diyarbakır escort
Bugun...



İLK ÖĞRETMEN…

Diyarbakır’ın saygın iş insanı, merhum Raif Türk’ün öncülüğünde başlayan ve vefatının ardından kardeşi Refik Türk’ün koordinatörlüğünde tamamlanan; Dicle Öğretmen Okulu mezunlarının anılarının derlendiği “Köy Enstitüsü’nden İlköğretmen Okulu’na HOŞOT (DİCLE) ANILARI” adlı kitap, 2024 yılının Mart ayında okuyucuyla buluştu.

facebook-paylas
Güncelleme: 08-02-2026 17:48:10 Tarih: 08-02-2026 16:40

İLK ÖĞRETMEN…

İhsan Yaşar

Bu kıymetli eser; 1960-1980 yılları arasında Ergani Dicle Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuş otuzun üzerinde öğretmen, eğitimci, yazar, çizer, şair, profesör ve iş insanının okul anılarını barındırıyor. Kitapta anıları yer alan isimlerden biri olan Sayın Nurettin Birel’e misafir olduk.
1960 yılında mezun olan ve 36 yıl bilfiil öğretmenlik yapan Birel; hayatın dayattığı tüm zorluklara, baskılara ve sürgünlere rağmen, zamana ve zemine şahitlik yapan Diyarbakır Kalesi gibi dimdik ayakta. 85 yaşında olmasına rağmen bir delikanlı enerjisiyle yaşayan Birel, "emekliliği" sadece kağıt üzerinde kabul ediyor; hâlâ her yaş grubuna rehberlik etmeye devam ediyor. Binlerce öğrencinin hayatına dokunan bu koca çınarla, "Marifet iltifata tabidir" diyerek tarihe not düşmek adına özel bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bir Tezekle Başlayan Eğitim Mucizesi: Nurettin Birel Söyleşisi
İhsan Yaşar: Sayın Nurettin Birel; bize kendinizi, ailenizi, çocukluğunuzun geçtiği köyü ve o dönemin şartlarını anlatır mısınız?
Nurettin Birel: 1941 yılında Diyarbakır merkeze bağlı Kuşlukbağ (Mıtrani) köyünde doğdum. Dünyaya geldiğimde yer yerinden oynuyordu; siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantıların tam ortasıydı. İkinci Dünya Savaşı kapıdaydı. İmparatorluklar yıkılmış, yeni devletler kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti de bu yeni dünyada yerini almaya çalışıyordu.
Çocukluğum, Kürtçede "Xêla" dediğimiz o büyük kıtlık ve yokluk yıllarına denk geldi. İnsanlar kuru ekmek bulamazken, köylerde savaşlar nedeniyle sadece yaşlılar, kadınlar ve çocuklar kalmıştı. Bizim ailemizin durumu çevreye göre iyi sayılsa da, bugünün standartlarıyla kıyaslandığında "açlık sınırının altı" bile hafif kalır.                                                                                                                                                               

  Mimar-Şair hemşehrimiz Kadri Göral’ın "Oğlum İhsan" şiirindeki o kuşaktık biz;    Şiirde ; (…) “Oğlum Ehsan! Ben ne şanssız bir kariymişam anam, kaynanaların zalım zamanında gelin olmişam, gelinlerin zalım zamanın da kaynana olmişam” der.Yokluk içinde ne istediğimizi giyebildik ne de doyasıya yiyebildik. Şimdi her imkân var ama bu kez de yaşlılık ve hastalıklar izin vermiyor.

Babam, Mustafa Kemal döneminde askerlik yaparken okuma-yazma öğrenmişti. Köyde bu özelliğe sahip nadir insanlardan biri olduğu için 35 yıl muhtarlık yaptı. Altı kardeştik, ben dördüncü çocuktum. 1947’de köyümüzde okul açıldı ancak bina yoktu. Babamın gayretleriyle göçmenlere ait kargir bir evin tek odasını dersliğe çevirdik. Toprak zeminli, çatısı akan, köpeklerin bile barınmayacağı kadar kötü bir yerdi orası. Masa yok, sıra yok, defter yok... Harfleri yere, toprağın üzerine nohut ve fasulye taneleriyle dizerek öğrendik.
İhsan Yaşar: Peki, o dönemde bir "eğitim mucizesi" olarak adlandırdığınız o meşhur "tezek" hikâyesi nasıl gelişti?
Nurettin Birel: Evde Kürtçe konuşurduk, Türkçeyi okulda ve göçmen arkadaşlarımızla oynarken öğrendik. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un “İlk Öğretmenim” romanındaki gibi bir mücadeleydi bizimkisi.
Sınıftaki göçmen çocuklarının mısır sapından hasırları vardı, biz ise toprakta oturuyorduk. Bir gün annemden oturacak bir yer istedim. Annem, tezeklikten en sert ve dayanıklı olan "kerme"yi (tezek) getirdi, etrafını bir bezle dikip bana verdi. O tezekten oturak benim dünyadaki en kıymetli eşyam oldu. Bana öz güven ve motivasyon verdi. İşte o tezekle başlayan yolculuk, beni Köy Enstitüsü’ne, öğretmenliğe ve bir aile reisliğine kadar taşıdı.
İhsan Yaşar: Köyün sosyal yapısı ve eğitimde fırsat eşitliği o dönemde nasıldı?
Nurettin Birel: Köyümüz iki kısımdı; yerli mahallemiz Matrani ve Balkanlar'dan gelen göçmenlerin mahallesi. Göçmenlerin eğitim bilinci yüksekti, kızlarını okula gönderirlerdi. Ancak bizim çevremizde feodal yapının ve aşiretin etkisiyle kız çocuklarının okutulması "günah" ya da "ayıp" sayılırdı.                           Ben bir eğitimci olarak eğitinde fırsat eşitliği için de çok rahatlıkla şunu söyleyebilirim;   Bölgemizde ve hatta ülkemizde çocukların eğitim alma imkânı ne o zaman ve ne de şimdi eşit değildi. Ailelerin maddi imkânları ve birçok sebepten dolayı devlet okulları ve özel eğitim kurumları arasında fırsat “eşit”liği var diyemeyiz.  

İhsan Yaşar: İlk öğretmeniniz Mustafa Tokat hakkında neler söylemek istersiniz?
Nurettin Birel: Mustafa Tokat, Akçadağ Köy Enstitüsü mezunu bir idealistti. Üzerimdeki emeği büyüktür; annem ve babamdan sonra en çok saygı duyduğum insandır. İlk öğretmenler, kumaşa atılan "ilk ütü" gibidir; izi asla silinmez. O, benim hayat boyu rol modelim oldu.
İhsan Yaşar: Dicle Köy Enstitüsü ve sonrasındaki öğretmen okulu yıllarınızdan bahseder misiniz?
Nurettin Birel: 1954’te sınavlarda başarılı olarak okula kabul edildim. Annem beni Meydan-ı Şewiti’ye (Bitpazarı) götürüp ikinci el bir pantolon ve kundura aldı. Şalvarı ve çarığı orada bıraktım. Okulda bize verilen elbiseler, günde üç öğün çıkan sıcak yemekler bize cennet gibi gelirdi. Hayatımızda ilk kez çayı karavanadan (!)içiyor, farklı sebze ve meyvelerle tanışıyorduk. Hem ders görüyor hem de bağ, bahçe, arıcılık gibi ziraat işlerini uygulamalı öğreniyorduk.
İhsan Yaşar: Okulda ve Ergani Tren İstasyonu'na dair unutamadığınız o hüzünlü anılarınız hâlâ taze mi?
Nurettin Birel: Tren istasyonu bizim için dünyanın dışına açılan kapıydı. Orada kavalcı Hafız Zülfo vardı. O, kavalını üflemeye başladığında kaval ağlardı, kavalla birlikte Hoşot ovasında dağlar, taşlar, ağaçlarlar, kuşlar ve kurtlar ağlardı.                                                                                                                             Gurbete gidenlerin hüznü, Hafız’ın Kürtçe ağıtlarıyla birleşince biz de kuytu köşelerde sessizce ağlardık. Ayrılığın ve hasretin ne olduğunu o melodiyle öğrendik. Unutamadığım öğretmen ve arkadaşlarıma gelince; Müdür Muavinimiz Şükrü Yüksel, Psikoloji Öğretmenim Hüseyin Beşer, Okul Arkadaşlarım Askeri Baran, Mehmet Ocak, Nuri Erkal ve aynı dönemde birlikte okuduğum Dicle Öğretmen Okulunun bütün çınarları…
 

İhsan Yaşar: Meslek hayatınızda 12 Eylül darbesinin etkilerini nasıl yaşadınız?
Nurettin Birel: 1960'ta mezun olup Bitlis’te göreve başladım. Uzun yıllar Diyarbakır ve Kulp Yatılı Bölge Okullarında (YİBO) idarecilik yaptım. Ancak 12 Eylül dönemi, bu okulları "sakıncalı" görmeye başladı. Hiçbir gerekçe gösterilmeden Yozgat, Çorum ve Tokat gibi illere sürgün edildik. Düzenimiz bozuldu, istifaya zorlandık ama direndim. 36 yılımı tamamlayarak emekli oldum.
İhsan Yaşar: Bugün geriye dönüp baktığınızda, bir eğitimci olarak bugünkü nesli nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nurettin Birel: Yedi çocuğumu da okuttum; profesörden mühendise kadar hepsi vatanına hayırlı evlatlar oldu. Torunlarım dünyanın dört bir yanında önemli görevlerde. Bir tezeğin ve öğretmenin şefkatinin etkisi bugün Amerika’ya kadar uzandı.
Ancak bugün için endişeliyim. Cep telefonları, sosyal medya ve denetimsiz yapay zekâ çocukların zihnine bir virüs gibi sızmış durumda. Devletin ve ebeveynlerin bu konuyu acilen masaya yatırması gerekiyor. Yarın çok geç olabilir.
İhsan Yaşar: Bu güzel söyleşi için evinizin kapısını ve gönlünüzü bize açtığınız için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir mesaj var mı?
Nurettin Birel: Bir tezekle başlayan bu yolculuk benim için bir rüyaydı. Şimdi Matrani’deyim; gönül kapım da evimin kapısı da tüm dostlara açık. Sadece sohbet etmeye değil, muhabbetle yüreklere dokunmaya beklerim. "Ne mutlu insanım, ne mutlu öğretmenim" diyene




Bu haber 447 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER DİYARBAKIR Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI YUKARI