finans haberleri
Bugun...



ZOKAYD MEDRESESİ’NDE İZ BIRAKAN VE BU MEDRESENİN İZ BIRAKTIĞI ÂLİMLER

2. 1. Şeyh Abdülkahhar Zokaydî (ö. 1324/1906) Şeyh Abdülkahhar Zokaydî, hicri 10 Muharrem 1260 tarihinde (Miladi 31Ocak 1844) Siirt’in Eruh ilçesinin Tanze köyünde dünyaya gelir.

facebook-paylas
Tarih: 29-04-2022 01:33

ZOKAYD MEDRESESİ’NDE İZ BIRAKAN VE BU MEDRESENİN İZ BIRAKTIĞI ÂLİMLER

Şeyh Abdulkahhar, Molla Mahmûd’un oğludur. Molla Mahmûd ise meşhur Molla Halil es-Siirdî‟nin küçük oğludur. İlmi tahsiline dedesi Molla Halil Siirdî’nin medresesinde Molla Ömer’in yanında başlayıp yine burada bitiren Şeyh Abdulkahhar, ilim icazetini hocası Molla Ömer’den alır. Şeyh Abdulkahhar, babasının tek oğlu olması nedeniyle gerek amcaları ve gerekse kendisinden yaş itibarı ile büyük olan amca çocukları ilim tahsiline büyük bir ehemmiyet verirler. Şeyh Abdulkahhar, gayet zeki ve akıllı bir çocuk olarak başladığı ilim tahsilini en iyi şekilde bitirir. Daha sonra kendisi de yine bu medresede ders vermeye başlar. Şeyh Abdulkahhar, medresede ders verdiği yıllarda Nakşibendî Şeyhi olan Seyyit Sıbgatullah el-Arvasî’nin namı her tarafa duyulmuştur. Şeyh Abdulkahhar ve tüm Molla Halil es-Siirdî ailesinin mensupları, dedeleri Kadirî tarikatının meşhur Şeyhi olan Şeyh Ahmed Raşidî’nin halifesi olması münasebetiyle tasavvufa uzak olmadıkları gibi içine de girmemişlerdi. Şeyh Abdulkahhar, Molla Halid el-Orekî arasında geçen bir konuşmadan etkilenerek kendisi de tarikata girer. Şeyh Abdulkahhar önce Şeyh Muhammed el-Fersafî’nin yanında tarikata girer. Daha sonra tarakki edemediğini düşünerek başka bir mürşid arar. Norşin’e giderek Nakşibendî tarikatına mensup Şeyh Abdurrahman Taxî’ye intisap eder. Norşin’de uzun zamanlar üstadının hizmetinde bulunmutur. Uzun bir seyrü sülükten sonra, üstadından hilafet icazetini alır ve kendisine irşad için izin verilir.
Üstadı kendisini önce Bağtepe köyüne gitmesini ister. Birkaç yıl sonra ise Zokayd köyüne gidip yerleşmesini ister. Ayrıca Şirvan ve Botan taraflarına irşat için gitmesini söyler. Şeyh Abdulkahhar Botan mıntıkasında irşat yaptığı sırada on yedi köy toplu olarak kendisine intisap eder. Şeyh Abdulkahhar tasavvuf hizmetini Botan’dan Şirvan’a, Kozluk’tan Sason’a ve Garzan’dan Bitlis’e kadar geniş bir alana yayar. En önemli irşat faaliyeti tüm halkı Êzîdî olan yüz haneli Batran köyünün Müslüman olmasına vesile olmasıdır. Şeyh Abdulkahhar bu köye gittiğinde yaşlı bir adam olan Mirza eski dininde kalmakta ısrar edince, Şeyh Abdulkahhar kendisini sırtına alarak Müslüman oluncaya kadar indirmeyeceğini söylemiştir. Bu samimiyet karşısında kendisi de İslam dinini seçer. Bundan sonra Mirza, Mirza Muhammed adını alır.84 Zokayd’e gelen Şeyh Abdulkahhar burada insanlara İslamiyet’i anlatır. Kendilerine baskı yapan yerel ve zalim otoritelere engel olur. İnsanlar da kendisini çok sevip kendisine intisap ederler. Yaptığı ilmi ve irşat faaliyetleri sonucunda halkın İslami bir yaşam tarzını benimsemesine vesile olur.85 Şeyh Abdulkahhar, Zokayd’te medrese açıp ilmin yayılması için müderrislik yapmış ve birçok âlimin yetişmesi sağlamıştır. Medresede okutulan birçok eseri el yazması eseri, dedesi Molla Halil Siirdî‟nin telif ettiği eserlerin çoğunu el yazması ile yazdı. Yine dünya‟nın meşhur âlimlerinden Şeyh Ahmedê Xanî‟nin Nûbehar adlı meşhur eserina haşiyeleler yazdı. Şeyh Abdurrahman Taxî‟nin mektuplarını el yazması ile yazıp kitap haline getirdi. Bunların dışında birçok müellifin teliflerini el yazması ile yazıp özellikle anlaşılması zor olan yerleri hâşiye ile açıklığa kavuşturarak vefatından sonra da ilim talebelerine yardımcı oldu.
Ömrünü ilim, irşat ile geçiren Şeyh Abdulkahhar, Hicri 26 Safer 1324 (Miladi 21 Nisan 1906) tarihinde 63 yaşında iken vefat etti. Zokayd Kabristanına defnedildi.
Hazret’in Hanımının Şeyh Abdülkahhâr Zokaydî’ye Hazırladığı Nevale
Şeyh Muhammed Asım Oxînî^nin yazdığına göre, Demirci köyüne gelen Üstad-ı Azam’ın halifesi Şeyh Abdülkahhâr Zokaydî ile Üstad-ı Azam’ın (k.s.) bazı çocukları arasında o sıralarda bir münakaşa çıkmıştı. Şeyh Abdülkahhâr eve dönmek istediği zaman Hazret’in hanımı ona nevale olarak yolda yemek üzere kızartılmış bir tavuk ve içi doldurulmuş birkaç ekmek hazırlar ve hizmetçiyle gönderir. Şeyh çıkarken bunları kendisine takdim eden hizmetçiye “bu nedir?” diye sorar, hizmetçi de, Hazret’in hanımının yol azığınız olarak hazırladığı şeyler” der. Bunun üzerine nevaleye bakan Şeyh Abdülkahhâr şunları söyler: 
“Bu iş böyledir. Eğer bir köpek kendi sahibinin kapısını terk ederse, sahibi ona güzel yemekler vererek tekrar dönmeye teşvik eder”.  
2. 2. Şeyh Mahmûd Zokaydî (ö.1945)  
Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyetin kuruluş yılları arasında yaşayan Şeyh Mahmûd ez-Zokaydî, doğuda yetişen önemli bir âlim ve mutasavvıftır. 1877’de Siirt’in Halenze/Bağtepe köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Abdülkahhâr (ö. 1324/1906), annesi ise Salihâ hanımdır (ö. 1343/1925). İyi bir âlim ve mutasavvıf olan babası, önceleri Siirt’te ikamet etmiş daha sonra Halenze/Bağtepe, ardından da bugün Siirt’in Kurtalan ilçesine bağlı Zokayd/Kayabağlar beldesine yerleşerek burada büyük bir medrese inşa etmiştir. Zokaydî’nin üçüncü göbekten dedesi, doğunun yetiştirdiği en büyük Osmanlı müelliflerinden ve aynı zamanda doğu medrese geleneğinin de mimarlarından olan Molla Halîl Is’irdî’dir (ö. 1259/1843).
Medrese tahsiline Zokayd medresesinde babasının yanında başlayan Şeyh Mahmûd Zokaydî, Siirt’te amcazadesi Molla Hasan’dan  (ö. 1313/1895) da bir süre ders aldı. Tahsilini babasının yanında tamamlayıp ilmi icâzetini alan Şeyh Mahmûd, Zokayd Medresesinde ders vermeye başladı. Şeyh Mahmûd Zokaydî, bir yandan tedrisât faaliyetlerini sürdürürken bir yandan da bölge halkı için fetva mercii görevini üslenmiştir. Zokaydî, ayrıca bölgede aşiret ve ağalık sistemlerinin hâkim olduğu feodal yapının halka yaptığı zulüm ve haksızlıklara karşı da mücadele etmiştir. Atatürk, kurtuluş savaşı hazırlık evresinde tertip ettiği kongreler için Şeyh Mahmûd Zokaydî ile yazışmış ve kendisinden destek talebinde bulunmuştur. Atatürk’ün bu amaçla gönderdiği mektuplardan biri “Nutuk”ta yayımlanmıştır. 
Şeyh Mahmûd Zokaydî, talebeleri ve maiyetindeki yöre halkıyla birlikte kurtuluş savaşında Ruslara karşı savaşarak büyük kahramanlıklar göstermiştir. Varlıklı bir kişi olan Zokaydî, Birinci Dünya Savaşı sırasında vuku bulan genel kıtlık ile 1940’lı yıllarda bölgede yaşanan kıtlık dönemlerinde tüm maddi imkânlarını seferber etmiş, kendisi de ihtiyaç sahiplerinin her birine düşen günlük azık miktarıyla yetinmiştir. Zokaydî, ayrıca Türk Teyyâre Cemiyeti’ne yaptığı maddi katkılardan dolayı devlet tarafından cemiyeti sembolize eden altın nişan ile ödüllendirilmiştir. 
Şeyh Mahmûd, Kurtuluş savaşı sonrasında Tevhid-i Tedrisat, şapka, tekke ve zaviyelerin kapatılması vb. kanun ve inkılaplar sonrasında büyük sıkıntılara maruz kalmıştır. Hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen Şeyh Said ayaklanması sonrasında çıkarılan Şark Islahat Fermanı ile hakkında sürgün kararı çıkarılmıştır. Bir yıl Antalya merkez, iki yıl da Korkuteli ilçesinde sürgün hayatı yaşayan Zokaydî, bu süre zarfında hatıralarını yazıya geçirmiştir. Zokaydî, bu hatıralarında uzun ve çileli sürgün yolculuğu boyunca karşılaştığı zorlukları, gördüğü yerlerin doğal yapısı ile sosyolojik ve tarihi dokusu hakkındaki tespitlerine yer vermiştir. Zokaydî, ayrıca tanışıp dostluk kurduğu şahıslardan da bahsetmiştir. Şeyh Mahmûd Zokaydî, masum insanları sürgüne yollamanın yanlış bir politika olduğunu başvekil İsmet Paşa, harp kumandanı Fevzi Paşa ve dâhiliye nâzırı Cemil Paşaya bildirir ancak bu konuda olumsuz yanıt alır. Aynı şekilde sürgünde bulunduğu dönemlerde Ankara hükümetine masumiyetini bildiren bir dilekçe yazar, ancak bu konuda, “Mâsum ve ğayr-ı mâsum birdir. Emir la yeteğayyer ve lâ yetezelzeldir. Makâm-ı Âliyeyi tasdi’ etmeyiniz” (Masum olanla olmayan birdir. Verilen emir değişmez ve feragat edilmezdir. Yüksek makamlarımızı rahatsız etmeyiniz) şeklinde olumsuz yanıt alır. Defalarca tutuklanarak idam ile yargılanan Şeyh Mahmûd hakkında hiçbir suç tespit edilemediğinden her defasında serbest bırakılmıştır. Şeyh Mahmûd, h. 22 Rebiyülevvel 1364/m. 5 Nisan 1945 yılında Zokayd/Kayabağlar’da vefat etmiş ve bu beldede defnedilmiştir.
Şeyh Muhammed Asım Oxînî’nin Kaleminden Şeyh Mahmud Zokaydî   
Şeyh Mahmûd Zokaydî’nin Hazret’e Bağlanması
Şeyh Muhammed Alaeddîn şunları söyler: “Norşîn’de Hazret’in yanında iken Şeyh Mahmûd Zokaydî de Norşîn’e geldi. O sıralarda ben Divan’ın suffesinde, öbür salikler de Divan’ın içinde yatıyorlardı. Uyumak için yatağımı serdiğim sırada Şeyh Mahmûd’u gördüm ve onunla konuştum. Konuşmama yakınlık duydu ve yanıma geldi. Kendisine, ‘buraya geliş nedenin nedir?’ diye sordum, Şeyh Ahmed Taşkesanî’ye bağlanıp onun yanında amel etmek niyetiyle buradan geçtiğini söyledi. Hazret’e ilişkin güçlü konuşmamı ve duru bildiklerimi onunla konuşarak Hazret’in herkesten daha yüksek bir derecede olduğunu, ne de olsa Üstad-ı Azam’ın (Şeyh Abdurrahman Taxî’nin) oğlu olduğunu, ona bağlanmasını söyledim. Bu ona da cazip geldi ve tavrında yumuşama oldu. Muhtemelen Hazret de Allah’ın kendisine ilham etmesiyle bu konuştuklarımızdan haberdar olmuş ki, sabahleyin bana, “dün gece Şeyh Mahmûd ile konuştun mu?” diye sordu ve ben de aramızda geçenlerin hepsini anlattım. Bunun üzerine bana, “mümkünse onu buraya yönlendir” dedi. Şeyh Mahmûd neticede kabul etti ve Taşkesanî’nin yanına gitmekten vazgeçti. 
Şeyh Mahmûd Zokaydî’nin Şeyh Muhammed Alaeddîn’den Sonra İkinci Büyük Âlim Oluşu
Şeyh Mahmûd, ilim derecesi bakımından Şeyh Muhammed Alaeddîn’den sonra ikinci olan büyük bir âlimdi. Menkıbe ve mertebe olarak anlatmaya gücümüzün yetmediği bir zirveye ulaşmış; hatta kendisi bu konuda şunları söylemiştir: 
“Ata binerek Demirci’den Bitlis’e giderken, atın yere basan her toynağından ‘Allah” (C.C.) sesini duyuyordum. Bu halden aldığım zevkten olacak ki, kendimi birden Bitlis’e varmış gördüm. Bu hal, Hazret’in (k.s.) bendeki tasarruf gücünden kaynaklanıyordu”.
Garzan memleketinde büyük bir kitleyi irşad eden Şeyh Mahmûd, apaçık bir fetih gerçekleştirmiş, çocuklarına ve birçok insana ilim öğretmiş, ne biliyorsa onu her kese öğretmiş ve hem âlimler hem de diğer insanlar ondan çok istifade etmişlerdir. İsimlerini ve sayılarını bilemediğimiz kadar çok sayıda eser ve risaleleri olan Şeyh Mahmûd’un hepsi de faziletli birer âlim olan ve zahirî medrese ilimlerinde icazetli oldukları gibi çoğu Nakşibendî Tarikatında da mezun/halife olan şu altı oğlu olmuştur:
-Şeyh Haydar
-Şeyh Cüneyd
-Şeyh Masum
-Şeyh Selahaddîn
-Şeyh Fudayl
-Şeyh Yahya 
Eserleri
Şeyh Mahmûd fıkıh, hadis usulü, nahiv, edebiyat, tecvîd ve tasavvuf gibi alanlarda pek çok eser yazmıştır.  Elyazma halindeki bu eserlerin tamamı müellifin aile kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. Tespit edilen eserleri şunlardır: 
1. Hulâsetü’l-Edeb fî Mekârimi’l-Ahlâki’l-Me’sûre min Seyyidi’l- ‘Acem ve’l-‘Arab: Bu eser, Ebû Hasan Maverdî’nin (ö.450/1058) “Edebu’d-Dünyâ ve’d-Dîn” adlı eserinin özetlenmiş şeklidir. Şeyh Mahmûd, Maverdî’nin bu eserinin her Müslüman için okunması gerekli bir kitap olduğunu, ancak uzun ve ibaresi zor olması nedeniyle insanların onu okumaktan kaçındığını, bu nedenle mümkün olduğunca kitabı kısaltıp daha anlaşılır bir ifade ile yazmaya çalıştığını belirtmektedir. Eserin isminden de anlaşılacağı gibi din ve dünya ile ilgili adab konularını içermektedir. 
2. ed-Dâ’ ve’d-Devâ’: Yazar bu eserinde İslâm âleminin içinde bulunduğu sıkıntıların ve geri kalmışlığın sebeplerini ve tarihi arka planını irdelemeye çalışmakta, bunlara çözüm önerileri getirmektedir. Gerek hastalıkların teşhisi gerek tedavileri olsun her birini ayrıntılı olarak veren ve örneklerle somutlaştıran Şeyh Mahmûd, bu sorunların teşhisinin çok önem arz ettiğini ve teşhisi konulmayan hastalığın tedavisinin olamayacağını dile getirmektedir. Özellikle birinci kısmı oluşturan İslam dünyasındaki manevi hastalıkları ve sebeplerini ayrıntılı olarak ele almaktadır. Daha sonra bu hastalıkların çözümü olabilecek durumları önermektedir.
3. Şerhu’l-Ma’fuvvât: Şâfiî mezhebi esas alınarak yazılan bu eser, fıkhî hükümlerde kural olarak câiz olmamakla birlikte zaruret ve benzeri sebeplerden dolayı mükellefin mazur sayıldığı durumları konu edinmektedir. Müellif, Molla Halil Siirdî’nin “Ma‟fuvvat” adlı eserini şerh etmeyi arzuladığını ancak buna fırsat bulamadığını, bu arzusundan vazgeçeceği sırada eserin Molla Abdullah Nursî tarafından şerh edildiğini duyduğunu, bilahare bu kitaba Molla Abdullah yanında muttali olduğunu söyler. Kitabı kendisinden ödünç aldığını, müsvedde halindeki bu şerhin ibaresinde değişiklikler yapmak, bir takım beyanlarda bulunmak, ekleme ve çıkarımlar yapmak suretiyle tasarruflarda bulunduğunu ifade eder. “Ma’fuvvat”, otuz sekiz konu başlığını içermektedir.
4. Şerh ‘alâ Diyâ’ Basîreti’l-Kalbi’l-‘Arûf fi’t-Tecvîd ve’r-Resm ve Ferşi’l-Hurûf: Yazarın bu eseri, dedesi Molla Halil’in tecvîd, kırâat ve hat ilmine dair yazdığı eser üzerine yazdığı bir şerhtir. Şeyh Mahmûd, eserin yazılış sebebini mukaddimesinde şöyle ifade etmektedir: “Uzun zamandır talebelere ders vermek için Tecvit usulü üzerinde durmayı arzuladım. Ancak bu işe yeltendikçe engeller çıkıyordu. Ta ki Allah, aziz oğlum Muhammed Cüneyd ile bazı tecvit risalelerini okumayı nasip etti. Daha sonra dedem Molla Halil Siirdî’nin tecvid, resm-i hat ve kıraat konusundaki manzum eseri ve yine kendisine ait şerhini ahbap talebelerden biriyle müzakere etme şansını elde ettim. Bu nazmı nesre çevirmeyi, mefhumunu yazmayı ve ona şerh olacak nesir tarzda ihtiyaç duyduğu bir şerh eklemeyi arzuladım.” Eserin kaynağı, Şeyh Mahmûd’un dedesi Molla Halil’e ait “Diyâu Basîreti Kalbi‟l- Arûf fi‟t-Tecvîd ve‟r-Resm ve Farşi‟i-Hurûf” adlı eseridir. Eser tecvid, hat ve kıraat konusundaki bilgileri içermektedir. Şeyh Mahmûd’un, birçok medresede dersi bile verilmeyen Tecvit ilmine dair yazmış olduğu bu eser, ilmi kişiliğini ve araştırmacı yönünü ortaya koyması açısından önem arz etmektedir.
5. İzâletu’ş-Şübeh fî Tezkiyeti’l-Luhûm fi’l-İslâm: Bu eser, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşamış olan ve asıl mesleği doktor olmakla birlikte İslamî ilimlerde de pek çok eser yazan ve “Sırât-ı Müstakîm” ile “Sebîlürreşâd” dergilerinin yazar kadrosunda bulunan Milaslı İsmâil Hakkı’nın “Tezkiyetu’l-Luhûm fi’l-İslâm” adlı eserine bir reddiyedir. Şeyh Mahmûd, İsmail Hakkı Bey’in, domuz eti dâhil İslam dininde haram kılınan tüm etleri helal saydığını, bununla ilgili Mâide suresinin 3. ayetini kendi bozuk görüşü ve eksik bilgileri ile tefsir ederek delil getirdiğini belirtmektedir. Eser reddiye niteliğinde olup bahsi edilen konu ile ilgili ayet-i kerimenin tefsirini yapmakta ve iddia edilen görüşü çürütmektedir. Eser, Şeyh Mahmûd’un Tefsîr ve İslam Hukuku ilimlerimde otorite sahibi olduğunu göstermekte, ayrıca reddiye özelliği taşıması ve tüm Müslümanları ilgilendiren bir konu ile alakalı olması açısından önem taşımaktadır

Prof. Dr Kadri Yıldırım'ın Kürt  Medreseleri ve Alimleri kitabından alınmış 




Bu haber 1072 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Bölge Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS

bursa escort bayan görükle bayan escort

bursa escort görükle escort

escort escort bayan escort istanbul adalar escort anadolu yakası escort anal escort arnavutköy escort atakent escort ataköy escort ataşehir escort avcılar escort avrupa yakası escort bağcılar escort bahçelievler escort bahçeşehir escort bayrampaşa escort beşiktaş escort beykent escort beykoz escort beylikdüzü escort beyoğlu escort bostancı escort büyükçekmece escort çapa escort çatalca escort çekmeköy escort erenköy escort etiler escort eyüp escort fatih escort fenerbahçe escort florya escort fulya escort gaziosmanpaşa escort gecelik escort göztepe escort grup escort gülbağ escort güngören escort halkalı escort haramidere escort hasanpaşa escort ikitelli escort iranlı escort ıspartakule escort istanbul masaj salonu masöz bayan japon escort kadıköy escort kağıthane escort kartal escort kayaşehir escort kızıltoprak escort küçükçekmece escort küçükyalı escort kurtköy escort mahmutbey escort maltepe escort merter escort nişantaşı escort ortaköy escort osmanbey escort pendik escort rus escort sahibe escort sancaktepe escort sarıyer escort şerifali escort şile escort silivri escort şirinevler escort şişli escort şişli masöz suadiye escort sultanbeyli escort sultangazi escort taksim escort topkapı escort türbanlı escort tuzla escort ümraniye escort üsküdar escort zenci escort zeytinburnuescort izmit escort porno izle eskort hd porn İstanbul escort bayan
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI