diyarbakır escort
beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...



KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ-5

1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı Bağlamında Şeyh Ubeydullah ve Kürtler

facebook-paylas
Tarih: 24-02-2026 00:01

KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ-5

 

 

Amcasının vefatından sonra bölgedeki ilim ve irşad hizmetlerini ele alan Şeyh Ubeydullah bir taraftan Halidî şeyhi olarak Anadolu ve İran’da yaşayan mürid ve mensupları üzerindeki etkisini arttırırken, diğer taraftan Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasıyla oluşan ve bir türlü doldurulamayan siyasî ve sosyal boşluğu da değerlendirmeye başlamıştır. Bunun en açık görüldüğü hadise 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıdır. Bu savaşta Hakkâri ve Van vilayetlerinde yaşayan bazı Kürt aşiretlerinden oluşturduğu büyük bir silahlı güçle Osmanlı saflarında Ruslara karşı mücadele eden Şeyh Ubeydullah, bölgede etkin ve sözü dinlenir bir lider olarak da faaliyet yürütebileceğinin farkına varmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı Şeyh Ubeydullah ve ona bağlı bölgedeki Halidîler için bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Şeyh Ubeydullah bu savaşa kadar Nehrî ailesinin yürütmüş olduğu Osmanlı yanlısı siyaseti benimsemekle beraber, bu tarihten sonra yeni bir siyasî düşünce içerisine girmiştir. Bu bağlamda başlangıçta Ruslara karşı Osmanlıların yanında yer almanın bir “cihad” olduğuna dair “fetva” yayımlamış ve Kürt savaşçılardan oluşan muazzam bir güç hazırlamıştır. İçinde Nakşibendî/Halidî şeyhlerin de bulunduğu ve bunlardan da şehitlerin verildiği bu güçle Rusları mağlup edip onları Doğudan atarak Erivan kapısına kadar kovalamıştır. Ancak dönüşte bu zaferin mimarı olan Kürtlerin bu başarılarının ve verdikleri bedellerin görmezlikten gelindiği ve Osmanlı komutan ve yetkililerinin bu zafer ve başarıyı kendilerine mal ettiklerini, medyayı da bu yönde yönlendirdiklerini görünce Kürtler üzerinde oynanan oyunları görürü ve ona göre bir tavır alır. Aslında denilebilir ki onu ilerde (1880) başlatacağı bir Kürt ayaklanmasında Osmanlı-Rus Savaşı adeta kopmaya götüren bir dönüm noktası olmuştur. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça mesnevisinde uzun bir bölümü bu Osmanlı Rus Savaşına ve savaştaki Kürt olgusuna ayırmıştır. Önemine binaen başlığıyla beraber bu bölümün bir kısmını Türkçeye çevirip aşağıda sunmak istiyoruz: 

 

 

“1294 Yılında Osmanlı Devleti’nin Emri Gereğince Rus Devleti’yle Savaşmak İçin Cihat Hazırlığı Yapma ve Halktan Savaşçı Toplama Hakkında”

 

Savaş ilan edilip izdiham olduğu an

Bana emir verildi İmam tarafından

 

Savaşa gidip cihat etmekti maksadım

Bu maksat için gitmeye hazırlandım

 

Tarih bin iki yüz doksan dört olmuştu

Hicri hesaba göre savaş bu yılda oldu

 

O zaman Sultan Abdülhamit padişah idi

Adalet dağıtıyordu ve dindar bir şah idi

 

Cihan onun gölgesinde nimet evi olmuş

Her kes cömertlik deryasında boğulmuş

 

Enuşirvan onun adaletini devşirmiştir

Cömertlikte Hatem onun hizmetçisidir

 

Gurur, kibir ve kin ile Rusya Devleti

İşgal ve istila etti Müslüman memleketi

 

(Doğu) Beyazıt ve çevresini zapt ettiler

Osmanlılar oralardan çıkarak terk ettiler

 

Gerçi geride bıraktı çok sayıda askerini

Muhafaza etmek maksadıyla ülkelerini

 

Ruslar o diyarlara doğru geldikleri zaman

Onlara verdiler o diyarları hiç savaşmadan

 

Ruslar görünce Romlarda bu görüntüyü

Ki ne savaş davulu çalıyorlar ne de kösü:

 

Romlar savaşmadan oraları teslim ettiler

Ruslar Van’ı zapt etmek niyetindeydiler

 

Ruslar askerlerini Bazîd’den sevk ettiler

Ta Van şehrinin yakınlarına dek geldiler

 

