finans haberleri
Bugun...


Zeki Özer

facebook-paylas
DİYARBAKIR KUŞ DEĞİL UÇSUN, KAZ OLANLAR BİLMİYOR!..
Tarih: 01-08-2022 00:03:00 Güncelleme: 01-08-2022 14:26:00


Bir yazımızda "Diyarbakır Uçuyor Haberiniz Var mı?" demiştik.

Şehri uçuranlar, mahîr oldukları icraatından belli.

Dün Sur içini gezdim, Orhan Veli'nin " İstanbul'u Dinliyorum" şiirini mırıldanarak.

İstanbullu dinleyen Orhan Veli, yalnız ve etrafına küskün.

Diyarbakır Sur içi, pırıl pırıl bir dizayna sahip kılınmış.

Her yerde yeni açılacak iş yeri afişleri ve satılık emlâk duyuruları.

İş yerleri ya ciğerci ya lahmacun üzeri. Kimi yerde kahve satış noktaları.

Dikkâtimi çekti, çorbacı yok.

Peki balıkçı?

Diyarbakır'ın Diclesi yanı başımızda.

Nehirde balık olmaz mı?

Balık yok, kökünü kurutalı seneler seneler oldu.

Küçüktük, bizden büyük mahalle çocukları tahtalar taşırdı, afişli:

Bu gün sinemamızda Yılmaz Güney Filmi var: Ala Geyik

Bir başka sinema rekabeti:

Yılmaz Köksal, Kara Memed Sinemamızda.

Korkarız ki balıkçılar da şehir merkezine reklamları taşırlar:

 Bu akşam menüsü Dicle Bıyıkli Balığı alana yanında Hamsi Tava bedava!..

Kısacası burada iş yeri açacak olanlar, mutlaka şehre dair kimi istismarda bulunacak.

Diyarbakır'da reklâm firmalarına iş doğdu, doğacak.

İş yerlerine isim için yarışmalar düzenlenebilir.

Her şey güzel de bu mekân sahipleri kimin ve şehri ne kadar temsil eder, işletenleri?

Fakirin ve fukaranın kaynadığı, işsizliğin tavan yaptığı şehirde, bu Toledo Cenneti'nin kaç cehenneme kapı aralayacağı düşünülmemiş mi?

Orhan Veli, hayatta olsaydı, buraların hikayesini bilseydi, güzel ve kısa şiirler yazmaz mıydı?

Bu şehir için kimi nutuk atarken kimi öldü, beyler!..

 

Ölenler açlıktan ve yoksulluktan dünya değiştirdi, siz de tokluktan ne yapacağınızı bilmez oldunuz.

Peygamberler, Sahabeler, Evliyalar Diyarı'nda Şarkın Sevgili Sultanı Selahaddinin Torunları ciğer yemek için lüküs lokantalarda yer ayırtacak, öyle mi?

Diyarbakır usulü eğlenceler olacak, her akşam.

Dualarda bulunduğunuz Hazreti Süleyman Sahabeler Camii'ne müzikleriniz resital olarak ulaşacak mı?  

Lüküs arabalarla geniş caddelerde tur atanlar olacak.

Orhan Veli yaşasaydı, ne derdi?

Ahmed Arif'i andım, Dicle'ye bakarak.

Belki işsiz kaldığı zamanlarda evinin aşağısında bulunan kalenin bedenlerinin gölgesinde oturur, ucuzundan aldığı tütünü kağıda sararken o güzelim şiirleri Dicle'ye bakıp gözünden yaşları yanaklarıyla  buluşturarak yazmıştır.

Üç parmak buz tutan su, donan Dicle ve Âdiloş Bebe.

Ve engerekler, çiyanlar, aşa göz koyup dört köşe olanlar!...

Görüşmecisi yeşil soğan getiren Ahmed Arif, az ötede Esfel Bahçaları'na hasret mi doludur, şiirini yazarken?

Ah Ârif, adına yer açılmış şehirde.

Kütüphane Müze Evi, Ahmed Arif Ciğercisi, Tostçusu...

Bir de burada Ahmed Arif Şiir ve Türkü Evi oldu mu, mezarında da rahat olmazsın, bilirim.

Ya Sezai Karakoç...

Ülke çapında her yere ismi verilmiş.

Ruhta dirilişten eser yok.

Burada da adına bir kültür ve sanat merkezi.

Peki, daha önceki kongre merkezi az mı gelirdi?

