finans haberleri
bursa escort - escort bursa - bayan escort - escort bayan
bursa escort - escort bursa - bayan escort - escort bayan
bursa escort - escort bursa - bursa escort escort bursa
izmit escort escort bayan anadolu yakası escort bayan
Bugun...


Mehmet Şerif Cebe

facebook-paylas
Benim Adamcılık
Tarih: 07-05-2022 00:03:00 Güncelleme: 07-05-2022 00:03:00


Tarihe baktığımızda, devlet yöneticilerinin ya da hükumet yetkililerinin, ülkelerini yönetirken işin ehli olmadıkları halde, kendi akrabalarını, soydaşlarını  ya da çıkar ortaklarını iş başına getirip yetkilendirdikleri için çok geçmeden o ülke dağılmış veya yıkılmıştır.

Yönetim biçiminde aile, akraba, soy ve çıkarcılık ilişkisi ön planda olduğundan krallığı örnek verebiliriz. Öte yandan yarı demokrasi ile yönetilme eğilimi olan yönetimlerde de bu yaşamsal kurala uyulmadığı zamanlarda yönetimin sonu yıkım olmuştur. Kaldı ki bu yaşlı dünya, işin uzmanı ya da halkın güvendiği, başarılı olacağına inandığı kişilerin iş başına getirilmesi gereken “ileri demokrasi” diye niteleyebileceğimiz yönetim sistemlerinde bile bu kuralın çiğnendiğine tanık olmuştur.

Konuyu daha iyi anlayabilmek için: “Önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı ele batıralım!” prensibiyle hareket etmeye çalışayım. Tarihimizde, Hz. Ali’den (R.A.) sonraki dönemde meydana gelen istenmeyen olayların temel nedenlerine baktığımızda; Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye ve oğlu Yezit’te bulunan akrabacılık ya da soydaşlık/çıkar ortakçılığı hastalığı karşımıza çıkmaktadır.

Hz. Osman’ın (R.A.)  şehit olmasından sonra Ümeyyeoğulları ailesi siyasi ve çıkara dayalı bir rant elde edebilmek için Hz. Osman’nın (R.A.) iyi niyetinden ve merhametinden yararlanmışlar ve akrabacılık ya da çıkar ortakçılığını araç olarak kullanarak yönetim erki elde etmişlerdir. Oysa Ümeyyeoğulları ailesi, Allah’ın Kerim Kitabı’nı bizden daha çok anlıyorlardı. Ama ne yazık ki işlerine gelmediği için Allah’ın şu buyruğunu bile bile göz ardı edebiliyorlardı: “Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir. (Nisa:58)

Adaletin uygulayıcısı Rehberimiz, şehirlerin anası güzelim Mekke’yi silah kullanmadan şirkten arındırırken; insanlar dalgalar halinde bölük bölük her taraftan şehre giriş yapıyor ve bütün müşrikler hayretler içinde evlerine girip kapılarını sıkı sıkıya kapatmış ya da Ka'be'nin etrafındaki duvarların dibinde büzülmüş; görünmemek için adeta; "Yer yarılsa da içine girsek!" diye Lat, Uzza ve Hubel'e yalvarıp duruyorlardı! Kasva'nın üzerinde sevinçli ama gururlu olmayan merhamet ve adalet rehberi Hz. Muhammed (sav); yerin ikiye ayrılması gibi yarılan insan kalabalığının açtığı koridordan ağır ağır ilerlerken; insanlar dikkatle ve heyecanla ne olacağını merak ediyorlardı. Hz. İbrahim (a.s.) ve İsmail'den (a.s.) bu yana Ka'be'nin en sevinçli olduğu gündü  o gün! Ka'be'ye yıllardır hizmet eden ve ziyarete gelen konukları bin bir saygı, sevgi ve cömertlikle ağırlayan Allah’a ortak koşan Talha’nın oğlu Osman, kapıyı kilitlemiş; anahtarı elinde, Ka'be'nin damına çıkmış direniyordu. Kalbi küt küt atıyor, heyecandan neredeyse düşüp bayılacak bir noktaya gelmişti. İnsanlığın son rehberi, merhamet ve adalet çınarı, hakkın tesisi için bunca zamandır çaba harcayan Hz. Muhammed (s.a.v.) devesinden indi ve vakur adımlarla uzun bir süredir yanıp tutuşarak özlemini çektiği Ka'be'nin kapısına yaklaştı ve durup şöyle bir etrafına göz gezdirdi. Etrafına bakarken herkesi; özellikle de ona bunca eziyet eden Allah’a ortak koşanların elebaşlarını gözleriyle kalabalıklar arasında arıyordu. Duvar diplerinde ne kadar büzüldüklerini görünce derin düşüncelere daldı. Hz. Muhammed (sav), Hz. Ali’ye: ”Anahtarı Talha'nın oğlu Osman’ın elinden al, Abbbas’a (Ra) ver!” diye emir verdi. Osman, anahtarı vermemekte inat edince Hz. Ali (K.V.) onun elini bükerek anahtarı almak zorunda kaldı. Anahtarı aldı ve Hz. Abbas’a (R.A.) verdi. Hz. Resul, Ka'be'nin içine girip putları tek tek "L" şeklindeki bastonuyla yere serdi. O sırada, yukarıda mealini verdiğimiz Nisa suresi 58. ayeti indi. Hz. Nebi hemen dışarı çıktı ve: “Ya Ali, git önce Osman'dan özür dile, sonra da anahtarları ona ver." Emir yerine getirilince bu olaya şaşıran Osman: "Daha önce kolumu bükerek incitip zorla benden aldınız, şimdi ise özür dileyerek bana geri veriyorsunuz. Ne oldu ki siz pişman oldunuz yaptığınızdan? " diye sordu. Cevap verdi Hz. Nebi: "Allah, ayet indirdi ve sana geri vermemizi emretti." Bunun üzerine Osman: "Madem bu din bu kadar adaletli ve işi uzmanına verme konusunda duyarlıdır; o halde ben de dininize giriyorum." dedi ve kutlu İslam kervanına katıldı.

İşte çorak gönüller böyle kazanılır! Şehirleri fethetmekten çok, gönülleri fethetmek hedefine yöneliktir İslam'ın amacı. Zaten önemli olan çorak gönülleri fethetmektir. Öyle bir iş yapalım ki susamışlar da bu suyu tükenmez rahmet pınarından kana kana içsinler ve yeşerip çoğalsınlar. Her tarafta; o çok özlemini çektiğimiz bahar çiçeklerini koklayıp durmadan "gül yetiştiren adamlar" olsunlar!

Dikkat edilirse Allah’a ortak koşan da olsa; "İşi uzmanına vermek gerekir." prensibinin sahibi olan bir dinin inananları olarak, bırakın dinimizden olmayanları; kendi dinimizden olup da aynı performansta olanları bile; “akrabalık”, "kafa kol ilişkisi” veya "benim adamımdır." ya da “çıkar ortaklığı bencilliği” yle devre dışı bırakıyoruz.  Egomuzu tatmin edenlerin dalkavukluğu gözümüzü kör ettiğinden böyle bir adaletsizliğe gözümüzü kırpmadan veya vicdanımız titremeden razı oluyor ve bile bile Allah ve resulünün emrine uygun olmayan işler beceriyoruz!

 



Bu yazı 2757 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI