Davetçi bir melek değildir. O da insandır; yorulur, incinir, zaman zaman tökezler. Fakat onu davetçi yapan şey, hiç düşmemesi değil; düştüğü yerden yeniden doğrulabilmesidir. Çünkü davet yolu, geçici bir heyecan alanı değil, son nefese kadar süren bir sadakat yürüyüşüdür. Bu yolun en büyük tehlikesi yorgunluk değil, ye’se kapılmak ve yolu terk etmektir. Kur’an-ı Kerim bu noktada bizi açıkça uyarır:
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139)
AHİRET MERKEZLİ BİR BAKIŞ
Davet, dünyaya sıkışmış bir çağrı değildir. Aksine, dünyayı aşan bir ufka sahiptir. Sadece bugünü düşünenler bu yükü uzun süre taşıyamaz. Davetçi, hayatı ahiret perspektifiyle okuyan kişidir. Çünkü gerçek ve kalıcı olan, bu dünyanın geçici alkışları değil, yarın verilecek hesaptır.
“Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Asıl hayat ahiret yurdudur.” (Ankebût, 64) Ahireti merkeze almayan bir davet anlayışı zamanla dünyevîleşir; dünyevîleşen davet ise bereketini ve etkisini kaybeder.
TEMİZLENMEDEN TAŞINAN YÜK AĞIR GELİR
Vahiy, önce insanı inşa etmek için indirildi. Kalbi kirli, ahlâkı zayıf olanların omuzları bu yükü taşıyamaz. Davetin özü ahlâktır. “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4)
Gece Rabbine yönelmeyen, gündüz ağır sözü yüklenemez. Tövbe, takva, ihlâs, tefekkür ve teheccüd; davetçinin tükenmeyen enerji kaynaklarıdır. Arınmadan alana inenler, çok geçmeden tükenirler.
BU YOL FEDAKÂRLIK İSTER
Hiçbir dava bedelsiz yürümez. Kitleler seyreder, adanmışlar yürür. İnsanlar zamanla, hangi davanın mensuplarının daha çok fedakârlık yaptığına bakar ve kalben oraya meyleder.
“Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe, 41)
Ne durumda olursanız olunuz, savaşa çıkınız; canlarınızı ve mallarınızı ortaya koyarak cihad ediniz. Bahanelere ve mazeretlere sığınmayınız. Engellerin ve kaytarıcılıkların tutsağı olmayınız. Çünkü;"Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır."
Samimi mü'minler bu hayrı ve yararı iyi kavradılar ve bu bilincin coşkusu ile savaşa koştular. Yolları üzerine dikilen engellere aldırış etmediler. İleri sürebilecekleri birçok gerçek mazeretlerine sığınmaya yanaşmadılar.
Bu fedakârlıklarının sonucunda yüce Allah, onlara hem kalplerin ve hem de ülkelerin kapılarını açtı; onlar eli ile kendi sözünü yüceltirken, bir yandan da kendi sözü aracılığı ile onları yüceltti, onların bileklerinin gücü ile fetihler tarihinde inanılmaz sayılan destanları gerçekleştirdi.
Ashab-ı Uhdud’daki gencin teslimiyeti, bugün de davetçiye ölçüdür. Dudak ucu sözlerle, parmak ucu gayretlerle bu yük taşınmaz.
KİM OLDUĞUNU BİLMEK
Davetçinin kimliği nettir. Bulanık zihinler berrak çağrılar yapamaz. Aidiyet bilinci, davetin omurgasıdır.
“De ki: Namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 162) Biz Allah’a aidiz, ahirete aidiz ve ümmete aidiz. Kişisel hesaplara sıkışamayız.
“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz.” (Âl-i İmrân, 110) Cemaat bilinci, dağınıklığa ve yozlaşmaya karşı en güvenli sığınaktır.
İMAN HAREKETE DÖNÜŞMEDİKÇE
İman, aksiyona dönüşmediğinde iddia olarak kalır. Bugün davetçilerdeki durağanlığın temelinde atalet ve konforculuk vardır.
“İnsanlar, ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût, 2) Davetsiz geçen her gün kayıptır. Her gün bir iyiliği ihya etmek, bir kötülüğü azaltmak mümkündür. Resûlullah ﷺ şöyle buyurur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)
DAVET, AŞKSIZ YÜRÜMEZ
Bilgi verdik, bilinç verdik; fakat çoğu zaman heyecan veremedik. Davet, aşkla yürür. Kavram kirletildi diye terk edilmez.
“Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.” (Mâide, 54)
Karşılıklı sevgi ve hoşnutluk, onlarla Rableri arasındaki bağı oluşturmaktadır. İşte bu topluluğu şefkatli Rablerine bağlayan bu akıcı, yumuşak, aydınlık yüce ve tatlı duygudur.
Kızmak, küsmek, terk etmek bize yakışmaz. Çünkü biz Rabbimizle sözleşmiş bir topluluğuz. Bu yol bizim ahiretimizdir, insanlığa olan borcumuzdur.
SON SÖZ
Yolumuzu gözleyenleri daha fazla bekletmeye hakkımız yok.
Evlerimize yiyecek taşıdık ama daveti taşıyamadık.
Şimdi yeniden; arınarak, adanarak ve sebat ederek davete dönme zamanıdır.
“Allah’ım! Bizi davetinde daim, yolunda kaim, aşkında diri kullarından eyle.” Âmin.
Ahmet YOLDAŞ