finans haberleri
Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
ŞİİRİMİZDE DİCLE IRMAĞI 5
Tarih: 16-07-2022 00:03:00 Güncelleme: 16-07-2022 00:03:00


Memnundur halinden Dicle Nehri,

Uzun yıllar düşünmeden akar gider,

Bilmez nedir yar özlemi, yurt sitemi,

Oysaki bir düşünce almıştır beni.

 

Şair, yukarıdaki mısralarda Dicle’nin durumuyla kendi durumunu karşılaştırır; diğer şairlerin insan dışındaki varlıklarla konuşup dertlerini döktüğü gibi Dicle’ye derdini döker ve rahatlamaya çalışır. Çünkü ona göre insanlardan onu anlayacak; ona dert arkadaşı olup avuntu verecek vefalı kimseye rastlamak olası değildir. Şiirimizde insanların vefasızlığından ya da değer bilmezliğinden bıktığı için aradığı dostluğu, dert arkadaşlığını insanların dışındaki varlıklarda bulmak amacıyla  onları konuşturmuş, onlarla sohbet etmiş ve onları sırdaş olarak kendine en yakın dost olarak kabul etmiş şairlerimiz, ozanlarımız çoktur. Aşık Veysel toprakla konuşmuş ve derdini ona dökmüş, teselli aramıştır. Yeri gelmiş havadaki turnaya bile sesini duyurmaya çalışmaktan geri kalmamış:

 

“Allı turnam ne gezersin havada?”

                                 Aşık Veysel

 

Yeri gelmiş sazıyla sırdaş olmuş, güvenmiş ve şakalaşmış; gönül kırgınlığını sezdiğinde  ustaca ve kanıtlarıyla gönlünü almış:

 

“Ben ölürsem sazım sen kal dünyada,

“Gizli sırlarımı aşikar etme,”

                           Aşık Veysel

 

Yeri gelmiş şair tamburasına seslenmiş ve şöyle demiş: “Sana ağaç dediysem; kesinlikle niyetim seni küçümsemek veya değersizleştirmek değildir; çünkü ağaç deyip geçme, ağaç çok değerlidir. O kadar ki çok sevip değer verdiğimiz, öpüp kokladığımız, aşkı simgeleyen ve uğruna destanlar yazdığımız; “Kırmızı Gül” de ağaçtandır. Ağaç olmazsa o çok değerli gül de olmaz! Şair, bu mısralarda dert ve sıkıntılarını, ayrılık acılarını hafifletmek için çaba harcamaktadır:

 

“Öt benim sarı tamburam,

Senin aslın ağaçtandır,

Ağaç dediysem gönüllenme,

Kırmızı gül ağaçtandır!”

 

                       Aşık Veysel

 

Burada olduğu gibi şairlerimizin şiirlerinde, anonim halk edebiyatımızdaki türkü ve manilerde Dicle Irmağı da insan gibi düşünülmüş ve onunla sohbet edilmiş; sitem edilmiş ve yalvarılmış, yakarılarak yardım istenmiş ya da dertleşilmiştir. Dicle Irmağı, aşıkların birbirine gönderme yaptığı, manilerin dizelerinde de gönülden gönle akıp gitmektedir:

 

Oğlan:

Dicle gibi ak güzel

Gül menekşe tak güzel

Ben sokaktan geçerken

Pencereden bak güzel

 

Kız:

Dicle gibi akamam

Her çiçeğe bakamam

Babam beni öldürür

Pencereden bakamam…

 

Oğlan:

Dicle etrafı bostan

Bir ziyan gelmez dosttan

Aklım başımdan gider

Seni düşündüğüm an.

 

                     Anonim

 

Dicle ile coşar, Dicle ile taşardık.

Kalbimizde Dicle'nin hür ve asil bestesi,

Yükselir ufuklarda gençliğin çelik sesi,

Doğunun ilim adı kabiliyet destesi!”               

 

                                   Selim Kaplan

 

 

Gazi Köşkü serindir,

Dicle Nehri derindir,

Sen ağlama garip anam,

Kadir Mevla’m kerimdir!

 

                  Anonim Türkü

 

Dicle, bugünkü coğrafyamızın en büyük akarsularından birisi olmakla beraber, Diyarbakır’ı geçtikten sonra güneydoğu yönünde akar ve Cizre’den sonra Türkiye-Irak sınırını çizerek, Habur Kolu’nu aldığı yerden Irak topraklarına girer.

 

“Deprenen asker midir ya Dicle’dir Bağdad’dan

Eyleyip tuğyan Cezayir’den yana hiram!”

                                               Fuzulî

 

Bu hareket halinde olan, durmadan kıpırdayan asker seli midir, yoksa Bağdat’tan yardıma gelen Dicle’nin coşkun sularının meydana getirdiği kükremiş sel midir? Taşmış, Cezayir’e doğru salınmaktadır!

 

“Kûyun yolında döne döne akdı gözyaşı

Seyl-âb-ı dîde Dicle-i Bağdad olup gider.”

                                              Bâkî

 

Ey sevgili, gözyaşım senin mahallene döne döne aktı, bu gözyaşı selim, Dicle’nin seli gibi coşarak akıp gitmektedir.

 

 

Muallim Naci, “Dicle” adlı şiirinde açıktan açığa Dicle Irmağı’nı “Nedir ey cûy-ı hoş reviş bu şitâb” dizesiyle kendisine muhatap almaya başlar. Dicle, kendisine çizilen ya da kendisinin çizdiği yolda Basra Körfezi’ne doğru akmaktadır:

 

“Acaba Basra Körfezi’nde ne var?

Durma git, git ki etti Hâlık-ı âb

Bahrı, nehr-i revâna câ-yı karâr!”

 

Muallim Naci, şiirin devamında Dicle Irmağı ile kendisini karşılaştırır. En az kendisinin de bu ırmak kadar coşkun karaktere sahip olduğunu ve buralara gelmeden önceki zamana atıfta bulunur:

 

“Ben de bir başka cûy-ı cûşânım

Nice vadiden eyledim cereyan”

 

Bu dizelerin devamında ise ruhsal açıdan Dicle Irmağ’ından fazlasıyla coşkun olduğunu belirten Naci, onun Basra Körfezi’ne ulaşma sevdasından çok kendisinin deniz hasretiyle coşup çağladığını dile getirir:

 

 “Firkat-i bahr ile huruşanım,

Bende senden ziyadedir feyezan!”

 

Naci şiirini, Anadolu coğrafyasının garip kalmışlığı, ötelendiği gerçeğiyle ama geleceğe ümitvar bakan bir hayalle bitirir.

 

“Olsa kâşâneler kenarında

Tazelense ümîd-i istikbâl

Olsa mamureler civarında

Ne güzel arzu! Ne tatlı hayal!”

 

         (Memleket Kavramının Modern Türk Şiirine Yansıyan Yüzü: “Dicle” Hakan ÇALIK)

 

 

Şimdilik bu kadarıyla yetinmek istiyorum; ancak ileride devam etmek niyetinde olduğumu da belirtmek isterim. Allah’a  emanet olunuz.

 



Bu yazı 1233 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI