Diyarbakır, tarih boyunca Mezopotamya’nın en önemli merkezlerinden biri oldu.
Kültürüyle, insanıyla, potansiyeliyle her zaman öne çıktı.
Bugün gelinen noktada bu kadim şehir, sahip olduğu değerlerle değil; çözülemeyen sorunları, kronikleşmiş hizmet eksiklikleri ve giderek artan yönetim zafiyetleriyle anılıyor.
Üstelik bu sorunlar artık geçici değil. İki yıldır halkın oylarıyla seçilen belediye yönetimi görevde.
Peki bu iki yılın bilançosu nedir? Halkın günlük hayatına dokunan hangi somut iyileştirme yapılmıştır? Cevap ne yazık ki net: Beklentiler büyük, sonuçlar ise son derece yetersiz.
Sur, tarihin kalbinde sahipsiz hazinedir.
Sur ilçesi, Diyarbakır’ın vitrini olması gerekirken bugün düzensizliğin sembolü haline gelmiş durumda. Ulaşım karmaşası, kaldırım işgalleri ve denetimsiz işletmeler günlük hayatı felç ediyor.
Her sokak başında kontrolsüz şekilde açılan ciğerci dükkânları, hem görüntü kirliliği yaratıyor hem de hijyen açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Araç girişinin yasak olduğu alanlara araçların rahatlıkla girebilmesi ise denetim mekanizmasının fiilen işlemediğini gösteriyor. Kuralların olduğu ama uygulanmadığı bir şehir düzeni, aslında düzensizliğin ta kendisidir.
Bitmeyen vaatler, açılmayan tesisler oldukça çok.
İki yıldır billboardlarda “Yakında Açılıyor” denilen halk ekmek fabrikası hâlâ ortada yok.
Seçimlerin öncesinde en çok dile getiren sadece biz olduk.
Bu durum artık bir gecikme değil, açıkça halkla dalga geçmektir. Aynı şekilde Bağlar’da mezarlık çevrelerini işgal eden hayvan satıcıları, hem görüntü kirliliği hem de halk sağlığı açısından büyük risk oluşturuyor. Buna rağmen somut bir müdahale yapılmıyor.
Ulaşım, her gün SOS verirken çekilen çile dayanılmaz hal alıyor.
Diyarbakır’da toplu taşıma sistemi çökmüş durumda.
Yetersiz otobüs sayısı, düzensiz seferler ve belirsiz saatler, vatandaşın işe gitmesini bile bir mücadeleye dönüştürüyor.
Sabah saatlerinde duraklarda yaşanan izdiham, bu şehrin yönetilemediğinin en somut göstergelerinden biridir.
Yıllardır dillendirilen raylı sistem projeleri ise hâlâ sadece sözden ibaret. Artık bu gecikmeyi teknik sorunlarla açıklamak mümkün değil. Bu, doğrudan bir yönetim başarısızlığıdır.
Altyapı, 21. Yüzyıla göre ilkel, yetersiz, sorunlar kördüğüm.
Bir büyükşehirde hâlâ su kesintileri yaşanıyorsa, orada ciddi bir yönetim problemi vardır. Eskiyen borular, yapılmayan yatırımlar ve plansızlık nedeniyle vatandaş en temel ihtiyacı olan suya bile kesintisiz ulaşamıyor.
Kanalizasyon ve drenaj sistemlerinin yetersizliği ise sadece konfor meselesi değil, doğrudan bir halk sağlığı tehdididir. Bu çağda hâlâ bu sorunların konuşuluyor olması kabul edilemez.
Temizlik, en basit görevde bile başarısızlıkla başbaşa.
Şehrin birçok noktasında çöp konteynerleri dolup taşıyor, sokaklar kir içinde. Yaz aylarında artan kötü koku ve hijyen sorunları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor.
Belediyeciliğin en temel görevlerinden biri olan temizlik hizmetinin bile aksaması, artık “ihmal” değil, “alışkanlık” haline gelmiş bir yönetim anlayışını gösteriyor.
Eşitsizlik, aynı şehirde iki ayrı dünya oluşturmuş.
Kayapınar gibi yeni bölgelerde daha düzenli hizmet sunulurken, Sur ve Bağlar gibi ilçeler adeta kaderine terk edilmiş durumda. Bu durum şehir içinde derin bir eşitsizlik yaratıyor.
Hizmetin ihtiyaca göre değil, bölgeye göre değişmesi; sosyal adaleti zedeliyor, toplumsal gerilimi artırıyor. Bu tablo, belediyecilik anlayışının eşitlik ilkesinden uzaklaştığını açıkça ortaya koyuyor.
Şeffaflık yok, hesap arap saçına dönüşmüş.
Adrese teslim ihaleler, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına dair soru işaretleri, basınla kurulmayan sağlıklı ilişkiler…
Tüm bunlar yönetimde şeffaflık eksikliğini gözler önüne seriyor.
Basına destek verilmemesi, eleştiriden kaçılması ve kamuoyunun bilgilendirilmemesi; demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmaz.
Demokrasi sadece seçimle değil, hesap verebilirlikle anlam kazanır.
Öte yandan “emek” söylemleriyle öne çıkan bir yönetimin, işçilerin haklarını teslim etmekte yetersiz kalması da ayrı bir çelişkidir.
Bahaneler değil, çözümler gerekir.
Ekonomik kriz, göç, nüfus artışı…
Evet, bunlar gerçek.
Ancak iki yıldır değişmeyen sorunların arkasına sığınılacak mazeretler değil. Vatandaş artık açıklama değil, icraat görmek istiyor.
Çünkü sabır tükeniyor.
Diyarbakır; genç nüfusu, tarihi mirası ve kültürel zenginliğiyle büyük bir potansiyele sahip.
Bu potansiyel, etkili ve adil bir yönetimle desteklenmediği sürece hiçbir anlam ifade etmez.
Bugün tablo açık:
Planlama yok.
Denetim zayıf.
Uygulama yetersiz.
Ve en önemlisi, halkın hayatını kolaylaştırması gereken belediyecilik anlayışı, hayatı daha da zorlaştırıyor.
Eğer bu gidişat değişmezse, Diyarbakır büyüyen bir şehir değil; sorunları büyüyen, umudu küçülen bir şehir olarak anılmaya devam edecek.
Sonuç, potansiyel büyük, yönetim zayıf.