diyarbakır escort
beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...



KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ -1

Kürt İlmiyye ve Sûfiyye Muhitinde Medrese-Tekke Birlikteliği

facebook-paylas
Tarih: 19-02-2026 00:05

KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ -1

 

Mehmet Zeki ÖZER 

Nakşibendiliğin  özellikle Halidî kolunun dikkat çekici özelliklerinden biri de medrese ve tekkeleri dengeli bir şekilde beraber yürütmeye önem vermesidir. Yani bu tarikatta ilim ve zikir birbirini tamamlayan iki unsur olarak kabul edilir. Bu bağlamda her tekke aynı zamanda bir medresedir. Dolayısıyla tekke-medrese münasebetlerinde ilim ve zikir beraberliği yanında mekân birliği de söz konusu olmuş ve uzun asırlar boyunca tekke ve medrese etkisi beraber devam etmiştir. 

 

Mevlana Halid, Kürt bölgelerine atadığı halifeler aracılığıyla ve verdiği talimatlar doğrultusunda tekke ve medresenin bir arada yürütülmesi sağlanmıştır. Bölgedeki birçok şeyhin aynı zamanda medresesinin de olması, tekkelerin bölgedeki etkinliğini de arttırmıştır. Halidî geleneği, birçok kalifiye eleman yetiştirerek bölgenin din hizmetlerini yürütmede kilit bir rol üstlendiği gibi, kurdukları medrese ağı aracılığıyla eğitim faaliyetlerinde bulunma vb. birçok rol üstlenmektedir. Kırsaldaki medreseler, bölgede yaygın bir ağa sahip olan Halidî geleneğe bağlı olan tekkeler aracılığıyla kurulmuş ve böylece eğitim faaliyetleri devam etmiştir. Bölgede nam sahibi medreselerin aynı zamanda güçlü şeyh ailelerinin bulundukları köylerde olmaları bu hususu desteklemektedir. Örneğin, Tax, Norşin ve Tillo medreseleri kurulduğunda bu yerler birer köy statüsündeydi. Halidî tekkelerinin eğitim ile iç içe olmaları onlara yeni fırsatlar sunmuştur. Mevlana Halid’in 1811 yılında Hindistan’dan Süleymaniye’ye dönüşüyle beraber irşad faaliyetlerinin yürütüldüğü her cami veya tekke aynı zamanda medrese olarak da hizmet vermiştir. Süleymaniye’de Mevlana Halid Tekkesi, Bağdat’ta Halidiyye Tekkesi, Şam’da Kunvat Zaviyesi gibi muhtelif tekkeleri bizzat Mevlana Halid’in kendisi yapmış ve bu konuda yetiştirdiği halifelerine örnek olmuştur. Bu nedenle Halidî olan halife ve tarikat şeyhleri, görev yaptıkları bölgelerde var olan mescit, cami veya kullanılabilir binaları irşad ve ilimlerin tedrisi için kullanmışlardır. Mevlana Halid’in tekke ve medreseyi birleştirme projesi, medrese eğitimi ile tasavvuf disiplinin bir arada verilmesi, mekân birliği, ilim ve tedrisatla uğraşan kesimlerle tasavvuftan uzak duran kesimleri bir araya getirmeye vesile olmuş ve aynı saflarda namaz kılmalarını sağlamıştır. Bu mekân birliği böylece medrese ehli ile tekke ehli arasına bir yakınlığa, aynı mürşitten yararlanmaya, farklı kesimleri aynı potada eriterek toplumsal birliği sağlamaya vesile olmuştur. Burada özet olarak iki üç tekke/medreseye değinmek istiyoruz:

 

1) Mevlana Halid Tekkesi/Medresesi :1818 yılında ünlü Baban beylerinden biri  olan Abdurrahman Paşa’nın oğlu Mahmud Paşa tarafından Mevlana Halid için yaptırılan ve halk içerisinde “Hanegâh-ı Mevlana Halid” ve “Mizgeftî Mevlana Halid” olarak bilinen bu tekkenin yapımı yaklaşık iki yıl sürmüştür. Mevlana Halid eğitim ve irşad için Süleymaniye’de bulunduğu sıralarda bu medresede çok sayıda talebe eğitmiş ve bu talebeler yanı başlarında bulunan tekkede zikir ve hatme halkalarına da katılarak medrese ile tekkenin paydaşlığını pekiştirmişlerdir.

 

Mevlana Halid 1820 yılında Bağdat’a gittiği ve 1822 yılında da Şam yolculuğuna çıktığı sırada bu tekke ve medresenin irşad ve ilim hizmetlerini Abdullah Herevî (ö. 1245/1830) adlı halifesi tarafından yürütülmüştür. Mevlana Halid vefat ettikten sonra onun Süleymaniye’deki ilk halifesi olan Şeyh Osman Siraceddîn Tawîlî, tekke kısmında bir süre hizmet yürütürken, medresenin müderrisliğini de Mevlana Halid’in hocalarından Abdullah Hırpanî yapmıştır.

 

Birinci Dünya Savaşı sırasında harap olan Mevlana Halid Tekkesi ve Medreesesi, savaştan sonra Halidî halifelerin ve hayırseverlerin yardım ve katkılarıyla tamir edilerek irşad ve eğitim hizmetine devam etmesi sağlanmıştır. Bu bağlamda ilmî faaliyet ve müderrislik hizmetleri Süleymaniye’nin ünlü âlimlerinden Şey Ömer Karadağî (ö. 1335/1917) tarafından yürütülmüştür.

 

2) Hanekîn (Xaneqîn) Tekkes/Medresesi : Bu tekke 1301/1883 yılında Şeyh Osman Tawîlî’nin oğlu Şeyh Ömer Diyaeddîn tarafından yaptırılmıştır. Hanekîn’de yapılan ilk Halidî tekkesidir. Bu tekke yapıldıktan sonra medrese olarak burada müderrislik yapmak üzere Mela Muhammed Cuwanrûdî (ö. 1367/1948) tayin edilmiştir. Tekke ve medresede Halife Abdî ve Şeyh Tayyib Cuwanrûdî gibi şahsiyetler de postnişin ve müderris olarak görev yapmışlardır.

 

3)Tawîle Tekke/Medresesi:  Irak-İran sınırında stratejik bir noktada Şeyh Osman Siraceddîn Tawîlî tarafından kurulan bu tekke, kendisinden sonra postnişin olan oğlu Şeyh Muhammed Bahaeddîn tarafından yapılan eklerle büyütülmüştür. Bu tekkenin dikkat çekici bir özelliği de akıl hastalarının tedavi edildikleri bir mekân oluşudur. Halen faal olan bu medresenin postnişini Şeyh Abdurrahman Tawîlî’dir.

Nakşibendî/Halidî Tarikatı ve Kürtler Arasında Yayılışı

 

Nakşibendî Tarikatı, adını 14. yüzyılda Buhara şehrinde yaşamış olan Bahaüddîn Nakşibend’den (ö. 791/1389) almaktadır. Şeriatı her şeyin üzerinde tutan, hurafelerden nispeten uzak bir sünnet anlayışını benimseyen ve gizli zikir anlayışını savunan bu tarikat, 12. yüzyılda yine Buhara civarında teşekkül eden Hâcegân Tarikatının bir devamıdır. Diğer tarikatların çoğu cehrî zikir, semâ, halvet ve riyâzet uygulamalarına olumlu yaklaşırken, Nakşibendî Tarikatı -istisnaları olmakla birlikte- çoğunlukla bunlara sıcak bakmamaktadır.

 

575/1179 yılında vefat eden Abdülhâlık Gucdüvânî’nin “Vesâyâ” (Tavsiyeler, Vasiyetler) adlı Farsça eserindeki şu cümleler, ilim de dâhil olmak üzere Nakşibendî Tarikatının karakterini anlama konusunda önemli ipuçları vermektedir:

 

“Oğlum, sana vasiyetim şudur ki, bütün hallerinde ilim, edep ve takvâ üzere olasın. Selef-i sâlihînin eserlerini oku, izlerinden yürü. Ehl-i sünnet ve’l-cemâat çizgisinden ayrılma. Fıkıh ve hadis öğren, cahil sûfîlerden uzak dur… Şöhretten uzak dur, çünkü şöhret âfettir. Semâ ve mûsikiye kapılma, çünkü onun fazlası kalbi öldürür… Dışını süslemeye çok önem verme, çünkü dışa fazla özen göstermek, için haraplığındandır. Dünya ve dünyacılara meyletme. Daima elbisen sade, yoldaşın derviş, sermayen fıkıh kitapları, evin mescit, dostun Allah Teâlâ olsun!”

 

Halidîlik ve Mevlana Halid: Mevlana Halid’in (ö. 1242/1827) takipçilerine Halidîler, onların temsil ettikleri ekole de Halidîlik denir. Süleymaniye’nin Karabağ kasabasında doğan Mevlana Halid, Hindistan’ın Delhi şehrine giderek Abdullah Dehlevî (veya Dihlevî) adlı mürşidin yanında bir yıl kadar amel ettikten sonra ondan hilafet alarak Kuzey Irak’a dönmüş ve birçok mürit ve halife yetiştirmiştir. 1242/1827’de vefat eden Mevlana Halid’den sonra onun halifeleri vasıtasıyla devam eden kola onun adına nispetle “Halidî” veya “Halidiyye” adı verilmiştir.

 

Şah Abdullah Dehlevî’nin Mevlana Halid’e verdiği Farsça hilafetnameyi Türkçeye çevirerek aiağıda sunuyoruz:

 

Rahman ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla

Fakir Abdullah Müceddidî Nakşibendî bildirmektedir ki: Din âlimlerinin reisi ve hak-yakîn yolundaki taliblerin seçkini Hazreti Mevlana Halid (Allah sırlarını kutsasın ve onu korusun) Nakşibendî Tarikatı için Kürdistan memleketinden bu fakirin yanına geldi. On aya kadar halvete girerek ve nefsî alışkanlıklarını terk ederek kâmil olma yolunda büyük çaba sarf ettiler. Allah’a hamd olsun ki ilahî inâyet ve yüce pîrlerin (Allah rahmet etsin) duası sayesinde tarikat merdiveninin basamaklarını hızla geçerek huzur, zikir, lahutî âleme ait latifeleri arındırma, fenâ ve bekâ derecelerini elde ettiler. Hazreti Müceddid’in (Allah rahmet etsin) tarikatında amel eden saliklerin vicdan ve keyfiyeti gibi hâl sırlarının nurları ile aydınlanıp kemâle erdiler. Bundan dolayı da talibleri eğiterek onlara icazet ve hilafet vermekle seçkin kılmak üzere kendilerine Kadirîlik, Çiştîlik, Sühreverdîlik ve Kübrevîlik tarikatlarında da icazet verdik.

 

Bu tarikatta geçerli olduğu üzere kendilerinin eli benim elimdir ve kendileri benim vekilim ve halifem olarak sadık pîrlerimdendir. Kendi rızaları benim rızam, kendilerine muhalif olmak buna muhalif olmaktır. Bu andan itibaren zikir, teveccüh ve murakabeye devam etmekle; sünnet-i seniyye-yi ihyâ etmekle, bidatlerden sakınmakla; sabır ve tevekkül ile teslimiyet ve rızaya uygun hareket etmekle ve taliblere tefsir, hadîs ve tasavvuf ilimlerini aktarmakla iştigal etsinler. Kendime ve ona devamlı bir sıhhat diliyorum!

 

Nakşibendilik tarikatını Kürdistan’ın tüm parçalarında yayılmasının asıl mimarı Mevlana Halid’dir. “Şehrezûrî” ve “Kurdî” lakaplarıyla anılan Mevlana Halid, hem Kürdistan’ın değişik bölgelerine gönderdiği mürit ve halifeleri aracılığıyla, hem de bu parçaları bizzat dolaşmasıyla yaptığı ve yaptırdığı irşad faaliyetleri çerçevesinde Kürtler üzerinde çok etkili olmuş; zamanla bu etki Kürt olmayan kesimler üzerinde de kendini göstermiştir.  Hüseyin Vassâf (ö. 1929) Bu tarikatın hızla yayılışı ile ilgili şöyle der: 

 

“Bu tarîkat-ı aliyyede (bu yüce tarikatta) ihdas olunmuş (ortaya çıkarılmış) bid’at ve hurafeler olmadığından ve mesleklerine lâubalilik girmediğinden efkâr-ı umûmiyye-i İslâmiyye’de (İslamî kamuoyunda) hakkıyla hüsn-i kabul görmüş ve pek süratle intişar etmiştir (yayılmıştır). Bu intişarında âmil-i müessir (etkili faktör) ise ekseriyetle ulemâ-i İslâmiyye’nin (İslam âlimlerinin) rağbetkâr olmasıdır”.

 

Vassaf’ın önemle vurguladığı gibi Halidiliğin süratle yayılmasında şu iki önemli faktör etkili olmuştur:

 

1) Bid’at ve hurafelerden uzak olması,

2)Âlimlerin büyük teveccüh göstermesi.

 

Mevlana Halid’in âlimlerden seçtiği halifelerle oluşturduğu güçlü bir ağ sayesinde Halidililik 19. yüzyıldan itibaren Kürdistan’da hızla yayılmıştır. Mevlana Halid, Kürdistan’ın muhtelif bölgelerine gönderdiği bu halifelere de kendilerine halife seçme izni verilmiş ve böylece uzayıp giden bu halifelik zinciri neticesinde Halidiliğin girmediği bir Kürt bölgesi kalmamış ve bu bağlamda Halidilik öbür tarikatları âdeta silip süpürmüştür. Mevlana Halid’in irşad ve ilim hizmetleri için görevlendirdiği ilk halifeler görevli oldukları yerlere gittiklerinde yaptıkları ilk iş orada hemen bir tekke ve medrese kurmak olmuştur. Daha sonra bu ilk halifelerin de onlarca halifesi olmuş ve bazıları bu ana gövdeden ayrılarak bazı alt dalları oluşturmuşlardır. Aşağıda örnek kabilinden kategorize edeceğimiz bu dallanma bizze bu konuda bir fikir vermektedir.

 

Mevlana Halid’in halifesi Seyyid Taha etrafında oluşan Nehrî Kolu onun halifeleri ve halifelerinin halifeleri tarafından aşağıdaki kollara ayrılmıştır:

-Barzan Medresesi

-Norşin Medresesi

-Oxîn Medresesi

-Çoxreş Medresesi

-Zokayd Medresesi

-Hezan Medresesi

-Hazne Medresesi

-Menzil Medresesi

-Tillo Medresesi

 

Mevlana Halid’in halifesi Şeyh Halid Cezerî (ö. 1255/1839) etrafında oluşan Basret Kolu onun halifeleri ve halifelerinin halifeleri tarafından aşağıdaki kollara ayrılmıştır:

 

1. Seydâî/Serdahl Kolu Medresesi

2. Hilwe Dergâhı (Suriye) Medresesi

3. Diyarbakır Kolu/Aktepe Medresesi

4. Gaziantep Kolu Medresesi

5.  Siirt Eruh-Halidiye Kolu Medresesi

6. Siirt Xinûk (Güleçler) Kolu Medresesi

7. Mardin Hamidîler Kolu Medresesi

 

Mevlana Halid’in halifesi Şeyh Ali Sebtî (ö. 1287/1870) etrafında oluşan Palu Kolu onun halifeleri ve halifelerinin halifeleri tarafından aşağıdaki kollara ayrılmıştır:

 

1. Bingöl Çanî ve Melekanî Medreseler

2. Hınıs Medresesi

 

Mevlana Halid’in halifesi Şeyh Osman Tawîlî etrafında oluşan Biyare Kolu onun halifeleri ve halifelerinin halifeleri tarafından aşağıdaki kollara ayrılmıştır:

 

1 Kuzey Irak ve İran’da bazı kolların Medreseleri,

2. Siirt’te Şeyh-i Hazîn Ailesinin Erbin ve Kâzımiyye Medreseleri

NEHRÎ MEDRESESİ

 

Nehrî Köyü: Nehrî, Hakkâri’nin bugünkü adıyla Şemdinli ilçesine bağlı bir köydür. Seyyid Taha’nın oğlu Şeyh Ubeydullah, “Tuhfetu’l-Ahbab” adlı Farsça manzum eserinde kendi zamanındaki bu köyü kasaba, bağlı olduğu Şemdili’yi de nahiye olarak tanıtmakta ve ilgili beyitlerde şunları söylemektedir:

 

Yurt ve meskenimizin adı “Nehr” olmuş

“Pîr”lerin feyiz ve bereketi ile dolmuş

 

Nehr, o sınır topraklarında bir kasaba adıdır

Orası Kürdistan’dır; ne İran ne Rom’a bağlıdır

 

“Şemseddîn” verilmiş nahiyeye ad olarak

Allah orayı her çeşit zulümden etsin ırak

 

“Şemseddîn” asıl isim olarak konulmuş

Halk arasında “Şemzîn”  olarak yayılmış

 

Sadat-ı Nehrî (Nehrî Büyükleri, Seyyitleri): Nehrî büyüklerinin soyu Şeyh Abdulkadir Geylanî’ye dayanmaktadır. Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin torunlarından Seyyid Ebubekir, Hülagu’nun zulüm ve baskısı neticesinde ailesiyle birlikte Türkiye-Irak sınır bölgesinde Herkî denilen mıntıkaya gelir ve orada Sutûnê köyüne yerleşir. Aile birkaç kuşak burada kaldıktan sonra Seyyid Taha’nın 4. kuşak babası olan Mela Hacı zamanında Humarû nahiyesine geçer.

 

Abdulkadir Geylanî’nin Seyyid Abdulazîz adındaki oğlu Kuzey Irak’ın Akra şehrine gelmiş, oğlu Şemseddîn de Akra’dan bugünkü Şemdinli ilçesine yerleşmiştir. Humarû nahiyesinde Meleyan köyünü kuran ailenin bir kısmı Seyyid Taha’nın dedesi Seyyid Salih zamanında Diman köyüne yerleşir. Seyyid Salih’in iki oğlundan biri olan Seyyid Abdullah (diğer oğlu Seyyid Ahmed’dir) Mevlana Halid’den hilafet aldıktan sonra onun emri üzerine kardeşi Seyyid Ahmed ile birlikte Nehrî köyüne yerleşirler.

 

Mevlana Halid, Nakşibendî Tarikatını yaymaya başlamadan önce Nehrî büyükleri Kadirî idiler. Mevlana Halid, memleketi Süleymaniye ve çevresinde Nakşibendiliği yaymaya çalıştığı sırada onun mürşitliğini kabul edip halifesi olan Seyyid Abdullah Nehrî ve yeğeni Seyyid Taha Nehrî’den başlayarak tüm aile peyderpey Nakşibendî/Halidî tarikatına geçmişlerdir.

 

Nehrî Medresesi: Nehrî Medresesi ve Tekkesi bölgedeki birçok medrese ve tekkeye nasip olmayacak şekilde zamanla Osmanlı Devleti tarafından resmî medrese ve tekke statüsüne kavuşturulup görevlilere kuruş üzerinden maaş bağlanmıştır. Örneğin:

 

Müderris Mahmud Efendi’nin maaşı 25

İmam Abdulvahid Efendi’nin maaşı  20

Müezzin Abdulgafûr Efendi’nin maaşı         15 olarak tespit edilmiştir.

 

Bunun yanında Seyyid Taha’nın aile ve yakın akrabaları da maaş almışlardır. Örneğin:

Oğlu Şeyh Ubeydullah’ın aylığı                                200

Oğlu Alauddîn Efendi’nin aylığı                   200

Amcazâdesi Seyyid Ali Efendi’nin aylığı     200

Yeğeni Muhyiddîn Efendi’nin aylığı da                   50 olarak belirlenmiştir




Bu haber 123 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI YUKARI