Adı Ahmed’dir. Mela-yi Hasî olarak meşhur olmuştur. Hicri 1283 yılında Lice’nin Hezan Nahiyesi’ne bağlı Has köyünde doğmuştur. Babasının adı Hasan, annesinin adı Medine’dir. Diyarbakır Mesudiye Medresesi’nde 12 ilmi tahsil ettikten sonra 1320 yılında bu medresenin müderrisi olan Hacı İbrahim Efendi’den icazet almıştır. Diyarbakır’a gelmeden önce Hezan’da Molla Mustafa Hatip’ten ve Pêçar Köyü’nün hocasından biraz okumuştu.
Seydayê Xasî, hicri 1316 yılında yaptığı başvuru üzerine Zazaca Mevlid’i yazmış ve Maarif Nezareti’nden aldığı onay ile Diyarbakır Matbaası’nda bastırmıştır. 1330 yılına kadar çeşitli memuriyetlerde bulunduktan sonra Diyarbakır merkez müderrisliği acemiliğine tayin edilmiş ve 1331 yılında 100 kuruş maaşla Hezan’da müderris olarak göreve başlamıştır. Bir süre sonra Lice müftüsü olmuştur. Lice Müftüsü olarak 2 yıl 2 ay ve birkaç gün görev yaptıktan sonra istifa etmiştir. Çünkü o sırada hilafet kaldırılıp Cumhuriyet kurulmuş ve fetva makamı Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmış idi. Kendisine “neden istifa ettin?” diye soranlara şöyle cevap vermiştir: “Şimdiye kadar bulunduğum makamda hâkim Kur’an idi. Şu andan itibaren Kur’an memur oldu. Ben ondan başkasıyla hüküm veremem”.
Sigara içen Seyda aynı zamanda hazırcevap biriydi. Kendisine “sigara içmek haram değil midir?” diye soranlara Zazaca şöyle cevap vermiştir: “Eger helal a ma şimeni; eger heram a ma veşneni” (Eğer helal ise içiyoruz; eğer haram ise yakıyoruz).
Ziya Gökalp ile sürekli tartışır ve bu tartışmalar o günkü dergi ve gazetelerde yayımlanırdı. İttihat ve Terakki yandaşlarından olan Ziya Gökalp onu şikâyet etmiş ve bunun üzerine Rodos Adası’na sürgüne gönderilmiştir. Sürgünde çok sıkıntı çeken Seyda bir gün dönemin padişahı Sultan Reşad’a bir mektup göndermiş ve mektubunda aslı Farsça olan şu beyti yazmıştır:
“Avcı bir av yakalarsa ya keser yer, ya besler, ya da salıverir.
Onu devamlı muzdarip etmek yüceliğin şanına yakışmaz”.
Mektubu okuyan Padişah onu ve arkadaşlarını sürgünden geri çağırmıştır.
Seyda, tarikat ve tasavvufî amelini Şeyh Abdulkadir Hezanî’nin yanında tamamlamış ve ondan hilafet almıştır. Ancak kendisini tasavvuf ve tarikattan çok ilme verdiği için mürit edinmeyle ve halife yetiştirmeyle uğraşmamıştır. Bundan dolayı bir Şeyh olarak değil, bir âlim olarak meşhur olmuştur. Sürgün dönüşü Sultan Reşad’ın “Sen molla mısın? Sorusuna, “bana Seyda derler” cevabını vermiştir.
Seyda üç kez evlenmiş ve bu üç evlilikten sadece bir kızı olmuştur. Kızını yeğeni olan Ulu Cami İmamı Molla Arif ile evlendirmiştir. 1951 yılında 87 yaşında vefat etmiş ve Hezan’da defnedilmiştir. Seyda Kurmancî ve Zazakî’nin dışında Arapça, Farsça ve Türkçe biliyordu ve bu dillerle okur ve yazardı.
Eserleri
Zazaca Mevlid: Bu mevlidin yazılış hikâyesi kısaca şöyledir: Bazı Kurmanc mollalar bir Cuma günü Zaza olan Seyda’ya takılarak, “bizim çok sayıda eserimiz var, ama siz Zazaların bir tane bile eseri yoktur” demişlerdir. Seyda bundan dolayı üzülmüş ve onlara, “bekleyin size bir eser göstereceğim” demiştir. Seyda Cuma namazından sonra gidip eve kapanmış ve bir sonraki Cuma günü namazdan önce mevlidini tamamlayarak arkadaşlarına şöyle demiştir: “Alın size Zaza edebiyatının küçük bir numunesi!”. Mevlidi inceleyen âlimler hayretler içinde kalır ve onu tebrik ederler.
1900 yılında 400 adet basılan bu mevlit manzumdur. 16 bölüm ve 378 beyitten meydana gelmektedir. Son iki bölümü Arapçadır. 14. Bölümden sonra “Gala Pey” (Son Söz) vardır. Bölümler ara salavatlarla birbirinden ayrılmaktadır. Mevlit 11’li hece ölçüsüyle ve mesnevi tarzında yazılmıştır. Dolayısıyla kafiye düzeni aa-bb-cc… şeklinde olup her beytin iki dizesi kendi aralarında kafiyelidir. Seyda bu mevlidi yazmada büyük ölçüde Kurmancî Mevlid’in yazarı Melayê Bateyî’nin etkisinde kalmıştır.
“Kitabu’t-Tesdîd bi Şerhi Muteseri’t-Tevhîd” adlı Kelam/Akaid Kitabı: Seyda, hicri 1324 yılında “Buşra’l-İbad fî İlmi’l-İtikad” adında manzum bir eser yazmış; bu eserin talebelerce daha iyi anlaşılması için ona ““Kitabu’t-Tesdîd bi Şerhi Muteseri’t-Tevhîd” adında bir şerh yazmıştır. Seyda Arapça yazdığı bu eserinde Sünnî Ekol’e çok sıkı bir şekilde bağlı kalmakta, bu ekolün dışında kalan görüşlere karşı şiddetli muhalefet etmekte, onları yer yer küfür ve sapıklıkla itham etmektedir. Onun bu eserde dile getirdiği görüşlerden bir kesiti aşağıda sunuyoruz:
İman-Amel İlişkisi
-İman sadece sözden ibaret olmayıp, amel ile beraber olmalıdır. Eğer iman hayata müdahale edemiyorsa, o sadece kuru bir iddia olarak kalmaya devam edecektir. Kim “nasıl olsa günahım bağışlanacak” düşüncesiyle günah işlemeye devam ederse, ant olsun ki o ancak bir hayvan mesabesindedir.
İnsan İradesi ve Kader
-Hiçbir şey Allah’ın zatına benzemez. Yaratma sadece ona mahsus olduğu için iyinin de kötünün de yaratıcısı odur. Ancak kul kendi iradesiyle kötülüğü işlemek istediği zaman Allah o an o kötülüğü yaratır. Dolayısıyla Mutezile’nin iddia ettiği, “iyiliğin yaratıcısı Allah, kötülüğün yaratıcısı kuldur” görüşü şirktir. Zira bir yaratıcı vardır ki, o da Allah’tır. Cebriye anlayışını bırak, kadere inan!
Allah’ın Kelamı
Mutezile’nin iddia ettiğinin tersine, Kur’an mahlûk değildir. Allah’ın kadim kelamıdır ve keyfiyeti bilinmiyor.
Allah’ı Görmek
Hz. Peygamber Miraç Gecesi Allah’ı iki defa niteliksiz görmüştür. Mümin kadın ve erkekler de öbür dünyada O’nu göreceklerdir. Ancak bu görmenin kesin niteliği belli değildir. Mutezile Ekolüne taraftar olanlar Allah’ı görmeyi imkânsız kabul ettikleri için Cehennemliktirler.
Ölüm Ötesi Hayat ve Kabir Azabı
İnsan öldükten sonra ruhu bedenine geri dönecek ve Münker ile Nekir adlarında iki sorgu meleklerinin “Rabbin kim? Dinin hangisi? Kitabın hangisi? Peygamber hakkında ne düşünüyorsun? gibi bazı sularına muhatap olacaktır. Bu sorulara doğru cevap veren kişiler için kabir bir Cennet Bahçesi gibi olacak, fakat doğru cevap vermeyenler için bir Cehennem Çukuru olacaktır.
Terazi ve Cennet-Cehennem
Kim bu dünyada zerre kadar iyilik veya kötülük yapmışsa boşa gitmeyecek, melekler tarafından yazılacak ve öbür dünyada “Terazi”ye konulacaktır. Terazi’nin iyilik tarafı ağır basarsa Cennet’e, kötülük tarafı ağır basarsa Cehennem’e girecektir. Terazinin iki kefesi eşit olursa yine Cennet’e girecektir. Cehennem’e giren günâhkar Müslümanlar cezalarını çektikten sonra Cennet’e gireceklerdir. Cennet ve Cehennem şimdi de vardır.
Başlangıçta da değindiğimiz gibi İttihatçıların muhalifi olan Seydayê Xasî ile İttihatçıların taraftarı olan Ziya Gökalp arasında tartışmalar olmuş ve bu tartışmalar o günkü dergi ve gazetelerde yayımlanmıştır. Ziya Gökalp en son Kürtçe şu beyti söyleyerek Seyda ile olan tartışmalarına son vermiştir:
Hîkmeta vê dinyayê
Li aqlê min û Xasî nayê
(Bu dünyanın hikmetine
Benim ve Hasî’nin aklı ermez)
Ancak Seyda’nın Ziya Gökalp ile olan tartışmalarını ve reddiyelerini içeren makaleler henüz gün ışığına çıkarılmış değildir. Dolayısıyla o dönemde çıkan aşağıdaki gazete ve dergilerin mevcut tüm sayıları büyük bir dikkatle incelenip araştırılmalıdır:
1)Sırat-ı Müstakim,
2)Sebilü’r-Reşad,
3)Diyarbekir,
4)Dicle,
5)Mücahid.
Şiirleri: Seydayê Xasî âlim olduğu gibi şairdi de. Kendisi Zaza olmasına rağmen Kurmancî şiirler de yazmıştır ki aşağıdaki örnek bunlardn biriridir ve bu şiir benim de doğduğun köy olan “Şaklat” da dâhil olmak üzere Lice’nin birkaç köyünün isimlerini içermektedir.
Dirêj ke Xasîya, nezmek cedîd e
Di piştî çend selam û çend tehîyat
Li ser karazîyê1 ku nav Seîd e
Dixwîne ew ji ber Încîl û Tewrat
Li textê xwu ku rûne Qeyser e ew
Li hespê xwu siwar be ‘Enter e ew
Di seyra roj û şev Îskender e ew
Bi wechê xwe li Cahiz bûye deh qat
Lehû wechun ‘ebûsûn qemterîra
Lehû şeklun yumazîlhu l-be’îra
Lehû xeddun yucanîbu s-seîra
Huwe l-kabûsu beyne n-nasî bîzzat
Gelî qazî û miftîyê qeza me
Bizanin ev Seîdê sextename
Bi nîsbet me ji ewwel ve xulam e
Eger şahid dixwazin; Hewr û Şeqlat
Li nik îmamê Dêrûnê û Hûrê
Nikare yek nefes pif ke bilûrê
Dixwe sondê bi Tewrat û Zebûrê:
“Ez im îro Herîrîyê Meqamat”
Belê de’wa diket ku “şair im ez
Di îlm û hem edeb da mahir im ez
Bi hukmê îsmê E’zem qadir im ez
Bi firek ji Cûmê herme Cûmat”
Qe ne b’ xêr be Seîd îsal li mal e
Bûye me’mûrê exnaman îsale
Çiqas kûsî û kêrgoyên li pal e
Dibê “qaçax e, bigrin, bermedin, hat”
Bes e Xasî, bira xame12 xeber de
Seîd bû bûk û şaşik kirye perde
Ji rî hona kezî kom kir li ‘erde
Li ser eqda nîkahê maye ew mat
Eger bêjin, “Nîkaha wî li kê bû?”
Dibêjin, “Aşiqê Fexrî begê bû”
Fexrî begê go, “Sûcê şaşikê bû
Mi go qey Nazlîxan e j’ perde da hat
Bes e Xasî, Seîd mîrê melan e
Welê aşiq bûye l’ keçikê filan e13
Nikare zeft ke boncîyên qulane
Welew sancûl bikî tu ji polat Yeni bir şiirdir bu Hasî, onu uzat!
Birkaç selamdan sonra birkaç tehiyat
Adı Said olan Karazlıya bunları ilet
Okuyor o ezberinden İncil ve Tevrat
Tahtına oturduğu vakit sanki Kayser’dir
Atına bindiği zaman da sanki Anter’dir
Gün ve gece seyriyle sanki İskender’dir
Yüzünün çirkinliği Chız’a çeker on kat
Onun somurtkan ve ekşi bir yüzü vardır
Atın şeklini andıran bir şekli vardır
Cehennem ateşine denk yanağı vardır
Odur insanlar içerisinde kâbus bizzat
Ey ilçemizin kadıları ve müftüleri!
Biliniz ki Said sahtekâr namlı biri
Bize göre o uşaktır ta evvelden beri
Şahit isterseniz, şahit Havr ve Şaklat
Dêrûn ve Hûr imamlarının yanında
Üfleyemez o bir nefes bile “kaval”a
Ama yemin ediyor Zebur ve Tevrat’a
Ki bugün benim Harîrî-yi “Makamat”
Evet, iddia ediyor ki, “şarim ben
İlim ve edebiyatta mahirim ben
Allah’ın en büyük adıyla kadirim ben
Bir uçuşla giderim Cûm’dan ta Cûmat”
Hayırlı olmasın! Said bugün evdedir
O bu yıl koyunlara çobanlık yapar:
“Yokuşlardaki tüm tospaha ve tavşanlar
Kaçaktır, tutun, bırakmayın, dikkat”
Yeter Hasî, kalem konuşmasın bırak!
Said gelin omuş, sarığı yapmış duvak
Sakalından örgü yaptı, yerde toplayarak
Nik’ah akdi üzerinde kalmıştır o mat
Eger deseler ki: “Nikâhı kiminleydi”
Derler ki: “Fahri Bey’e âşık olmuş idi”
Fahri Bey dedi ki: “Sarığın suçu idi
Sandım Nazlıhan’dır örtüsüyle geldi”
Yeter Hasî! Said mollaların beyidir
Ama Hıristiyan kızına âşık olmuştur
İnlerin eniğini yakalama gücü yoktur
…………………………………….