Bugun...


Tarık Ziya Gücüm

facebook-paylas
Çin, yeni bir emperyal ekonomi ve ipek yolu
Tarih: 07-06-2021 00:02:00 Güncelleme: 07-06-2021 00:02:00


Belli bir bölge veya coğrafyadaki doğal kaynaklar ve bu kaynakların denetlenme ve kullanılma politikası, küresel ekonominin sıkı sıkıya bağlı olduğu ekonomik söylem ve uluslararası alanda finans, sermaye ve ticaret hareketleri ile bu hareketlerin arkasındaki politik ilişkilerdir.

Jeoekonomi ve jeopolitik alanın en belirleyici unsuru ve üzerinde odaklandığı en temel konu, güç ve gücün kullanımıdır.

Çin devlet başkanı Xi Cinping’in 2013 yılı sonunda Orta Asya ve Güney Asya ülkelerine gerçekleştirdiği bir dizi ziyaret sırasında duyurduğu ve İtalya’nın da iş birliği ile 2049 yılında bitirmeyi planladığı, Çin-Roma modern ipek yolu projesi.

Dünyanın en büyük ve en önemli ticaret projeleri arasında ilk sırada yerini alan bu proje ile dünya adeta yeniden dizayn edilmektedir. Xi Cinping ilk olarak, 7 Eylül 2013’te Kazakistan’ın Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, kadim ipek yolu ülkeleri arasında ‘İpek Yolu Ekonomi Kuşağı’ oluşturulmasından bahsetse de bu projenin tasarlanması, planlanması, hayata geçirilmesi çok daha eskiye dayanmaktadır.

Bugün Türkiye dâhil dünyada birçok ülkenin, birçok toplumsal kesimin konuştuğu bir mesele haline gelen  Çin ipek yolu Projesi, temelinde Çin ile Avrupa arasında var olan büyük ticari hacmi ilerletmeyi, geliştirmeyi ve onunda ötesinde Çin’den Avrupa’ya lojistiği kolaylaştırmak, maliyeti düşürmek ve mesafeleri kısaltmak hedefini bulunduran bir proje olarak görülse de siyasi ve jeopolitik yönü olan bir projedir.

Proje, karasal olarak kadim ‘İpek Yolunun Canlandırılması’  şeklinde özetlenebilecek şekilde Çin’den bir malın demiryollarıyla  Avrupa’ya ulaşmasını içermektedir. Deniz yoluyla kıyasladığımızda ortalama 40 gün süren mesafeyi yarı yarıya indirmektedir. Hava yoluyla kıyaslandığında ise maliyetleri 5’te 1 oranına kadar indirebilmektedir. Bakıldığında hem mesafe hem de maliyet açısından önemli bir avantajdır.

Projede birden fazla alt güzergâhlar olsa da Bunlardan en önemlisi tarihi olan Çin-Orta Asya-İran ve orta koridor olarak nitelendirilen Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan güzergâhtır. 

Özellikle işin orta koridorunu oluşturan Türkiye açısından önem arz eden durum. Avrupa’nın ekonomik anlamda çarkını döndüren başat güçler özelinde Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya açısından da önemlidir.

Küresel ekonominin ve hatta siyasetin geleceğini tepeden tırnağa değiştirecek proje, Türkiye’yi de içine alan yapısıyla, önümüzdeki 50 seneyi şekillendirecektir. 1 trilyon dolarlık yatırımı ve 3 milyardan fazla nüfusu bünyesinde taşıyan, 64 ülkeyi içine alan bir projedir.

Aslında Proje, uluslararası düzeni yeniden şekillendirmeyi hedefleyen bir girişimdir. Çin, beş bağlantı yoluyla, Avrasya kıtasını merkeze yerleştiren yeni bir uluslararası düzenin donanımını yaratmaktadır. Asya, Avrupa ve Afrika’nın daha derin bir entegrasyonu, başlangıçta 16. yüzyılda kolonizasyondan bu yana Batılı güçler tarafından deniz ticareti ve deniz ticaret yollarının yönetimi yoluyla kurulan küresel düzenin mevcut mimarisinin jeopolitik temellerini değiştirebilmek projenin ana hedefidir.

Çin, ABD ye alternatif olarak AB’ye açıkça önemli bir rol verdiği bu projede, yeni bir Avrasya ilişkiler sistemine dayandığından AB nin hem jeopolitiği hem de ekonomisi açısından hayati  önemdedir.

Proje aynı zamanda yeni konsept jeopolitik hedeflere de hizmet edecektir.

Muhtemelen göç baskısını veya terörizmi azaltacağı için AB’nin karşılaştığı bazı zorlukların hafifletilmesinde etkili olabileceğinden  hem AB için pozitif bir bakış açısı getirecek hem de ABD’nin klasik Avrupa nüfuzunda ve uluslararası rolünde bir düşüşü getireceğinden Avrupa’ya ikincil rolünden çıkma fırsatı sunacak ve uluslararası düzenin tüm haklarına sahip büyük bir gücü haline gelebilmesini sağlayacaktır.

Türkiye cephesine gelirsek,  Çin’den Avrupa’ya uzanan güzergahta orta koridor niteliği taşıması nedeniyle projenin kilit noktalarından biri olarak görülmektedir.

Türkiye’nin bu projeden karlı çıkabilmesi için öncelikle arka planına ilişkin beyin fırtınası yapması gerekmektedir. muhtemel oluşacak yeni dünya düzeninde Türkiye nin yol güzergahı olmanın  ötesinde bir fonksiyon icra etmesi gerekiyor.

Bu projenin avantajının arttırılması durumu kesinlikle Türkiye’ye bağlı bir konudur. Gerek mesafenin kısaltılması gerek maliyetin düşürülmesi gerekse de kültürlerin etkileşiminin arttırılması bağlamında görülmelidir.

ipek yolu Projesi sadece bir ticaret projesinden ibaret değildir. Kültürel açıdan, askeri açıdan, ticari açıdan, devlet yönetimi açısından yeni bir dünya projesidir. Projenin şah damarı 3. Köprü olan Yavuz Sultan Selim köprüsü ve kanal İstanbul dur.

Türkiye avantajlı bir konumda gözükmektedir. İmkânlarını kullandığı takdirde dezavantajı avantaja bile çevrilebilir ama kullanılmadığı takdirde bunun bir önemi yoktur. Türk sanayisinin Çin’e karşı en büyük avantajı Çin’in balkanlara, Avrupa’ya, Ortadoğu’ya, Afrika’ya mesafesinin uzak olmasıdır. Fakat bu proje ile uzaklık diye bir kavram artık kalmamıştır. Olurda proje sekteye uğrarsa misal; Rusya ve Türkiye olmadan ne şekilde önlem alınabilir sorununa, bu konu üzerinde önlem almaya çalışanlar tarafından tekrardan bir harita hazırladıklarında Türkiyesiz olamayacağı görülmektedir. Çünkü Asya’dan Avrupa’ya geçen tek köprü Türkiye ve boğazlardır.

2049’da bu proje tamamlandığında, İstanbul’dan saat başı Çin’den gelen yük trenleri geçecektir. Proje tamamlandığında ise şehirler, dijital dünya konseptine paralel lojistik şehirlere dönüştürülecektir. Mersin, Kocaeli, Trakya, Ege ve Karadeniz başta gelen bölgeler olacaktır. Çin malıyla yığılmış şehirler. Türk sanayisine nasıl bir yığın yaratacağı ise belirsiz olsa da bu, üzerinde konuşmaya engel bir durum değildir. Hem makro hem de mikro düzeyde daha çok analizlerin yapılması elzemdir.

Hem sanayicilerin hem politikacıların zaman kaybetmeden işin ışık görmeyen boyutlarını kavrayabilmesi gerekmektedir. Çünkü anahtar ülke Türkiye’dir.

Tutarlı bir strateji belirleyip, bu doğrultuda ekonomik kaynaklarını ve nüfus potansiyellerini iyi değerlendirebilen ülkeler zaman içerisinde büyük güç ya da küresel güç haline gelebilirler.

Zira bir ülkedeki ekonomi ve nüfus potansiyelinin dengeli bir şekilde değerlendirilmesi halkın refah düzeyinin yüksek ve mutlu olması demektir bu da ülkenin siyasi ikliminin istikrarlı olacağı anlamına gelmektedir.

Siyasi iklimi istikrarlı bir ülke ancak Dünya jeopolitiğinde avantajlı bir ülke konumuna yükselir.

Vesselam

 

 



Bu yazı 2515 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI