|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Dicle Üniversitesi’nde 31 Aralık 2025 tarihli öğretim üyesi alım ilanı, üniversite yönetimi ve akademik etik açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü için ilan edilen 1 adet Dr. Öğretim Üyesi kadrosunun, aynı bölümde Araştırma Görevlisi Dr. olarak görev yapan M. M. B. için açıldığı iddia edildi.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, söz konusu akademisyen hakkında öğrencileriyle uygunsuz yakın ilişkiler kurduğu gerekçesiyle bizzat eşi tarafından şikâyette bulunuldu, bu şikâyet üzerine disiplin soruşturması başlatıldı. Ancak yürütülen süreçte herhangi bir uzaklaştırma kararı verilmediği, etkin bir disiplin cezası uygulanmadığı ve ilgili kişinin görevine devam ettiği öne sürüldü.
İddialar bununla da sınırlı kalmadı. Baydu’nun, öğrencilerine evli olmadığını beyan ederek çeşitli vaatlerde bulunduğu, bu yöntemle birden fazla öğrenciyle ilişki kurduğu ve bu durumun belgelerle ortaya konulduğu ileri sürüldü. Tüm bu iddialara rağmen akademik kadro ilanının yapılması, üniversite içinde ve kamuoyunda “liyakat mi, koruma mı?” sorusunu gündeme taşıdı.
Edinilen bilgilere göre, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dekanı Şengül Kocaman’ın ilgili akademisyen için kefil olduğu, “benzer bir durumun tekrar yaşanmayacağı” yönünde güvence verdiği; bu yaklaşımın ardından Rektör Yardımcısı Aytaç Coşkun’un durumdan haberdar edildiği ve kadro sürecinin bu şekilde ilerletildiği iddia edildi.
Üniversitelerde etik, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; hakkında ciddi iddialar bulunan bir isim için kadro tahsis edilmesi, disiplin mekanizmalarının işleyişi ve üst yönetimin sorumluluğu konusunda soru işaretlerini artırdı. Akademik çevreler, böylesi durumlarda kişisel kefaletlerin değil, kurumsal ve hukuki süreçlerin belirleyici olması gerektiğini vurguluyor.
Kamuoyu şimdi Dicle Üniversitesi yönetiminden, iddialara ilişkin açık, net ve kamu vicdanını tatmin edecek bir açıklama bekliyor. Yaşananlar, yükseköğretimde etik değerlerin ve liyakat ilkesinin ne ölçüde korunduğu tartışmasını bir kez daha gündemin merkezine taşıdı.
