|
Tweet |
Yasin Güler - Diyarbakır’da 21 Şubat Dünya Anadil Günü kapsamında belediyeler tarafından hazırlanan afişlerde kullanılan ifadeler, kamuoyunda yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Zaza Dili ve Kültürü Koruma ve Yaşatma Derneği, afişlerde Kürtçenin “Kurdi”, Zazacanın ise “Kurdki” şeklinde ifade edilmesine yönelik kapsamlı ve bilimsel temellere dayanan bir açıklama yayımladı.
“ZAZACA, BAĞIMSIZ BİR DİL OLARAK TANIMLANMAKTADIR”
Dernek Başkanı Abdulkadir Büyüksayar, yaptığı açıklamada konuyu yalnızca siyasi ya da kültürel değil, aynı zamanda akademik bir çerçevede ele aldı. Büyüksayar, Zazacanın dilbilimsel sınıflandırmalarda ayrı bir dil olarak değerlendirildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Zazaca; dilbilimsel açıdan Hint-Avrupa dil ailesinin İranî dilleri grubunda yer almakla birlikte, yapısal özellikleri, fonetiği, morfolojisi ve söz dizimi bakımından Kürtçeden ayrışan özgün bir dildir. Uluslararası akademik çalışmalarda ve dil atlaslarında da bu gerçek açıkça ortaya konulmuştur. Bu nedenle Zazacanın farklı bir adlandırmayla başka bir dilin alt lehçesi gibi sunulması, bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir.”
Büyüksayar ayrıca, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kimlik ve kültür taşıyıcısı olduğuna dikkat çekerek, yapılan adlandırmaların sosyolojik sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
“ADLANDIRMA MESELESİ, KİMLİK VE TEMSİL MESELESİDİR”
Dernek Başkan Yardımcısı Hüseyin Gökdemir ise açıklamasında, dilin isimlendirilmesi konusunun basit bir tercih değil, doğrudan kimlik ve toplumsal aidiyetle ilgili olduğunu ifade etti. Gökdemir, konuya daha analitik bir çerçeveden yaklaşarak şunları söyledi:
“Dil sosyolojisi ve etnolingüistik çalışmalar açıkça göstermektedir ki bir dilin nasıl adlandırıldığı, o dili konuşan toplumun nasıl tanındığı ve temsil edildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Zazacanın ‘Kurdki’ şeklinde ifade edilmesi, bu dili konuşan topluluğun kimliğini farklı bir çerçeveye yerleştirme riskini taşımaktadır. Bu durum, bilimsel literatürde ‘asimilasyonist söylem’ olarak değerlendirilen yaklaşımlarla benzerlik göstermektedir.”
Gökdemir ayrıca, dilsel çeşitliliğin korunmasının evrensel bir kültürel değer olduğuna dikkat çekerek, “Her dil kendi adıyla, kendi kimliğiyle yaşatılmalıdır. Bu hem akademik hem de etik bir zorunluluktur” dedi.
“TOPLUMSAL HASSASİYETLER GÖZETİLMELİ”
Dernek yönetimi, açıklamasının devamında kamu kurumlarına ve yerel yönetimlere çağrıda bulunarak, dil ve kimlik konularında daha hassas, kapsayıcı ve bilimsel verilere dayalı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini ifade etti.
Açıklamada, “Toplumsal barışın güçlendirilmesi, farklı kimliklerin doğru ve saygılı bir şekilde tanınmasıyla mümkündür. Bu nedenle kullanılan dil, yalnızca teknik değil aynı zamanda toplumsal sorumluluk gerektiren bir alandır” denildi.
TARTIŞMA KAMUOYUNDA GENİŞ YANKI BULDU
Söz konusu afişler üzerinden başlayan tartışma, Diyarbakır’da dil, kimlik ve temsil konularının ne denli hassas olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar, bu tür meselelerde akademik verilerle toplumsal hassasiyetlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ederken, önümüzdeki günlerde konunun daha geniş platformlarda tartışılması bekleniyor.