finans haberleri
Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
TOPLUMSAL SORUMLULUK
Tarih: 04-06-2022 00:02:00 Güncelleme: 04-06-2022 00:02:00


Toplumsal sorunlarımızla iç içe yaşıyoruz. Bu sorunlar çözülemediğinden toplumun yapısında travmaların oluşmasına neden oluyorlar ve toplumsal yaralarımız gün geçtikçe hem çoğalıyor hem kangrenleşiyor. Yaralayıcı sosyal olaylar bir türlü iyileşmek bilmiyor. Elbette ki bu karamsar tabloyu çizip de siz değerli okuyucularımın ufkunu karartmak değildir amacım. Toplumsal hastalıklarımıza parmak basıp çareler bulduktan sonra iyileştirmeye yardımcı olmaktır amacım.

Eskiler; “Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına karşı duyarlı olun ve sorumlulukla davranın!” derlerdi. Meallerde Kur’andaki; “İttekullah” uyarısına, “Allahtan korkun!” biçiminde anlam veriyorlar. Böyle anlam vermek uygun değildir. “İttekullah” uyarısına; “Allah korkusu” anlamı verilerek yanlış bir algıya sürükleniyoruz: Çünkü, Allah’tan korkulmaz; Allah korkulacak değildir. Allah, varlık alemini sevgi üzerine kurmuş ve bütün yarattıklarına bu sevginin gereği  olarak merhamet etmektedir. O’nun merhameti varlıkları kapsayıcı ve sınırsızdır. O, yarattıklarına sevgiyle ve merhametle bakıp onları besliyor, büyütüyor, yaşatıyor ve koruyor. Bu sıfatlara sahip olan Allah’ımızdan niye korkalım ki? Korkma eylemi, karşımızdakinin bize zarar vereceğini öngörerek ya da düşünerek oluşacak bir eylemdir. Böyle anlam verildiğinde -haşa- Allah bize zarar vermek istiyor gibi son derece sakıncalı bir anlam ortaya çıkıyor. Sevgi ile korku zıt iki kavramdır ve bir arada bulunma imkanları yoktur. Bundan dolayı bize düşen; Allah’a saygı ve sevgiyle kulluk görevimizi yapıp yaratıklarına karşı sevgi ve merhametle davranmaktır. Buradaki “İttekullah” uyarısını, davranışlarımıza dikkat edelim ve ölçülü davranalım biçiminde anlamak gerekir. Uygun kullanım şöyle olmalıdır: “Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına karşı duyarlı olun ve sorumlulukla davranın!” biçiminde olmalıdır. 

İnsanlar duyarlı davrandıklarında, toplumun yapısını bozucu olayların niceliği azalır. Toplumu oluşturan bireyler; öncelikle yaratıcının bunca nimetini; (Nimet: 1. İyilik, lütuf, ihsan, 2. Yaşamak için gerekli her şey, 3. Yiyecek içecek, özellikle ekmek. 4.Yararlanılan imkân.) (TDK Sözlüğü) düşünerek teşekkür edip buyruk ve sakındırdıklarına göre davranırlarsa yaptıkları davranışlarından ötürü sorguya çekileceklerini ve sorgu sonunda ceza veya ödül alacaklarını akıldan çıkarmazlarsa toplumsal hayatımız sorunsuz olur.  Bunu böyle düşünmeyenler yapacakları davranışların karşılık bulacağını önemsemeden içtenliksiz ve sorumsuz davranarak suç işlemeye aday olurlar. Bundan ötürü büyüklerimiz; ”Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına karşı duyarlı olandan da; Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına karşı duyarlı olmayandan da korkun!” demişlerdir. Çünkü Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına karşı duyarlı olup sorumluluk duygusu içerisinde davranan kişiye zarar verdiğiniz zaman; Allah da ona yaptığınız zulmün karşılığında size ya dünyada ya da ahirette karşılığını verecektir. Diğer taraftan Allah’ın buyruk ve sakındırdıklarına duyarlılıkla sorumluluk içerisinde davranmayan  kişiden de korkun; çünkü o kişi de size dünyada sorumsuzca giderilemeyecek zararlar verebilir.

Demek ki işin başı Allah’ın buyruk ve sakındırmalarına karşı duyarlılıkla sorumlu davranıp “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkalarına yapma!” ilkesine göre davranan kişi olabilmektir. Unutmayalım ki bizim özgürlüğümüz; başkalarının özgürlüğünün başladığı yere kadardır. Yani bizim özgürlüğümüz sınırsız değil; özgürlüğümüzün bittiği yerde başkalarınınki başalar.

Her insan, yaratılıştan beraberinde getirdiği özelliklerinden ötürü çıkarını düşünebilir; ancak bu çıkarını düşünme; başkalarının çıkarıyla çatışmamakla sınırlıdır. Çalışıp dünya yaşamımızı rahat ve huzurlu duruma getirmek, çoluk çocuğumuzun geçimini sağlamak, sağlıklı ve mutlu yaşamak, kimseye zarar vermeden yaşamımızı devam ettirmeye çalışmak; insan olarak her birimizin isteklerinin doruk noktasıdır. Ancak öyle davranıyoruz ki bırakın bu saydıklarımızı gerçekleştirmek; bunları altüst edip yaşamımızı çekilmez duruma getiriyor; güllük gülistanlık yerine zindana çeviriyoruz. Gül yetiştirmek varken dünyada kıyasıya diken yetiştiriyoruz! Hem de deve dikeni! Öyle ki bu dikenlerden zamanla adım atacak yer bulamıyoruz.

Toplumsal yaşamda; ”Neme lazımcılık!” olmaz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” demek, insanlık yönümüzle taban tabana zıt bir anlayıştır. Çünkü böyle dediğimiz ve davrandığımız sürece bize dokunmayan bu yılanlar çoğala çoğala bir gün biz de adım atacak yer bulamaz duruma geliriz ve o yılanlar bize de dokunurlar. Toplumsal yaşamdaki sorumluluklarımızdan biri de birbirimizin yanlış davranışlarını çeşitli eğitici etkinliklerle veya uyarılarla en aza indirmeye çalışmaktır. Daha önceki köşe yazımda da değindiğim gibi, İslam’da; “İyiliği tavsiye ve kötülükten vazgeçirme!” biçiminde bir kutsal görevimiz vardır. Bazı insanlar; ”Hayat benim, beden benim, istediğimi yaparım, kime ne, kim karışabilir?” demektedirler. Bu anlayış yanlıştır; çünkü tek başımıza yaşamıyoruz ki... İnsanlar toplumsal yaşam sürdürmek zorundadırlar. İnsan toplumsal/sosyal bir varlıktır. Bir dağın başında yaşayabilirsen bu dediğin olabilir. Ancak toplumun etik kuralları, beğenileri, bireylerin karşılıklı hakları vardır. Toplumun eğitiminde önemli yer tutan rol modellik vardır. Yetişecek çocuk ve gençler kendilerinden önceki bireyleri özellikle de yaşça büyükleri örnek alıp davranışlarını ona göre yapılandırırlar. Hangimiz  babamızı, annemizi, kardeşlerimizi, dede ve ninelerimizi, mahalledeki ağabeylerimizi, arkadaşlarımızı, öğretmenimizi örnek almaya can atmadık?

Aklımızı kullanıp kitabında ve kitabın uygulayıcısı Resul’ün (S.A.V.) gösterdiği yoldan yürümemiz konusunda Allah bize yardım etsin ve bizi korusun! Amin!



Bu yazı 1584 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI