Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
EN GÜZEL KISSA 2
Tarih: 30-07-2022 00:02:00 Güncelleme: 30-07-2022 00:02:00


Geçen haftaki “En Güzel Kıssa 1” başlıklı yazımda, Kerim Kur’an’ımızın; kıssaların en güzeli olan Hz. Yusuf’un Kıssası’nda almamız gereken dersleri anlatmaya çalışmıştım. Bu haftaki yazımda da inşallah devam edeceğim.

Hz. Yusuf’un (a.s.) kardeşleri; onunla ilgili karar verirken acımasız davrandılar; ancak yine de birinin vicdanı sızladı ve; ”Topluluğa uymak, ben kötü olmayayım, geçimsizlik damgası yemeyeyim!” gibi bahanelerle pasif bir karşı çıkış yapıp kardeşine kıyamadı ve orta yolu bulup onların da kabul edebileceği bir öneride bulundu. Kardeşlerine şöyle dedi: Onlardan bir sözcü, "Yûsuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın" dedi.”(Yusuf:10) Küçücük bir çocuk, karanlık bir kuyuda, kimsesiz, yardımsız, kuyunun taş duvarları arasından her an için su içmeye çalışan bir yılan da çıkabilir... Kim bilir belki de dışarıda insan kokusu alan yırtıcı hayvanlar kuyunun başına birikmiş, korkunç sesler çıkarıyorlardı... Karanlık bir kuyunun dibinde bir küçük insanın psikolojisini düşünün. Ölümü bir tarafa bırakın; bu küçücük çocuk, size ne yapmıştı ki onu bu kadar azaba çarptırdınız? Onu bu sıkıntıya sokacak size ne yapmıştı?

İşte tam bu sırada Allah’ın rahmeti yetişti ve bir anda o korkunç kuyu aydınlandı, ortalık güvenle doldu.

Ders:

1. Ey insanlar! Bir şeyi unutuyorsunuz! Unutmayın Allah’ın yardımı her zaman ve her mekanda yardımınıza yetişebilir yeter ki siz Allah’tan bağınızı koparmayın...

2. Altının değerini ancak sarraflar bilir diye bir sözümüz vardır. Değer bilmeyenler onu değersiz bir çıkar karşılığında sattılar. Buna rağmen yani ucuz bir değere vermeye razı oldukları halde onu terbiye eden onu en pahalı yere gönderdi. Koskoca hükümdarın sarayına, başbakanın evine el bebek gül bebek büyütülüp bakılmak üzere... Karanlık bir kuyudan, yılanların çıyanların cirit attığı ve dışarıda da canavarların dillerinin açlıktan sarktığı bir yerden; ihtişamın, süsün göz kamaştırdığı, hizmetçilerin ortalıkta insanları memnun etmek için yarıştığı, insanların kibarlıkta ve güzellikte yarıştığı yüksek sosyetenin olduğu bir ortama... Aman Allah’ım bu ne mutluluk...

3. Hangi makama çıkarılırsan çıkarıl, hangi yetkiyi alırsan al; o makamın ve yetkinin gereğini yerine getir ve sakın nankörlük etme! Evet, sarayın debdebesi içinde kendini kaybetmemek... Yusuf olarak kalabilmek... Nereden geldiğini aklında tutarak bulunduğun anın debdebesi gözünü ve gönlünü kamaştırıp yanlış yollara saptırmasın!

4. Değerbilir ol, biri sana iyilik etmişse sen de o iyiliğin karşılığında nankörlük yapma... Evet, Hz. Yusuf’un (a.s.) bunu yapıyor ve evinde büyüdüğü, ekmeğini yediği, eğitiminden geçtiği efendisine nankörlük etmiyor. Kadına; “Hayır!” diyor, “Ben nankör değilim, olamam!” diyor. Evet nankörlük deyip geçmeyin... Halk arasında yanlış kullanılan “Nankör kedi!” sözü gerçekte insanlar için kullanılmaktdır. Yani kedi nankör değil, nankör olabilecek olan insandır. İnsan nankör olursa maazallah!  Bizi yaratan, bizi en iyi bilendir. O, “Beni dinlemez de düşmanımız olan şeytana uyar da yoldan çıkarsanız; Resullerimi dinlemez de kitabıma uymazsanız yani benimle bağınızı koparırsanız; nimetlerime şüketmezseniz nankörlük yapmış olursunuz diyor.”  “......insan gerçekten Rabb’ine karşı pek nankördür!” (Adiyat:6)

5. Evet, bu sözü söylemenin de karşılığı olabilir. Nitekim Hz. Yusuf’un (a.s.)  bunu söylerken sarayın hanımefendisi tarafından cezalandırılacağını da aklından geçiriyordu. Kadının  dediğini yapsaydı belki de iş kapatılır ve sorunsuz olurdu. Ancak, Hz. Yusuf (a.s.) hem efendisinin iyiliklerini düşünüp nankörlük yapmak istemedi hem de Allah’a karşı nankörlük etmek istemediğinden böyle davrandı.

6. Hangi şartlarda olursak olalım, İslam’ın bize yüklediği “emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker (iyiliği tavsiye edip, kötülükten alıkoymaya çalışmak) görevimizi yapmamız gerektiğini de bu olaydan ders olarak çıkarabiliyoruz. Hz. Yusuf (a.s.) zindanda iken bu görevini sürdürdü ve İslam’ın tebliğini sonuna kadar yapmaktan geri durmadı.

7. Onu saraya davet ettikleri zaman bile balıklama atlayıp koşa koşa gitmedi. Vakarını, şerefini, haysiyetini ve en önemlisi de müslümanın haysiyet ve izzetini koruyarak üzerindeki lekeyi sildirdikten sonra davete icabet etti.

İnşallah, bu derslere devam edeceğiz. Allah’a emanet olun.



Bu yazı 1743 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI