmaktadır.

 

 Böyle şehir araştırmacılığı olacak ise kişinin vicdanına danışması lazım. Görmekteyiz ki bazıları sadece cüzdanının sesini dinlemekten yana başka işle iştigal etmemektedir.

 

 Yaşadığımız şehre dair bana sual olunan her şeyin cevabını vermem mümkün de öncelikle bizi imtihandan geçirmek isteyenin şehri tanıması, bilmesi gerekmez mi?

 

Şehri bilmeyenin, tanımayanın çok olduğu bu devranda bazen bize susmak düşer. İnsanın şehrine bağlılığı, balığın suyla ilişkisine benzer.

 

 Balığı sudan çıkaran bilmez mi balık için yaşamın olmayacağını. Balık ki suda yaşar. Peki insan şehrinden uzak düşünce yaşar mı?

 

 Biz, uzun zamandır, şehri anlatmaya adadık, ömrümüzü. Gördük ve anladık ki ne yazarsanız yazın, değişen bir şey yok. 

 

İşimiz ne denli yoğun olursa olsun, yazılarımızı takip eden dostlardan ayrı kalmamaya özen gösterdik. Bazen hastamızın olduğu gün, taziyelerimizin olduğu gün bile söz verdiğimiz okurumuza mahcup kalmamaya özen gösterdik.

 

Sonuçta yüzlerce yazı ortaya çıktı ve onlarca kitap tutan bu yazıların bir kısmı ortak kitaplarda yerini aldı, ulusal ve uluslararası sempozyumlara davet edildik.

 

Kimi yurt dışı sempozyumlara mazeretimizi bildirerek katılmadık, sağlık sebebiyle istediğimiz halde kimisine katılma imkânımız olmadı.

Bu gibi hususları belirtme mecburiyetimiz söz konusu değildir, açıkçası. Bir gün, yazdıklarımızın tümü kitaplaşır, ümidini daima canlı tuttuk, içimizde.

Görünen o ki kişi, yazdığı ile kalmaktadır, çoğunlukla. Yazılanların tatlı bir hatırası kalır, dergilerde, gazetelerde. Biz de gün gelince, çocuklarımıza, torunlarımıza o günlere kazasız ve belasız varırsak, ömrümüz buna kifayet ederse, “Çocuklar, bakın biz de zamanında bu yazıları yazdık” diyerek, kendilerine yayınladığımız yazıları, katıldığımız sempozyum belgelerini, çıkardığımız kitapları, çalışmalarımıza yer veren dergileri gösterip, yaşlı halimizle, hoş saatlerimiz olacak. Belki o günleri göremeyecek, bizden kalan on-on beş dosyalık yazılarımız, şehre dair bir araya getirdiğimiz kitaplığımız miras kalacak…

Ne diyelim, bazen insan böylesi durumları düşünür, kendince tasavvur eder, hayallerin gölgesinde yazılar kaleme alır.

Biz, yazdıklarımızla doğduğumuz şehre vefa borcunu ödemeye çalıştık, en olmadık zorluklarla karşılaştık, Çoğunlukla bildiğimizi dillendirdik.

Devamı edecek..



Bu yazı 2326 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI