|
Tweet |
Romanın başkahramanı Dımılı, yoksullukla yoğrulmuş bir dağ köyünde büyüyen, özgürlüğüne düşkün bir genç olarak karşımıza çıkıyor. Kahvehanenin dumanlı sohbetleri ile hayatın sert gerçekleri arasında sıkışan Dımılı, henüz kendini tanımadan hayata meydan okumaya çalışırken beklenmedik bir çağrıyla yüzleşiyor: askerlik.
II. Dünya Savaşı’nın gölgesinin Anadolu’ya kadar uzandığı bir dönemde askere çağrılan Dımılı için bu yolculuk yalnızca bir görev değil, aynı zamanda kaçtığı sorumluluklarla yüzleşme anlamı taşıyor. Babasının geçmişte cephelerde geçirdiği yılların sessiz gururu ile kendi gençlik taşkınlığı arasında kalan Dımılı, köyünden ayrıldığı gün annesinin duasını, babasının sözsüz bakışını ve yarım kalmış bir sevdayı ardında bırakıyor.
Cumhuriyet’in değişen yüzü, yeni harflerle şekillenen bir toplum ve geleneksel köy yaşamının direnci romanın arka planında güçlü bir şekilde hissediliyor. Toroslar’ın sert rüzgârları arasında başlayan hikâye, genç bir insanın iç yolculuğunu ve kaderle yüzleşmesini anlatıyor.
Yıldırım’ın yeni eseri, Anadolu’nun zorlu yaşam koşullarını ve genç bir insanın kimlik arayışını yalın ama etkileyici bir dille ele alırken, okuru hem geçmişin atmosferine hem de insan ruhunun derinliklerine götürüyor.
Yazarın 14. kitabı olarak yayımlanan romanın, Anadolu hikâyelerine ilgi duyan okurlar tarafından ilgiyle karşılanması bekleniyor.