|
Tweet |
Şeyh Ahmed’in en büyük oğlu olan Şeyh Masum 1915 yılında Hazne’de doğdu. Babasının yanında ilim öğrenmeye başlar ve babasının halifeleri yanında medrese eğitimini bitirir. Babasının tekke işleriyle kendisi ilgilenir ve onun yanında amel ederek 24 yaşındayken hilafet alır. Yaşlı, fakir, dul ve kimsesizlerin sığınağı olan Şeyh Masum henüz 43 gibi genç bir yaştayken vefat etmiş ve geride şu halifeleri bırakmıştır:
1) Şeyh Ahmed Mela Remezan Urfî
2) Seyyid Şeyh Abdülcelil b. Mela Abdülmecid
3) Şeyh Muhammed Arabkendî
4) Mela Muhammed Hasan
5) Mela Yûsuf Seytî
6) Kardeşi Şeyh Alaeddîn Haznevî
2. 3. Şeyh Alaeddîn Haznevî (ö. 1969)
Haznevî mürşitlerin üçüncüsü olan Şeyh Alaeddîn 1919 yılında doğdu. 1959’da irşad makamına oturdu ve on yıllık irşad hayatı boyunca birçok köy ve beldeye irşad seferlerinde bulundu. Devlet erkânının bile çözemediği birçok husumet ve kan davalarını sonlandırıyor ve tarafları barıştırıyordu. Hatta bir seferinde Suriye’den Mardin’e ve Türkiye’nin doğu illerine irşad için gittiği bir aylık gibi kısa bir zamanda altmışın üzerinde sulh gerçekleştirebilmiştir.
Şeyh Alaeddîn, köy ağasının hayli büyük olan odasında bir gün ulema ile birlikte oturup köy cemaatine şöyle hitap etmiştir: ’’Ey Araplar! Kürtler, Türkler ve Farslar bu değerli dini sizden alıp yükseldiler, manen ve maddeten güçlendiler. Siz ise bu değerli dine sahip çıkmayıp cehalete dayanan gelenek ve göreneklerinize, örf ve âdetlerinize uyduğunuzdan bu aşağılık hayatta kıvranıp duruyorsunuz”.
Şeyh Alaeddîn 1966 yılında Mekke’yi ziyarete gider. Onun Mekke’ye geldiğini duyan ve tasavvufa karşı olan bazı üniversite hocaları aralarında toplanarak en zor sorulardan üç tanesini hazırlayıp ona sormayı ve sevenlerinin huzurunda onu küçük düşürmeyi kararlaştırırlar. Fakat Şeyh’in bu sorulara verdiği cevaplar karşısında kendileri mahcup olurlar. Bu üç soru ve cevapları şunlardır:
Soru 1: Çölde namaz kılındığında saffın uzunluğu ne kadar olabilir?
Cevap: Namazı kıldıran imamlarının sesini duyabilecekleri kadar.
Soru 2: Kişi dul eşinin kız kardeşiyle evlenebilir mi?
Cevap: Evlenemez; çünkü eşi dul kaldığına göre kendisi ölmüş demektir.
Soru 3: Allah bir benzerini yaratabilir mi?
Cevap: “Benzer” sözü yanlıştır. Çünkü böyle bir durumda Allah yaratan, yarattığı da yaratılan olur ki yaratan ile yaratılan benzer olamaz.
Şeyh Alaeddîn, 1969 yılında İrşad için gittiği Şam’da hastanede vefat etmiş ve cenazesi Şam’dan Tel Marûf’a getirilmiştir. Uzun bir irşad ve ilim hizmetlerinden sonra geride birçok talebe ve âlim ile kardeşi Şeyh İzzeddîn de dâhil olmak üzere çok sayıda halife bırakmıştır.
Aynı zamanda şair olan ve Kürtçe kasideler nazmeden Şêx ‘Elaeddîn’in dört tane Kürtçe kasidesi “Dîwana Cami” adlı eserde kaydedilmiştir.
2. 4. Şeyh İzzeddîn Haznevî (ö. 2005)
1923 yılında Hazne köyünde doğan Şeyh İzzeddîn, temel medrese eğitimini Tel Maruf’ta babası Şeyh Ahmed’den almıştır. İlimle ilgili şöyle der: “Dünyayı isteyen ilim okusun; ahreti isteyen ilim okusun; her ikisini isteyen yine ilim okusun”.
Suriye rejimi 1962 yılında ayaklanan Mustafa Barazanî’ye karşı Irak Baasçılarının yanında yer almak üzere Yermuk Tugayı’nı Kuzey Irak’a gönderdiği zaman Şeyh İzzeddîn’den Mustafa Barzanî’nin kâfir ve asi olduğu yönünde fetva vermesini istemişlerdi. Fakat Şeyh İzzeddîn bunu reddetmiş ve bundan dolayı da soruşturma için Şam’a götürülüp burada kırk gün hapiste kalmıştır.
Haznevîler Ailesi ve Şeyh İzzeddîn hakkında dönemin Haseke istihbarat ve siyasi büro şefi Muhammed Taleb Hilal özetle şöyle der:
“Haznevîler, Nakşibendî tarikatının şeyhlerinden biri olan Şeyh Ahmed el-Kurdî’ye (1887-1950) nispetle bu isimle anılırlar. Cizîr Bölgesi’nde sahip olduğu mürit ve taraftar kitlesi açısından tehlike arz eden Şeyh Ahmed’in yerini tutan oğlu Şeyh Alaeddîn ve kardeşi Şeyh İzzeddîn, Qamişlo mıntıkasında yer alan Hazne köyünde tarikat faaliyetlerini sürdürüyorlar. Haznevîler bir tarikat görüntüsü altında faaliyet gösteriyorlarsa da onların meclisleri birer Kürtçülük ve “Partî” merkezi haline gelmiştir. Bunun kanıtlarından biri şudur: Barzanî ayaklandığı zaman biz Kürt din adamlarını çağırıp onlardan Barzanî’nin komünist ve Partici olduğu, Müslüman olmadığı yönünde görüş belirtmelerini istediğimiz zaman bunların çoğu bunu kabul etti fakat Şeyh İzzeddîn teklifimizi reddetti. Topladığı zekât ve bağışları isyancı Barzanicilere gönderen bu şahıs artık tehlike arz etmekte ve onu Cizîr Bölgesi’nden sürgün edip başka bir yerde mecburi ikamete tabi tutmak gerekmektedir”.
2. 5. Şeyh Maşuk Haznevî (ö. 2005)
Şeyh İzzeddîn’in oğlu, Şeyh Ahmed’in de torunu olan Şeyh Maşuk bir Fıkıh uzmanı, müderris ve Kürtlerin meşru haklarını savunan yurtsever bir şahsiyet olarak bilinmektedir. 1957 yılında Qamişlo’ya bağlı Tel Marûf köyünde doğdu. Temel medrese ve Fıkıh derslerini babasından aldıktan sonra dedesi tarafından kurulmuş olan Şer’î İlimler Medresesi’nde okudu. Resmi okullar olarak da İdadiyeyi 1974 yılında, genel lisenin edebiyat kolunu da 1977 yılında bitirdi. Daha sonra Şam’da Emîniye Şer’î İlimler Akademisi’ne kaydoldu ve 1978 yılında “pekiyi” dereceyle buradan mezun oldu. Bu okulun idaresi tarafından Şeriat Fakültesi’ni okumak üzere Medine’ye gönderildi ve 1984 yılında lisans derecesinde buradan mezun oldu. Mezun olduktan sonra Suriye’nin birçok mıntıkasında müderris ve hatip olarak görev yaptı.
Araştırmacı bir kimliğe sahip olan Şeyh Maşuk, elinden geldiği kadar İslam dinini hurafelerden temizlemeye, İslam akaidini sadeleştirmeye, Hz. Peygamber’in sünnetini ihya etmeye ve İslam’ı güncel problemlere cevap verecek şekilde yeni yorum ve içtihatlarla ileri taşımaya gayret etti. Dinler ve medeniyetler arası savaş yerine bunlar arasında barış ve diyalogun esas alınmasına inandı ve bu yöndeki görüşlerini hem Suriye içerisinde hem de dışarıda katıldığı çok sayıda konferans ve televizyon programlarında kamuoyu ile paylaştı.
Katıldığı her programda Kürt halkının Arap, Fars ve Türk rejimleri tarafından mağdur edildiğini, ulusal haklarından mahrum bırakıldığını, bunun İslam’la bağdaşmadığını, zira İslam’ın her ulusun haklarına eşit yaklaştığını ısrarla vurguluyordu.
Kısa adı “MAF” (Hak) olan Kürt İnsan Hakları Komisyonu’na üye olan Şeyh Maşuk’un “Yekîtî” ile ilişkileri nispeten fazla idiyse de, bütün Kürt partilerine eşit mesafede durdu ve herhangi birisine organik olarak bağlanmadı. Daima Kürtlerin birliğini savunmuş ve ve şöyle demiştir: “Bir halkın kurtuluşu ancak o halk için çalışmakla mümkündür. Ben Kürt davası için radikal biriyim ve Kürt halkının kurtuluşu için kim çalışırsa beni yanında görecektir”.
2002 yılında Riyad’da düzenlenen IV. Uluslararsı İslamî Gençlik Kongresi’nde Halepçe katliamına dikkat çekerek şöyle demişti: “Selahaddîn Eyyûbî’nin çocukları Müslüman kardeşleri tarafından kendilerine uygulanan bu katliamı hak etmiyorlar”.
Şeyh’in Kürt davasına sahip çıkması Suriye rejimini endişelendiriyordu. Bu bakımdan rejim tarafından şehit edilinceye kadar hep takibat altına alındı. Şöyle ki:
1)“Wemedat fî Zilali’t-Tevhîd” adlı dinî kitabının girişinde yazdığı şu cümleden dolayı sorgulandı: “Arap, Türk ve İranlılar arasında taksim edilen Kürdistan”. Bu cümle onun Büyük Kürdistan’ı kurmaya çalışmak suçuyla gözaltına alınması ve sorgulanması için yeterli görüldü.
2)2004 yılının Eylülünde oğlu Bedreddîn’in düğünü için düzenlediği ve “Qamişlo” ile “Medya” folklor ekiplerinin de katıldığı törene davet ettiği Kürt, Arap ve İsevî topluluklarının temsilcilerine hitaben yaptığı konuşmada kullandığı şu cümle rejimin tepkisini çekmişti: “Bizim Kürt sanatı ve folklorunu ihya etmeye çalışmamız İslam’ın ilkeleriyle çelişmemektedir”. Şeyh’in bu cümleyi kullanmasının önemli bir nedeni onun başta “Şêxanî” olmak üzere Kürt folklorik oyunlarına ilgi duyması, çoğu kez bu oyunu oynayanlara eşlik etmesi ve bunun bazı âlimler tarafından yadırganmasıydı.
3)Mart olayları üzerine rejim tarafından yüzlerce Kürt gencinin tutuklanmasından sonra girişimlerde bulunarak birçok Kürt gencinin serbest bırakılmasını sağladı.
4)Şeyh’in faaliyetlerinden rahatsız olan rejim güçleri 17. 05. 2005 tarihinde onu alıkoydular ve şehit ettiler.
5)Şeyh Maşuk’un oğlu Şeyh Murşid babasının cenazesini bulduklarında üzerinde ağır işkence izlerini gördüklerini ifade etmektedir.
6)Kürt sorununa yoğun ilgi duyan ve bu yönüyle Haznevîler ailesinin aktif siyasetten uzak durma eğilimlerini tamamen kıran Şeyh Maşuk’un hedefinde Kürtlerin tüm haklarını savunan dinî bir parti kurmak da vardı.
2. 6. Şeyh Muhammed Haznevî (ö. 2005)
Şeyh İzzeddîn’in oğlu ve halifesi olan Şeyh Muhammed Haznevî, içlerinde Mustafa Buğa ve Vehbe Zuhaylî’nin de bulunduğu meşhur âlimlerden ders almıştır. Babası sağ iken kendisinden övücü sözlerle bahsetmiş ve böylece kendisinden sonra halifeliğe layık biri olduğuna işaret etmiştir. Şeyh Muhammed hilafet aldıktan sonra irşat faaliyetlerine başlamış ve Suriye, Türkiye, Lübnan, Mısır, Kuveyt, Sudan ve dünyanın daha birçok yerinden yüzlerce mürit edinmiştir.
Şeyh Muhammed, annesi, eşi, kızı, oğlu ve şoförü ile birlikte Medine’ye giderken bu şehre 150 kilometre kala geçirdiği şüpheli bir trafik kazasında arabadakilerle birlikte vefat etmiştir. Cenazesi Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in gönderdiği özel bir uçakla getirilmiş ve yüz binin üzerinde bir kitlenin katıldığı bir törenle Tel Marûf’ta babasının yanına defnedilmiştir.
2. 7. Şeyh Muhammed Muta’ Haznevî
Şeyh Muhammed Haznevî’nin oğlu olan Şeyh Muhammed Muta’ hem medrese icazetnamesini hem tarikat hilafetnamesini babasından almıştır. Haznevîlerin günümüzdeki tarikat temsilcisi sayılır ve ailenin öbür şeyhlerinin aksine siyasetten uzak biri olarak bilinir.
Şeyh Muhammed Muta’ 2007 yılında Haseke’ye 26 kilometre mesafede “Tel İrfan Arapça ve İslamî İlimler Akademisi”ni kurmuştur. Masrafları kendisi tarafından karşılanan bu akademide t yüzlerce talebe tahsil görme şansına sahip olmuşlardır.
2. 8. Şeyh Abdülganî Haznevî
Şeyh Ahmed Haznevî’nin oğlu olan Şeyh Abdülganî, babasının vefatından altı ay sonra doğmuştur. Babası vefat etmeden önce sarığını onun başına koyarak “İnşallah bu oğlum gavs olacaktır” diyerek hayırlı bir temennide bulunmuştu. Medrese eğitimini ve icazetnamesini babasının halifelerinden Şeyh Ahmed Huseynî’den almıştır.
Babasının ilim ve irşada başladığı Hazne’deki medrese ve tekkeyi restore eden Şeyh Abdülganî’nin buradaki ilim ve irşad ile geçirdiği süre yaklaşık 30 yılı bulmuştur.
Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA ALINMIŞ.