Diriliş, surların onarımında kalır, eminiz.

Sezai Karakoç ismini duyan" Monna Rosa şiirini ezberlesin." diye olamaz, tüm çabanız.

Diriliş, bir medeniyet sevdasıdır.

İsminin verildiği bu alanda açılan ve açılacak işyerleriyle Karakoç'un alakası kurulabilir mi?

Bilir misiniz, her yere kimin adı kulağınıza geliyorsa, ismini verir durursunuz.

Bu cadde olur, kavşak olur, sokak olur?

İsim vererek oy devşirme mantığı kirli, bir sefer.

Bu aklı verenler, bir tuhaf!..

İş ve istihdam beklenirken cadde, kavşak ve sokak adı ne iş?

Ciğere coğrafî işaret, karın doyurur mu?

Bu şehri anlamayan ve bilmekten uzak bürokrat anlayışı sürerse ne olur?

Bir önceki Belediye Yönetimi, farklı isimler verirken rövanş peşinde misiniz?

İlk Müslüman Vali ismini verdiğiniz caddeye, kavşağa itibar mı gelir?

Öncelikle naaşı yerinden alınıp bilinmez bir noktaya nakledilen Sultan Sa'sa'a için arşivleri yoklayın.

Velhasıl kelâm, herkes şehri uçuruyor.

Uçan, buharlaşan bu şehrin değerleri oluyor, kıymetleri oluyor.

Para kazanan başkası olurken bu şehrin insanına iş yerinde asgarî ücret ile çalışma bir lütuf gibi...

Diyarbakır, yolunacak kaza dönüştürüldü.

Şehrin değerleri ve Şehir arasında bir alaka bırakılmadı.

Sur içi için yapılan harcamalara baktığımız zaman dudak uçuklatıcı rakamlar..

Bize kalsaydı, yıkan veya yıktırılan Sur içi, bir müze halinde öyle bırakılırdı.

Bunca yıkım ve göz yaşı sonrası" Vur çatlasın çal patlasın" havaları içinde bir yaşam tarzını dayatma acı veriyor.

Diyarbakır'ın uçurulan değerleri nelerdir?

Bunu biliyoruz.

Bizi bu şehre leylekler getirmedi.

Biz, bu şehirde doğduk, büyüdük.

Bu şehri biliyoruz.

Bu şehrin asaleti yüz şehre bedeldir.

Bu şehre kim ihanet etmişse karşılığını almıştır, zaman içinde.

Sur içine taşınmak istenen manzarayı Cadde 75'ten kopyalayan kim ya da kimler ise, ne dediğimizi bilirler.

Bu cilalatıp  parlattığınız Cadde 75 öksüz mü kalacak?

Sur içi gerçekten Endülüs Medeniyetinin üssü olan Toledo, bu gün turizmin, kumarın ile eğlencenin merkezi olmuşsa medeniyet merkezi Diyarbakır'ın Toledosu da pek yakında sinemalarda...

Yalnız, biz bu sinema filminde ne baş rol oyuncusunuz ne figüran.

Biz, bu filmin galasında dahi bulunmayacağız, Değerli Okurlar...

Bilinsin, istiyoruz.

Şehrin değerlerini har vurup harman savuranlar,  para ve pul peşinde, mevcut egemen iktidara kul hükmünde.

Biz dün de bu gün de doğru olanı yazdık, ölmezsek yarın da olumsuzluk görünce yazacağız.

Bir şehrin geleceğini bu günden berbat, dünden daha kötü yapmak isteyen anlayış, bir şeyleri karartma, yok etme peşinde.

Bunun kültürü ve turizmi hayal, ekonomiye kurban edilmesi doğrudur.

Çok yazsak yanlışlık ihtimali doğar.

Kaz gelen yerden tavuk esirgemeyenler, üç-beş hesap peşinde değil, binlerce yıllık, insanlık tarihinin merkezlerinden olan şehrin tarihinin köküne ayran suyu dökme hevesinde.

Beyler siz uçun, arkadaşlarınızla  sıcak gazlı balonlarla yükselin, fabrikalar ve AVM Zincirleri kurun da şehrin yakasından o ellerinizi çekin, yakamızdan düşün.

Bize gelen haberler bu denli vahîm ve sonucu üzücü.

Sur içi babanızın  at çiftliği değil, burası hipodroom da olamaz.

Anlata bildik mi?

Sanmıyoruz.

Daha anlatacağız!..



Bu yazı 3222 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI