Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
ŞİİRİMİZDE DİCLE IRMAĞI 4
Tarih: 08-07-2022 00:05:00 Güncelleme: 08-07-2022 00:05:00


Şairlerimizin duygu dünyasında yer etmiş; dimağlarını etkilemiş ve şiirlerimize konu olmuş mavili gelin Dicle’miz ile ilgili söyleşimize devam edeceğiz inşallah. Geçen haftaki söyleşimizde Şair Haristani’nin Dicle Vadisi’nin suyla dolması durumunda İstanbul Boğazı gibi olacağını ve bu durumda İstanbul Boğazı’yla Dicle Vadisi’nin benzerlikleri yönüyle kardeş olacaklarını iddia etmişti. Yeryüzündeki suların da özdeş olduklarını, dönüp dolaşıp sonunda birbirlerine karıştıkları için suların da kardeş olduklarını ve İstanbul Boğazı’nın suyuyla Dicle’nin suyunun da bu anlamda kardeş olduklarını iddia ettiğinde Boğaz’ın bu iddiaya karşı çıkmasından ötürü Dicle Irmağı, bu iddiasını kanıtlamış ve son durumu da şöyle anlatmıştı:

 

“İşte kucaklaştık, gerçekleşti rüya!

Yok artık ayrılık, duysun bütün dünya!”

 

Bu haftaki yazımda; şair Haristani, bu kavuşmadan sonra işin orada bitmediğini, çünkü yaşamın deveran ettiğini, Dicle’nin sularıyla Boğaz’ın sularının kucaklaşıp kavuştuktan sonraki olayları dile getirerek Allah’ın, kainatı kanunlarıyla evirip çevirmesi ve bir düzenle yönetmesi nedenlerinden ötürü sular ne kadar birbirinden uzak görünseler de sonunda birbirlerine kavuştuklarını yani kardeş olduklarını; sonuçta bütün suların dönüp dolaşıp aynı okyanuslarda toplandıklarını mısralara dökerek dile getirmeye  ve kanıtlamaya devam etmektedir:

 

           ASIL YURDA DÖNÜŞ

 

Sonra karıştık Karadeniz’e, dağları aştık!

Döndük Porsuk’la, Yunus’a uğradık!

 

Katıldık Kızıl'a, boyandık Yeşil'e,

Uğradık Aras'la ünlü Şeyh Şamil’e!

 

Yıkadık kaftanını İshak Paşa’nın!

Çiçekler açtı yüzünde Anadolu’nun!

 

Belirdi yüzümüzde yansısı Malazgirt’in,

Resmi göründü alnımızda şahbaz atların!

 

Buharlaşıp yağdık Kafkasya’da!

Donduk soğuktan Sarıkamış'ta!

 

Uyuyup geceleri, dinlendik Hazar’da!

Emzirip inci kefalini, büyüttük Van’da!

 

Kar tanesi olup yağdık Toroslar’a,

Aktık Akdağlar’dan Dicle Irmağı’ına!

 

Dicle’nin, yetkili ve etkililerden isteği var. Bu isteğini geçmişte ileri sürdüğü gibi şimdi de günümüz yetkililerine seslenerek şöyle mısralara dökmektedir:

 

           DİCLE’NİN İSTEĞİ

 

Gömülsün vadim, mavi sulara!

Doysun Boğazı’m, karpuzlara!

 

Dökmeyeyim gözyaşı, dinleyin beni!

Bitirin, özlemim Dicle Vadisi Proje’mi!

 

Kansın Dicle Vadi’min yamaçları suya!

Turkuaz mavisi gerdanı dalsın uykuya!

 

Dicle Vadi’m, görsün mavi bir rüya!

Boyansın Dicle Vadi’min saçı maviya!

 

Yeşil gözlüyüm, çileli, inci dişliyim,

Berraktır suyum, Toroslar'dan inişliyim!

 

Ey yetkili ve etkili sevdalı büyüklerim!

Ne olur, yeşillikler yurdu Vadi’mi üzmeyelim!

 

Değmezse vadimin yanakları suya,

Sızlar, üzülürüm; kardeşlik bu mu ya!

 

Dayanamaz kardeşim gözyaşıma,

Dolsun vadim, su değsin boğazıma!

 

Garip bir kuşum, kanatlarım kırık!

Toroslar’ı aştım boğazımda hıçkırık!

 

Sevindirin, ne olur büyüklerim, artık!

Takın boğazıma bazalt bir gerdanlık!

 

Durdurun akışımı; yoruldum artık!

Uyuyayım, vadimin yamacı yastık!

 

Dicle'yim, çileli ve aslan özlüyüm,

Kardan suyum ak, ceylan gözlüyüm!

 

İnci dişli, Akdağlardan inişliyim!

Vadi’min öz be öz annesiyim!

 

Tutun elimden, gidemem uzak diyarlara!

Dayanamam gurbette esen sert rüzgarlara!

 

Yoksa üzülürüm, Mısır’a satılan Yusuf gibi!

Yutulurum sonra karanlık denizde Yunus gibi!

 

Ararım Selman gibi kurtuluşu, ilden ile!

Bulamam derman biliyorum arasam da nafile?

 

Uyumuşum, geçmişim kendimden,

Bir rüya gördüm, en gizemlisinden:

 

Yardım istedim Molla Gürani’den!

Anlatacaktım, çoktu işi gitti hemen!

 

 

Akşemseddin, tuttu omzumdan!

"Bilirim çileni!" dedi, öptü alnımdan:

 

“Kaldır başını, ufka bak sevinçle ileri,

Üzülme, gelecek vefalı torunlarımdan biri!

 

Ağlatmaz seni ahu gözlüm, çakıl dişlim!

Bulunur bir babayiğit er geç çakır gözlüm!”

 

"Dolaşmayacaksın boş yere köşe bucak,

Dicle Vadisi, İstanbul Boğazı gibi olacak!"

 

"Hayat bulacak, bundan öte yeşil vadin,

Çığlık atacak sevinçten üzgün Vadi’n!"

 

"Dolaşacak, kayıklar mavi sularında, 

Yeniden balık satılacak Balıkçılarbaşı’ında!"

 

"Olta atılacak Fiskaya’dan balıklara!

Dolacak çay bahçeleri, şen insanlarla!"

 

"Dicle Vadisi’nin köprüsü olacak asma!

Yüzecek ördekler, kazlar ve martılarla!"

 

"Diyar-ı Bekir, çocuklaşacak neşeden,

İrem Bağı olacak Kavs Köşkü güllerden!"

 

"Dinlenecek Haristani, Çarbağ Köşkü’nde!

Derecek gençler mavi gülleri, Kıtırbil’de!"

 

Takın, gerdanımda parlasın uzun setim,

Göğsüme çarpan suyla dolsun göletim!

 

Kavuştur cesur yiğidim, beni kuğulara!

Ne olur, ağzımı eğdirme namert kullara!

 

Ey yetkili ve etkili sevdalı büyüklerim!

Gerçekleşirse saydığım isteklerim;

 

Kanatlanır sevinçten havalara uçarım!

Güzel olmaktır, benim asıl muradım!

 

Süzülsek de Vadi’mle Anadolu’dan,

Mavi yılan gibi, kıvrılsak ovalardan!

 

Dolansak da Şeyhmalan ve Harran’dan,

Seslensek de dünyaya Büyük Okyanus’tan!

 

Kavuşsak da Körfez’in yeşil sularına,

Baksak da uzun uzun su yosunlarına!

 

 

Turlasak da dünyayı; Anadolu’dur yuvamız,

Çıksak da Kaf Dağı’na, Anadolu’dur ocağımız!

 

Son söz, gönül dostu Yunus’un olsun:

“Bizi bilmeyen, ne bilsin,

Bizi bilenlere selam olsun!”

 

İnşallah, Dicle’mizle söyleşimiz ve yetkililerimizden isteklerimiz devam edecek. Allah’a emanet olalım!



Bu yazı 2038 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI