|
Tweet |
Milletvekili Güneş, ana dilde eğitimin hâlâ engellendiği bir ülkede ayrımcılıkla mücadelenin samimi olamayacağını vurgulayarak, “Avrupa’da ayrımcılığı konuşup bu ülkede Kürt, Süryani, Ermeni çocukların ana dillerinde eğitim hakkını yok saymak ikiyüzlülüktür” dedi.
Maarif Vakfı’nın 2016 yılında, darbe girişiminin ardından kurulduğunu hatırlatan Güneş, bu sürecin gerçek bir dönüşüm mü yoksa yalnızca bir “el değiştirme” mi olduğunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti. “Bir kurum darbe girişiminde bulunan bir yapıdan alınıp başka bir vakfa devredildiğinde, gerçekten köklü bir dönüşüm yaşandı mı, yoksa sadece isim mi değişti?” diye soran Güneş, vakfın önceliklerinin kimler tarafından ve hangi toplumsal kapsayıcılıkla belirlendiğinin belirsizliğine dikkat çekti.
Vakfın sembollerinden biri olarak kullanılan “koçbaşı” figürüne de tepki gösteren Güneş, bu simgenin tarihsel olarak güç, erkeklik ve tahakkümle ilişkilendirildiğini belirterek, “Ana tanrıça kültürlerine, İnanna ve İştar geleneğine karşıt bir tarihsel simge olan koçbaşı, bütün toplumu temsil edemez. Kadın eksenli ve toplumsallığı esas alan simgelerin görünür kılınması gerekir” ifadelerini kullandı.
Dünyanın ilk üniversitelerinden birinin Mardin’in Nusaybin ilçesinde bulunduğunu hatırlatan Güneş, bu tarihsel mirasa yeterince sahip çıkılmadığını söyledi. “Anadolu ve Mezopotamya kültürünü gerçekten burada yaşayan halklarla birlikte mi ele alıyoruz?” sorusunu yönelten Güneş, kültürel mirasın yerel halklarla birlikte korunması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’de dil temelli ayrımcılığın sistematik biçimde sürdüğünü belirten Güneş, “Bir çocuğun Türk, Kürt, Arap ya da Süryani olması nedeniyle doğrudan ya da dolaylı ayrımcılığa uğramasının karşısındayız. Ancak Avrupa’da ayrımcılığı konuşurken, bu ülkede Kürt çocukların ana dillerinde eğitim almasının önünü hâlâ açmıyoruz” dedi.
Eğitim hakkının tüm hakların ön koşulu olduğuna işaret eden Güneş, ana dilde eğitim hakkı tanınmayan çocukların diğer haklardan da fiilen yararlanamadığını belirtti. Yüz yılı aşkın süredir ana dillerinde eğitim alamayan çocukların özgüven kaybı, işsizlik ve üniversiteye erişememe gibi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
Psikolog kimliğiyle sahadan bir örnek paylaşan Güneş, “Bir çocuk yalnızca Kürtçe konuştuğu için öğrenme güçlüğü tanısı alıyor ve rehabilitasyona yönlendiriliyor. Oysa çocukta bir sorun yok; sorun, yüz yıldır sürdürülen ayrımcı politikalarda” dedi. Kendi çocukluğunda da benzer ayrımcılıkları yaşadığını belirten Güneş, “Kürt bir kadın olarak ana dilimde eğitim alamamanın etkilerini bizzat yaşadım” diye konuştu.
Maarif Vakfı’nın 64 ülkede yürüttüğü çalışmalara da değinen Güneş, “Türkiye kökenli denildiğinde yalnızca Türk kimliği mi esas alınıyor? Göç etmiş bir Süryani, Kürt ya da Arap çocuğun Avrupa’da veya Avustralya’da yaşadığı ayrımcılığı da izliyor musunuz?” sorularını yöneltti.
Konuşmasını somut adım çağrısıyla tamamlayan Güneş, “Eğer barıştan, dönüşümden ve dünyaya örnek olmaktan söz ediyorsak, önce bu ülkedeki çifte standarda son vermeliyiz. Ayrımcılığı önce Türkiye’de bitirmeli, ana dilde eğitimin önünü açmalıyız” dedi.
Beritan Güneş Altın’ın, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bağlı Ayrımcılığın Önlenmesi Alt Komisyonu’nda Türkiye Maarif Vakfı’nın çalışmalarının görüşüldüğü toplantıda yaptığı konuşmanın video kaydı ve konuşma tutanağı kamuoyunun erişimine sunuldu.