diyarbakır escort
Bugun...


Ahmet yoldaş

facebook-paylas
DAVET VE KARDEŞLİK: KULLUĞUN PAYLAŞILAN SORUMLULUĞU
Tarih: 09-01-2026 00:01:00 Güncelleme: 09-01-2026 00:01:00



“Sen Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” (Nahl, 125)
Kulluk, sadece bireyin Rabbiyle kurduğu özel bir bağ değildir. Kulluk, aynı zamanda toplumu inşa eden bir sorumluluktur. Mümin, imanını sadece kendi kalbinde saklayan değil; onu hayatına, ilişkilerine ve çevresine taşıyan kimsedir. Kulluk; bir hayat tarzıdır, bir duruştur, bir çağrıdır.  Bu yönüyle kulluk, davettir. Davet ise bir çağrıdan öte, bir şahitliktir. İnsanları Allah’a çağırmak; sözle olduğu kadar hâl ile, sabırla, merhametle ve güzel ahlakla yapılır. Çünkü İslam, yalnız anlatılan değil, yaşanan bir hakikattir.
"İnsanları Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve `Ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" Fussilet 33
“Şu halde yeryüzünde söylenen en güzel söz Allah'ın dinine davet amacı ile sarfedilen sözlerdir. Bunlar güzel sözlerin başında gökyüzüne yükselirler. Ancak sözleri doğrulayan salih amelle birlikte; insanın kendi kişiliğine yer vermediği Allah'a bütünüyle teslim olma durumu ile birlikte... Bu durumda davet tamamen Allah'a özgü kılınmış olur ve davetçinin açıkça anlatıp duyurmaktan başka bir etkinliği olamaz.” Fizilalil Kur’an.
Kardeşlik Toplumsal Bir Nimetimizdir
Kardeşlik, iman eden bir toplumun en büyük sermayesidir. Irkın, dilin, coğrafyanın ötesinde; kalpleri bir araya getiren ilahi ve toplumsal bir nimettir. Kur’an-ı Kerim, müminleri tarif ederken “Müminler ancak kardeştir” buyurarak (Hucurât, 10) bu bağın kaynağının iman olduğunu bildirir. Kardeşlik; aynı safta namaza durabilmek, aynı duaya “âmin” diyebilmek ve birbirinin acısını kendi acısı bilmektir. Bu bağ zayıfladığında toplum çözülür, kalpler dağılır, güven yok olur. Oysa kardeşlik yaşandığında; paylaşma artar, merhamet güçlenir ve toplumsal huzur filizlenir.
Kardeşlik, imanın en canlı tezahürüdür. İman, yalnızca kalpte saklanan bir iddia değil; davranışlara yansıyan bir hakikattir. Peygamber Efendimiz ﷺ bu hakikati şöyle ifade eder:
“Kendisi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, İman, 7)
Bu hadis, imanı ferdi bir kurtuluş belgesi olmaktan çıkarır; toplumsal bir sorumluluk hâline getirir. Açken tok yatmayan, ağlayan bir kalbe sırtını dönmeyen, kardeşinin derdiyle dertlenen bir iman tarif eder.
Bugün ümmet olarak en çok yıprandığımız yerlerden biri de budur: Mesafeler, kalpler arasına giren soğukluklar, ben-merkezli hayatlar, “bana dokunmayan” anlayışı… Oysa mümin, kardeşine bigâne kalamaz. Onun duası, kardeşiyle tamamlanır. Bir mümin, yalnız kendisi için dua ettiğinde eksik kalır; kardeşini anmadığında huzur bulamaz. Çünkü dua da bir davettir; Allah’ın rahmetine kardeşini ortak etme niyetidir.
Resûlullah ﷺ, Medine’de kardeşliği inşa ederken önce kalpleri birleştirdi. Muhacir ile Ensar arasında kurulan o eşsiz bağ, sadece bir sosyal dayanışma değil; iman temelli bir davetin neticesiydi. Paylaşmak, fedakârlık yapmak, kardeşi kendine tercih etmek… Bunlar sözle anlatılan değil, yaşanarak öğretilen davetlerdi.
Unutmayalım: Davet, başkalarını düzeltme çabası değil; birlikte Allah’a yönelme niyetidir. Kardeşlik ise aynı yolda omuz omuza yürüyebilme ahlâkıdır. Rabbimiz bizleri, hikmetle davet edenlerden; kardeşini kendine tercih edenlerden eylesin. Âmin
Davet Olmazsa Olmazlarımızdandır
Davet, imanın tabiî bir sonucudur. Gerçekten iman eden bir kalp, bu nimeti başkalarından saklayamaz. Peygamber Efendimiz ﷺ, tebliğ ve daveti sadece sözle değil, örnek bir hayatla yapmıştır. Onun ahlakı, sabrı ve merhameti başlı başına bir davetti. 
Davet; insanları küçümseyerek değil, onları kazanma niyetiyle yapılır. Sertlik değil hikmet, dışlama değil kuşatıcılık esastır. Nitekim Resûlullah ﷺ şöyle buyurur: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, İlim, 11) Bu ölçü kaybolduğunda davet dili kırıcı olur, kalpler kapanır ve kardeşlik yara alır.
Davet Yapılmadığında Kardeşlik Yaşanmaz
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlere baktığımızda, sadece siyasi ya da ekonomik sebepler görmeyiz; aynı zamanda ahlaki ve imani bir kopuşla karşılaşırız. Doğu Türkistan’dan Gazze’ye, Arakan’dan Afrika’ya kadar yaşanan zulümler; ümmet bilincinin zayıflamasının acı neticeleridir. Davet sorumluluğu ihmal edildiğinde, kardeşlik de hayattan çekilir. Herkes kendi derdine düşer, acılar uzaktan seyredilir hâle gelir. Oysa Peygamber Efendimiz ﷺ, “Müminler bir beden gibidir; bir uzuv acı çektiğinde diğerleri de bundan etkilenir” buyurarak (Müslim, Birr, 66) bu duyarlılığı emretmiştir.
Bugün bize düşen de budur. Daveti kürsülere hapsetmeden, hayatın içine taşımak… Ailemizde, mahallemizde, iş yerimizde, sokakta… Bir tebessümle, bir selamla, bir iyilikle, bir dua ile… İnsanları Allah’a çağırmanın en etkili yolu, Allah’a kul olmanın güzelliğini göstermektir.

Bugün yeniden daveti kuşanmak, kardeşliği ihya etmek zorundayız. Sözlerimizi hikmetle, kalplerimizi merhametle donatmalı; imanımızı hayatın her alanında görünür kılmalıyız. Kardeşlik; ihmal edilecek bir detay değil, korunması gereken ilahi bir emanettir.

Dua ile:
Allah’ım! 
Kalplerimizi imanla birleştir. 
Bizi kardeşliğin hakkını veren, daveti hikmetle yapan kullarından eyle. 
Zulüm altında inleyen kardeşlerimize nusretini ihsan eyle. 
Sözümüzü hikmetli, hâlimizi davetçi kıl. 
Bizleri Senin yoluna çağıranlardan ve o yolda sadakatle yürüyenlerden eyle
Bizleri sözümüzle ve hâlimizle Senin yoluna çağıranlardan eyle. Âmin.

Ahmet YOLDAŞ:



Bu yazı 436 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI