|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Üç Aylar, Hicrî takvime göre ardı ardına gelen Recep, Şaban ve Ramazan aylarını ifade eder. Bu aylar, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetinde özel bir yere sahiptir.
Medine…
Medine’de bir gün…
Efendinin Hümeyra’sı…
Sıddık’ın kızı Sıddıka…
Validemiz meraklı…
Aradığı bir şey var…
O geceyi…
En sevgili arayın dedi ya…
Bin aydan daha hayırlı bir geceyi…
“Ey Allah’ın Resulü bu gece ne yapayım”…
Ey Aişe dua…
“Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!”
Resûlullah’ın bu aylara girdiğinde yaptığı dualar, ibadetlere verdiği önem ve ashabını bu aylara hazırlaması, üç ayların tarih boyunca İslam toplumlarında güçlü bir dinî bilinçle yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle Osmanlı toplumunda kandil geceleri, camilerde yapılan ibadetler ve sosyal yardımlaşma faaliyetleriyle üç aylar, toplumsal hafızada önemli bir yer edinmiştir.
İslam dininde zaman, sıradan bir akıştan ibaret olmayıp ilahî hikmetle anlamlandırılmıştır. Bazı zaman dilimleri, taşıdıkları manevî değer sebebiyle diğerlerinden daha faziletli kabul edilmiş; bu zamanlar, müminlerin kendilerini muhasebeye çekmeleri, ibadet ve kulluk bilincini derinleştirmeleri için birer fırsat olarak görülmüştür. İşte Recep, Şaban ve Ramazan aylarından oluşan üç aylar, bu müstesna zaman dilimlerinin başında gelmektedir. Üç aylar, müminin hem bireysel hem de toplumsal hayatını yeniden inşa etmesine imkân tanıyan manevî bir iklim sunar. Bazı alimlerimiz üç aylar ile ilgili şöyle güzel bir tespitte bulunmuşlardır: “Recep ekim ayı, Şaban bakım ayı, Ramazan biçim ayı yani mahsul kaldırma ayıdır.
Recep Ayı: Manevî Uyanış
Recep ayı, üç ayların ilk basamağıdır ve manevî uyanışın başlangıcı olarak kabul edilir. Bu ay, kulun kendisiyle yüzleşmesi, ihmal ettiği ibadetlerini gözden geçirmesi ve tövbe kapısına yönelmesi için önemli bir fırsattır. Recep ayı aynı zamanda İsra ve Miraç gibi büyük bir mucizenin gerçekleştiği miraç gecesini içinde barındırması bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Miraç hadisesi, namaz ibadetinin farz kılındığı, müminlerin cennetle müjdelendiği ve Bakara sûresinin son iki ayetinin hediye olarak verildiği ilahî bir buluşmanın adıdır. Bu gece vesilesiyle her mümin ibadet hayatını yeniden değerlendirmeye çalışır.
Bu ayda özellikle tövbe ve istiğfarın artırılması, nafile oruçlarla nefsi disipline etme gayreti, müminin Ramazan’a daha bilinçli bir şekilde hazırlanmasına katkı sağlar. Recep ayı, adeta kalbin pasını silmeye yönelik bir arınma sürecidir.
Şaban Ayı: Ramazan’a Hazırlık ve Derinleşme
Şaban ayı, Recep ayında başlayan manevî uyanışın derinleştiği bir hazırlık dönemidir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu ayda diğer aylara nispetle daha fazla oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Rivayetlerde yer aldığına göre Hz. Aişe validemiz (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber hiçbir ayda, Şaban ayında tuttuğu oruçtan daha fazla oruç tutmazdı. Şaban ayının tamamını oruçlu geçirirdi.”. Başka bir rivayette “Pek az bir kısmı hariç, Şaban ayını baştan sona oruçlu geçirirdi.” denilmektedir. Bu rivayetler şaban ayının Ramazan’a bir ön hazırlık mahiyetinde olduğunu açıkça göstermektedir.
Şaban ayının en önemli gecesi olan Berat Gecesi, bağışlanma ve ilahî rahmetin tecellisi açısından müstesna bir yere sahiptir. Bu gece, kulun geçmişiyle yüzleşerek samimi bir tövbe ile Allah’a yönelmesi, geleceğe dair niyetlerini gözden geçirmesi için önemli bir fırsattır. Şaban ayı, müminin ibadetlerinde istikrar kazandığı, Kur’an’la bağını güçlendirdiği ve Ramazan disiplinine adım adım alıştığı bir zaman dilimidir.
Ramazan Ayı: Kulluk Bilincinin Zirvesi – O Geceyi Arayış
Üç ayların zirvesini, bin aydan daha hayırlı bir gece yani Kadir Gecesini kendisinde barındıran Ramazan ayı oluşturur. Ramazan, oruç ibadetiyle nefsi terbiye eden, Kur’ân-ı Kerîm’in nüzulüyle vahiy bilincini tazeleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir aydır. Oruç, sadece yeme ve içmeden uzak durmak değil; aynı zamanda dili, gözü, kalbi ve tüm azaları haramdan koruma bilincini kazandırmayı hedefler.
Bazı rivayetlerde Kadir gecesinin faziletine dikkat çekilerek, önceki ümmetlerin uzun ömürleri sayesinde daha çok amel ve sevap kazanma imkânına sahip oldukları, buna karşılık ümmet-i Muhammed’e bu eksikliği telafi edecek büyük bir lütuf olarak Kadir gecesinin ihsan edildiği ifade edilir. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Kadir sûresinde ise bu müstesna gecede meleklerin ve Cebrâil’in Allah’ın emriyle yeryüzüne indiği, tan yeri ağarıncaya kadar gecenin bütünüyle huzur ve selâmetle kuşatıldığı haber verilir.
Bir hadiste inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini ihyâ edenlerin geçmiş günahlarının affedileceği müjdelenmiştir. Ramazanın son on gününe girildiğinde Hz. Peygamber dünyevî işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bu sebeple müslümanlar, ramazan ayının son on gecesini kulluk bilinci içinde ibadet ederek ve geçmişte yaptıkları hataları bir daha tekrarlamamaya kesin karar vererek bir arayış içerisinde geçirmeye özen gösterirler.
Ramazan ayı, bireysel ibadetlerin yanı sıra sosyal sorumluluk bilincinin de yoğunlaştığı bir dönemdir. Fitre, zekât ve sadaka gibi malî ibadetler, toplumda yardımlaşma ve kardeşlik duygularını pekiştirir. Teravih namazları, mukabeleler ve iftar sofraları, müminleri aynı manevî atmosferde buluşturur. Bu yönüyle Ramazan, bireysel arınmanın toplumsal iyileşmeyle birleştiği bir aydır.
Üç aylar, müminin hayatında bir yenilenme ve istikamet kazanma süreci sunar. Bireysel anlamda kişi, bu aylarda ibadet bilincini artırır, ahlâkî zaaflarını fark eder ve kendisini daha iyi bir kul olma yolunda eğitir. Toplumsal düzeyde ise yardımlaşma, paylaşma ve kardeşlik duyguları güçlenir; sosyal adalet ve merhamet bilinci daha görünür hâle gelir.
Bu ayların en önemli kazanımlarından biri de süreklilik bilincidir. Üç aylar, sadece belirli zamanlarda yoğunlaşıp sonrasında terk edilen bir dindarlık anlayışı değil; Ramazan sonrasında da devam etmesi gereken bir kulluk istikametini hedefler. Asıl gaye, bu müstesna zaman dilimlerinde kazanılan güzel alışkanlıkları hayatın tamamına yayabilmektir.
Son Söz Yerine
Üç aylar, mümin için ilahî bir davet ve büyük bir fırsattır. Recep ile başlayan arınma, Şaban ile derinleşen hazırlık ve Ramazan ile zirveye ulaşan kulluk bilinci, insanın hem Rabb’iyle hem de toplumla olan ilişkisini yeniden inşa eder. Bu aylar, sadece takvimde yer alan zaman dilimleri değil; kalbi dirilten, vicdanı uyandıran ve hayatı anlamlandıran manevî duraklardır. Mümin için asıl kazanç, üç ayların ruhunu sadece bu aylara değil, hayatın bütününe taşıyabilmektir.
Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
Bilir misin nedir Kadir gecesi?
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
O gece melekler ve ruh, rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar.
O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.
(Kadir Sûresi 1-5)