Rus ordusu Bazîd’den hareket ettiğinde

Van vardı o inatçı düşmanın niyetinde

 

Rus askerleri Abığa’ya yetiştiklerinde

Ülkeyi ve Van’ı almak istediklerinde

 

Yardım istediler hem o diyarın ahalisi

Benim gibi fakirden hem Van’ın valisi

 

Saygın ve adaletçi üç erkek yola çıktılar

Bir gün bir gece yürüyerek bize vardılar

 

Bizim bulunduğumuz mekâna geldiler

“Eyvah imdat, durum çok acil!” dediler

 

Bu haberi aldığımda vakit kaybetmeden

Memleket ahalisini haberdar ettim ben

 

Tüm o diyarlardan gelip hazırlananlarla

Ben de savaşmak için yola çıktım onlarla

 

Kürdistan’ı da bu olaydan haberdar ettim

Ki “ey savaşçı grup gelmelisiniz !” dedim

 

Gever’de birkaç günlüğüne bekledim

Orada çetin bir ordu hazırlamak istedim

 

Allah’ın verdiği güç ve başarı sayesinde

Sayısız askerler gelip toplandılar o yerde

 

Bir hafta içinde o kadar asker toplandı

Ki ileri görüşlüler akıllarıyla sayamadı

 

Gever’in içinde bir “meyhane” var idi

O kaşâne bir fesatlık ve fitne merkeziydi

++++++++

İnandım ki bu tür şeyler yoluyla devlet

Onların gölgesinde yapıyor çok rezalet

 

Onu yıkmak devleti imar etmek demektir

Onu kaldırmak dine yücelen merdivendir

 

Bazı gönül ve ilim erbabını yolladım ben

Ki o meyhaneyi kaldırsınlar ta kökünden

 

 

O meyhane kökten ortadan kalkmış oldu

Fasıkların kalbi kalkmasından bozuldu

 

O fesat evindeki bütün araç ve gereçler

O iyi insanlar onları parça parça ettiler

 

Çirkefliğin olduğu o evin yıkılması

Müslümanlara oldu bir zafer müjdesi

 

Birinci fetih meyhaneyi tahrip etmekti

Çünkü şarap ve kötülüğün olduğu yerdi

 

Zafer ordusunu toplamak için Gever’de

Ben birkaç gün daha kaldım o yerlerde

 

Sevk ettim askeri, kaderinde zafer olanı

Kovmak ve yenmek amacıyla düşmanı

 

O günlerde ve aynı zaman içerisinde

Birkaç müfreze yolladım düşman üzerine

 

Ta ki savaşa kâfi bir miktar hazırlandı

Zafer taburları ikizler misali yollandı

 

Nizami şekilde komutanlar ve Reisleri

Kaydediyorlardı İmam adına askerleri

 

Çağrıcı, yeterince asker toplandı dedi

Söz verilenden daha çok bir araya geldi

 

Ordumuz Rusların karşısına çıktığı an

Rus yüzü tilki yüzü gibi oldu korkudan

 

İki taraf karşılaştığında savaş alanında

Rus ordusu rezil rüsva oldu Abığa’da

 

Kürtler savaşta cesur aslan gibiydiler

Rus askerlerini savaşta alaşağı ettiler

 

Rusların kafaları dolu gibi aşağı düşerdi

Her yönden aslan Kürtlere av olmuşlardı

 

Kürtlerin kılıçlarından çıkan parıltılar

Bulutlardaki şimşek sesini andırırdılar

 

Bu yağmur, gürültü, şimşek ve doludan

Kan seli yükseliyordu ölüm tufanından

 

Her vadiden köşe köşe ortaya çıkıyordu

Kürtlerin naraları ta Satürn’e ulaşıyordu

 

Ruslar, savaşçıların naraları korkusundan

Henüz darbe yemeden olurdu canlarından

 

Rusların ah ve figanları ta göklere erişti

Melekler de gaziler için “aferin” demişti

 

Ruslar Müslümanlarca yenilgiye uğratıldı

Zira Allah Müslümanlara zaferi hak kıldı

 

Rus kavmi Kütlerin kılıçları korkusundan

Kan akıyordu onların vücut organlarından

 

 

Ruslar kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordu

Savaş gereçlerinden kan selleri akıyordu

 

Hem Abığa’dan ta Bayezîd şehrine kadar

Rus kaçıyor, Kürtler onları kovalıyordular

 

Ova, Rus tarafının ölüleri ile doluydu

Dağ ve sahraların tümü pis kokuyordu

 

Osmanlıdan bir fert bile bu savaş esnasında

Gelip de yer almadı savaşçılarımız yanında

 

Alanda birkaç bölük asker-i şahane vardı

Komutan evde oturan yaşlı bir komutandı

 

Adı “Faik” (Galip)’tir, kendisi korkaktır

Savaşta naralar atıldığında da yalancıdır

 

Galip idi ama “galip”liği fakirler üzerinde

Gevşek ve yumuşaktır savaşlar olduğunda

 

Şu daha tuhaftır ki, askerlerinden birisi

Ordumuza katıldı ve karşılandı kendisi

 

Maaşını kesip onu ağır sopayla darp etti

“Niye Kürtlerle beraber savaştın?” dedi

 

Affedilmesi için o askerin büyük suçu

O zavallı için bizzat ben oldum arabulucu

 

Komutan dedi: “O büyük bir suç işlemiş

İçinde bulunduğu orduyu bırakıp gitmiş

 

O, belirli ordu disiplininin dışına çıkmış

Gidip savaşta Kürtler ile irtibat kurmuş”

 

Bu korkak kavimden birinin tüfeğinden

Ne bir ses, ne barut dumanı çıktı hepten      

 

Onların elinde bunca top ve tüfek vardı

Maalesef hiçbiri savaşta bir işe yaramadı!

 

Gerçi ordunun içinde bazı kimseler vardı

İstek ve amaçları savaşmak ve intikamdı

 

Fakat komutanları onlara izin vermezdi

Buna gönlü olanların kalbine kan girerdi

 

Darbe alıp mağlup olduğunda Ruslar

Rom komutanlar Kürtleri kıskandılar

 

Romlar içindeki subay ve komutanlar

Ordumuzun aleyhine başkaldırdılar

 

Böylece Kürtlerin maaşlarını da kestiler

İki gün onlara bir ekmek bile vermediler

 

Hatta dokuz gün askerin maaşı kesildi

Açlıktan dolayı artık güçleri kalmamış idi

 

Onlar Rusların kuşatması altında kaldı

Ordumuz açlıktan yerinde duramıyordu

 

 

Defalarca Faik’ten istedim şunu diyerek:

“Ey hakan, ya bize top ver ya arpa ekmek

 

Ya bize top ver ki kuşatmayı kaldırayım

Ya da ekmek ver ki orduyu doyurayım”

 

Faik bize ne bu ne o, bir şey yapmadı

Ordumuz açlıktan firara doğru yol aldı

 

Açlık ordu içerisinde dağılmaya yol açtı     

Askerler geri döndü, Ruslar umutlandı

 

Binlerce çaba ve sayısız efor sarf ettim

Bazı askerleri yoldan geri çevirebildim

 

O esnada bazıları orada mahsur kaldılar

Birkaç Rus taburu imdatlarına koştular

 

Zengezor Ovası’nın önüne dek geldiler

Aç aslanlar o yaban eşeği avları gördüler

 

Kahraman Kürtler yeniden hücum ettiler

Savaşa hiç doymayan aslanlar gibiydiler

 

Kürtler aslanlar gibi Rusları karşıladılar

Onlar “nerede kaçış yeri?” diye sordular

 

Gerçi o kahramanların sayısı azdı o an

Ama yüz yaban eşeğine yeter bir aslan

 

Kürt ordusu Ruslar ile öyle bir savaştı

Ki Rüstem ve Tusê Gurd öyle savaşmamıştı

 

Ruslar Zengezor Ovası’nda yenildiler

Kürtler de keskin kılıçlarla takip ettiler

 

Bir gün geçmezdi ki mahsur kitleler

Ruslardan Kürtlerin eline düşmesinler

 

Bu ikinci olayı kıskanan kişiler vardı

Ruhlarını kin ve düşmanlık ateşi sardı

 

“Kürd” üç harftir, toplamları şöyledir:

“K” kemal; “R” rüşt; “D” ise dindir

 

Kürdün öyle bir erdem ve hüner cevheri

Var ki, ona sahip değil kavimlerin hiçbiri

 

Eğer kendilerini iyi bir eğitmen eğitirse

Hiçbir hünerde yetişemez onlara kimse

 

Bir olup bir lider etrafında toplansalardı

Eşsiz benzersiz bir devlet kuracaklardı

 

Korkmadan büyük imparatorluklarla da

Karşı karşıya gelirdi vur-kaç savaşlarda

 

Ben aslen Kürt değilim, seyitlerdenim

Kürt taraftarlığım için bunları söylerim

 

Zira “hakkı söyle”! Demiş Peygamber

Her kes için iyiliktir doğru olan sözler

 

 

Şimdilik bu konuyu ve bu sözleri bırak

Yine komutanlara ve gayretlerine bak

 

Bir gün bir gece kaldıktan sonra Ruslar

Öğleden sonra gitmeyi kararlaştırdılar

 

Gözümüz önünden Nemrut’tan geçtiler

Çadırlarını Karabulağ başında kurdular

 

Ruslar orada yaklaşık bir ay kaldılar

Romlar da Zengezor’da karar kıldılar

 

Ruslara Romlar bir saatlik uzaklıktaydı

Birbirlerine o mesafeden bakmaktaydı

 

Romlar oraya sürmüştü bir yığın askeri

Ama vur-kaça savaşına yoktu cesaretleri

 

O kalabalık Rom’a hiç cesaret gelmezdi

Kürtsüz bir cesareti iddia edemezlerdi

 

Çare olarak gelip bu fakire iltica ettiler

 Kürt savaşçıları toplamamı istediler

 

Kürtler dağılıp terk etmişlerdi oraları

Çabaladım toplamak için o dağılanları

 

Düştüm ordular yenen Kürtlerin peşine

Zahmet çektim onları toplamak için yine

 

Allah’ın yardımından sonra bir ayda

Sayısız Kürt savaşçısı toplandı orada

 

Evvel ayrılmak zorunda kalan Kürtler

Israrlarım sonucunda yine geri geldiler

 

O gayret sahibi Kürtler döndükten sonra

Gayretleriyle zarar verdiler düşmanlara

 

Karabulağ’a bir gece akını düzenlediler

Kılıçlarıyla o Rusların kalbini dağladılar

 

Ruslar böylece Kürtlere mağlup oldular

Kürtler onları Erivan’a kadar kovaladılar

 

Kürtler gidip Erivan şehrine yerleşince

Romlar Saray’a doğru gitti korkusuzca

 

Erivan’ın fethine dair müjde verdiler

“Evet, Erivan’ı biz fethettik” dediler

 

Aslında Erivan’ı fethedenler Kürtlerdi

Ama kimse zerrece yazıp söylememişti

 

Devlet rütbe ve nişanları subaylara verdi

Sanki Erivan onlar tarafından fethedildi

 

Savaşta bütün sıkıntıları Kürtler çektiler

Fakat fethin nimetlerini Romlar yediler

 

Meydana gelen o çatışmalarda Kürtler

Yaklaşık dokuz yüz kadar ölü verdiler

 

 

Âlim ve tarikat halifelerinden beş kişi de

Şehadet şerbetini içmişlerdi kendileri de

 

Rom ordusu içindeki askerlerden ise

Ne öldürülmüş ne yaralanmıştı kimse

 

Bu savaştan sonra bölgedeki nüfuzu artan Şeyh Ubeydullah, Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılmasından sonra doğan boşluğu karizmatik dinî kimliği ve siyasî liderliği ile doldurmayı başarmıştır. İngiliz belgelerinde onun için yapılan şu tespit bu durumu açıkça ortaya koymaktadır:

 

“Şeyh Ubeydullah kendisini Müslümanlıkta dinî rütbeli üçüncü kişi olarak görüyor. Gerçekten İranlı olan birkaç aşiretin dışında bütün Kürtlerin sivil kralı olarak kabul edilir. Her sınıftan yaklaşık 500-1000 ziyaretçisinin kapısına gelmesiyle vakit geçirerek kraliyet yolunda yaşar. Karakteri Türklerde olduğu kadar İranlı memurlarda görülenin tam tersidir. O veya oğlu iş için gelen herkesle sorun ne kadar küçük de olsa bireysel olarak görüşür. Ev hayatı daha sadedir, alkol yaşadığı kasabaya hiç girmez. Sabahın ilk ışıklarından gece geç vakitlere kadar o ve meşru mirasçısı (oğlu) devletin ve halkın ihtiyaçlarıyla meşgul olur. Şeyhin halkı ona derin bir saygı ve sevgi gösterir fakat aynı zamanda da itaatsizlik etme cüretinde bulunmazlar. Onun sadece bir hâkim ve hükümdar olduğunu söylerler. Asla rüşvet almaz memurlarının da almasına izin vermez”.

 

Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA  ALINMIŞ.




Bu haber 165 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI YUKARI