|
Tweet |
Seyyid Abdullah, Seyyid Taha’nın amcası ve Mevlana Halid’in üçüncü halifesidir. Mevlana Halid’den hilafet aldıktan sonra onun emriyle kardeşi Seyyid Ahmed ile birlikte Nehrî köyü’ne yerleşmişlerdir. Seyyid Abdullah hakkında bilgilerin bulunabildiği az sayıdaki kaynaklardan bazıları şunlardır:
“el-Mecdu’t-Tâlid”: Bu eserin yazarı kısaca İbrahîm Fasîh olarak bilinen İbrahîm Fasîh b. Sibğatullah b. Esad el-Haydarî el-Kurdî’dir. 1820 yılında Bağdat’ta doğan ve 1881 yılında vefat eden bu zat Seyyid Abdullah hakkında şu kısa bilgileri vermiştir:
-Seyyid Abdullah, Mevlana Halid’in halifesidir.
-Büyük bir âlim, veli ve mürşid-i kâmildir.
-Muhammedî ahlak ve şemail sahibidir.
-Bağdat’a gitmiş ve Mevlana Halid’in yanında sülûka başlamıştır.
-Sülûkunu en iyi şekilde tamamlayıp kutsî sırlara ulaşmıştır.
-Mevlana Halid kendisine hilafet-i mutlaka bağlamında irşat izni vermiştir.
-Mevlana Halid’in emriyle memleketine dönerek irşada başlamıştır.
-Avam ve havasın şahit olduğu birçok keramet kendisinden hâsıl olmuştur.
“Tuhfetu’l-Ahbâb/Mesnevî-yi Sanî”: Seyyid Taha’nın oğlu olan Şeyh Ubeydullah Nehrî’nin mesnevî şekliyle Farsça yazdığı bir eserdir. Şeyh Ubeydullah bu eserde Nakşibendilik hakkında genelde, Şemdinli ve Nehrî köyü hakkında özelde çok önemli bilgiler vermektedir. Seyyid Abdullah hakkında da birinci elden en derli toplu bilgileri bu eserde görüyoruz. Ona göre:
1) Seyyid Taha önceleri amcası Seyyid Abdullah’ın yanında amel etmeye başlamış, sonra Mevlana Halid’in halifesi olmuştur. Amcası Seyyid Abdullah onun zekâsı, hafızası ve olgun kişiliğini Mevlana Halid’e anlatmış, Mevlana Halid “bir sonraki gelişinde onu da getir” deyince Seyyid Abdullah bu emri yerine getirmiştir.
2) Seyyid Abdullah Mevlana Halid’in çocukluk ve medrese arkadaşıydı. Bu ikili, medrese tahsilini bitirdikten sonra bir mürşit ararlar. Derken Hindistan’daki Şah Abdullah Dihlevî’nin yanına gitmeye karar verir ve yola çıkarlar. Fakat yanlarına aldıkları paranın ikisine yetmeyeceği anlaşılınca paranın ikisinden birine verilip onun Hindistan’a gitmesine, öbürünün ise eve dönmesine karar verirler. Seyyid Abdullah gönüllü olarak kendi payı olan parayı Mevlana Halid’e verir, Hindistan diyarından getireceği maneviyatı paylaşmak üzere anlaşır ve kendisi geri döner.
3) Mevlana Halid Hindistan’dan hilafet-i mutlaka ile döndüğü zaman Seyyid Abdullah hiç tereddüt etmeden ona intisap eder ve bir süre onun yanında amel eder, ardından Mevlana Halid’in tavsiyesi üzerine Nehrî köyü’ne dönüp orada ilim ve irşat faaliyetlerine başlar.
4) Seyyid Abdullah ilim ve irşat faaliyetlerini o kadar olgun bir kişilikle yürütür ki, Mevlana Halid onun hakkında şöyle der: “Seyyid Abdullah Şemzînî kusursuz biridir. Tek kusuru hiçbir inkârcısının olmamasıdır. Oysa kişinin münkirleri olursa, onda kendine çekidüzen verme arzusu doğar”.
5) Seyyid Abdullah Nehr Köyü’nde ilim ve irşat faaliyetlerinde bulunurken belli aralıklarla Süleymaniye’ye gidip mürşidi Mevlana Halid’i ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Hatta Mevlana Halid bir ara Süleymaniye’den Bağdat’a gittiği sırada medresesinde vekil olarak Seyyid Abdullah’ı bırakmıştı. Seyyid Abdullah, Mevlana Halid’i ziyaret ettikten sonra dönmek istediği her defasında Mevlana Halid onu atına bindirir, yerleşim alanının dışına çıkıncaya kadar belli bir mesafe onunla yol aldıktan sonra kendisini uğurlar öyle dönerdi.
6) Seyyid Abdullah 1235/1813 yılında Nehrî köyünde vefat etmiş ve orada defnedilmiştir.
“Son Halkalar ve Seyyid Abdülhakim Arvâsî’nin Külliyatı”: Süleyman Kuku’nun yaptığı bu çalışmada kısaca şu bilgiler yer almaktadır:
-Allah dostu Sirâcüddîn Seyyid Abdullah.
-Lakabı Sirâcüddîn, mezhebî Şafiî, itikadı Eş’arî, tarikatı Nakşibendî Müceddidî Halidî, meskeni Nehr Kasabası’dır.
-Seyyid Taha’nın amcasıdır.
-Yaklaşık hicrî 1290’da Şemdinli’de dünyaya geldi.
-Küçük yaşta Kur’an-ı Kerîm’i ezberledi ve ilme başladı. Devrinde o havalide ve Irak’ta bulunan en büyük âlimlerden okudu.
-Daha sonra tasavvufta piri ve mürşidi olacak olan Mevlana Halid ile Irak’ta beraber ilim tahsil ettikleri zaman beraberce bir mürşit aramaya başladılar.
-Mevlana Halid Hindistan’dan döndükten sonra onun yanında sülukunu tamamladı.
-İrşat yeri Şemdinli’ye yirmi km. kadar mesafede bulunan Nehr beldesi idi.
-Nehr’de en evvel irşatta bulunup Halidiliği yayan zat odur.
-Seyyid Ali adında bir oğlu, onun da Seyyid Abdurrahim ve Seyyid Muhammed Said isminde iki oğlu olmuştur.
-Farsça uzun bir mektubu bu fakirde vardır.
-İman ve Akaid ile ilgili yazdığı kitap doğuda her evde, herkes tarafından okunur ve ezberlenirdi.
“Birketu’l-Kelimât”:[1] Şeyh Muhammed Asım Oxînî’nin eseridir. Yazarımız Seyyid Abdullah hakkında kısa bazı bilgiler verirken özellikle Mevlana Halid’in onun atının üzengisinin tutarak uğurlayışına dikkat çeker ve bunu Hz. Peygamber’in sünnetine ve bu sünneti devam ettiren Hz. Ebubekir’in uygulamasına dayandırmaktadır. Zira Hazreti Peygamber Mute Savaşı’nda Zeyd b. Harise’yi komutan olarak orduyla birlikte gönderdiğinde bir süre onunla yol alıp yerleşim alanının dışına çıktıktan sonra uğurlayıp dönmüş; Hz. Ebubekir de Usame b. Zeyd’i ordunun başında gönderirken böyle davranmıştır.
“Nehri’den Hazne’ye Meşayihi Nakşibendî”: M. Şefik Korkusuz’un çalışmasıdır. Korkusuz buraya kadar verdiğimiz bilgilerin bir özetini vermektedir.[2]
Eseri: “Hulase-i Akaid” (Akaidin Özü)
Kürt medreselerinde Seyyid Abdullah’ın özellikle çocuklara yönelik Kürtçe bir akaid risalesini yazdığı öteden beri anlatılmaktadır. Yabancı araştırmacılardan ilk kez MacKenzie Seyyid Abdullah’ın bu eserinden bahisle şunları söylemektedir:
“İslam doktrininin bir özeti olan bir eser de Şeyh Abdullah Nehrî tarafından yaklaşık 1800 yılında yazılmıştır”.[3]
Ancak bu eserin orijinal herhangi bir nüshasına şimdiye kadar rastlamamıştık. Derken, değişik kütüphanelerdeki Kürtçe elyazmaları hakkında araştırmalar yapmakla görevlendirdiğimiz yüksek lisans öğrencimiz Mesut Arslan bu eserin K:29057 VE t:297-4 numaralarıyla kayıtlı olan ve Ahmed Ramiz tarafından 1911 yılında “Manzume-i Efkâr Matbaası, No:54” olarak bastırılan bir müstensih nüshasını tespit etti ve bize getirdi. Kendisine çok teşekkür ederiz.
Eseri istinsah eden zat, Kürtçe yazdığı giriş kısmının sonunda kendini “Nehrî Tekyası’nın müderrisi Ömer b. Cercîs” olarak tanıtmakta ve bu eseri istinsah etmesini emreden zatın Seyyid Taha olduğunu ifade etmektedir. Ömer b. Cercîs burada sözünü ettiği Seyyid Taha’nın Şeyh Muhammed Sıddık’ın halifesi; Şeyh Muhammed Sıddık’ın Şeyh Ubeydullah’ın oğlu; Şeyh Ubeydullah’ın da Seyyid Taha’nın oğlu olduğunu şöyle ifade etmektedir:
“Kürtçe İslam Akaidi Özeti”, Şemdinlili Şeyh Seyyid Abdullah Efendî’nin eseridir. O mübarek eserin umumî neşri için Seyyid Taha çok kusurlu bu fakire emir ve işaret buyurdu ki o mübarek eseri yazıya geçireyim. Seyyid Taha Efendî, Şeyh Muhammed Sıddık’ın en iyi halifesidir. Şeyh Muhammed Sıddıq Efendi Şeyh Ubeydullah Efendi’nin, Şeyh Ubeydullah Efendi de Şeyh Seyyid Taha’nın oğludur”. Nehrî Tekyası Müderrisi bîçare Ömer b. Cercîs el-Beydavî.
Ömer b. Cercîs giriş kısmı gibi Kürtçe yazdığı “sonuç” kısmında da özetle şunları söylemektedir:
“Şeyh-i Eş’arî mezhebi üzerine yazılan ‘Akaidin Özeti’ adlı iş bu mübarek eser, merhum Seyyid Abdullah’a aittir. Bu eseri çocukların ve avam tabakanın eğitimi için yazmıştır. Adı geçen şeyh, Şemdinan kazasının değerli sadatından olup, şöhreti dört bir yana yayılmış olan Zülcenaheyn lakaplı Süleymaniyeli/Şehrezûrlu Mevlana Halid-i Kürdî’nin seçkin halifelerinden biri ve Şemdinan kazasının merkezindeki Nehrî Tekyası’nın mübarek dergâhının postnişîniydi. Zahirî ilim dallarında ve yüce Nakşibendî tarikatının irşadında yetkin biriydi. Nur kalpli mürşidi hayattayken vefat etmiştir. Vefatından sonra irşat dairesinin kutbu, şöhreti memleketin dört bir yanına yayılan yeğeni Şeyh Seyyid Kutub Taha Efendi onun yüce makamında oturmuş ve halkı irşat etmiştir. Seyyid Taha önceleri bu amcasının yanında tarikat ilkelerini öğrenmeye başlamış, daha sonra irşat icazetnamesini Mevlana’dan almıştır. Allah onların yüce sırlarını kutsasın ve kutsi bereketlerinden yararlanmayı bize nasip etsin, âmin!”
Ve ben bîçare kâtip Ömer b. Cercîs el-Beydavî.
14 Muharrem 339’da, 3 Kanûn-i Sanî 326 yılında.
Ahmed Ramiz[4], Seyyid Abdullah’ın bu eserini 1911 yılında kendine ait “Reşbelek” adındaki risâleyle birlikte 54 numarayla ve kendi yayınlarının ikincisi olarak “Manzume-i Efkâr Matbaası”nda bastırmıştır. Eserin kapağı üzerine Ehmedê Xanî (1650-1707) hazretlerinin “Mem û Zîn” adlı eserinde geçen bir beyit yer almaktadır. Bu beyitte her milletin kendi diliyle yazdığı kitapları olduğuna, bir tek Kürt milletinin dikkate değer Kürtçe kitaplarının olmadığına dikkat çekilmektedir.
Seyyid Abdullah’ın bu eserini ve başta Melayê Bateyî’nin “Mevlid”i olmak üzere daha birçok Kürt klasiğini yayımlayan Ahmed Ramiz hakkında edindiğimiz bazı bilgileri aşağıda sunuyoruz:
-1878 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Xosor köyünde doğmuş.
-Lütfî ve Küdîzâde lakaplarıyla meşhur olmuş.
-1904 yılında Ezher Üniversitesi’nde okumuş.
-1906 yılında Melayê Bateyî’nin “Mevlid”ini yayımlamış.
-1908 yılında İstanbul’a gelmiş ve “Kurd Neşr-i Mearif Cemiyeti” (Kürt Kültürünü Yayma Cemiyeti) kurucuları içinde yer almış.
-1910 yılında İstanbul’da “Meşrutiyet Mektebi”ni açmış.
-Abdullah Cevdet’in 1904 yılında açctığı “İctihad Matbaası”nda Said-i Nursî hazreterinin bazı eserlerini bastırmış.
-1940 yılında Şam’da vefat edip Salihiye Mahallesi’nde defnedilmiş.
-Bir kısmı telif, bir kısmı yayım olmak üzere geride birçok eser bırakmış.
[1] Bkz. Şeyh Muhammed Asım Oxînî, Birketü’l-Kelimât, Arapçadan çeviren: Kadri Yıldırım, Avesta Yayınları, s. 19-24
[2] Bkz. Korkusuz, Nehri’den Hazne’ye, s. 9-10
[3] D. N. MacKenzie, “A Kurdish Creed, A LLocust’s Leg: Studies in Honour of S. H. Taqizadeh, Londra 1962, s. 162.
[4] Seyyid Abdullah’ın bu eserini ve başta Melayê Bateyî’nin “Mevlid”i olmak üzere daha birçok Kürt klasiğini yayımlayan Ahmed Ramiz hakkında edindiğimiz bazı bilgileri aşağıda sunuyoruz:
-1878 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Xosor köyünde doğmuş.
-Lütfî ve Küdîzâde lakaplarıyla meşhur olmuş.
-1904 yılında Ezher Üniversitesi’nde okumuş.
-1906 yılında Melayê Bateyî’nin “Mevlid”ini yayımlamış.
-1908 yılında İstanbul’a gelmiş ve “Kurd Neşr-i Mearif Cemiyeti” (Kürt Kültürünü Yayma Cemiyeti) kurucuları içinde yer almış.
-1910 yılında İstanbul’da “Meşrutiyet Mektebi”ni açmış.
-Abdullah Cevdet’in 1904 yılında açctığı “İctihad Matbaası”nda Said-i Nursî hazreterinin bazı eserlerini bastırmış.
-1940 yılında Şam’da vefat edip Salihiye Mahallesi’nde defnedilmiş.
-Bir kısmı telif, bir kısmı yayım olmak üzere geride birçok eser bırakmış. Teliflerinden bazıları şunlardır:
Reşbelek (Seyyid Abdullah’ın “Hulâse-i Akaid”iyle birlikte),
Emîr Bedirxan,
Xetaya Selef û Halef,
Îxtara Dîcle û Fırat,
Paşvemana Kurdan,
Hîmayekirina Mearif Weya Hîmayenekirina Mearif,
Melayê Bateyî, Mewlûda Nebî, Mısır 1324.