Epstein meselesi, birkaç sapkın bireyin suçu değildir; aksine siyaset, sermaye, medya ve istihbaratla iç içe geçmiş bir ahlâk sisteminin ürünüdür. Sahipsiz çocukların sömürülmesi, şantaj mekanizmalarıyla liderlerin teslim alınması ve suçun küresel ölçekte korunması; modern çağın karanlık yüzünü gözler önüne sermektedir.
Resûlullah (SAV) buyurur: “Allah katında dünyanın yok olması, haksız yere öldürülen bir müminin kanından daha hafiftir.” (Tirmizî) Çocukların iffetine uzanan eller, yalnızca bireysel suç değil; Allah’ın hudutlarına açık bir saldırıdır.
Belgeler Konuştu, Vicdan Susturulamaz
ABD’de kamuoyuna yansıyan Epstein belgeleri, yalnızca bireysel bir ahlâksızlığın değil; modern Batı medeniyetinin derinlerinde kök salmış çürümüş bir sistemin ifşasıdır. Yıllardır kendisini “özgürlük”, “hukuk” ve “insan hakları” söylemleriyle pazarlayan Batı, bir kez daha maskesini düşürmüş; güç, para ve şehvet üçgeninde insanı nasıl metalaştırdığını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.
Kur’an bu gerçeği asırlar öncesinden haber verir: “Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, fakat ıslah ediciler olduklarını sanırlar.” (Bakara, 11-12)
Batı’nın İkiyüzlü Dili ve İslamofobi Endüstrisi
Batı, uzun yıllardır devasa medya ağlarıyla İslam’ı şiddetle özdeşleştirmeye çalışırken; kendi iç dünyasında çocuk istismarı, cinsel sömürü ve sistematik ahlâk çöküşünü örtbas etmiştir. Müslüman coğrafyalarda üretilen kaos, körüklenen fitneler ve vekâlet savaşları; bu algı mühendisliğinin bir parçasıdır.
Hasan el-Benna bu hakikati şöyle ifade eder: “Batı medeniyeti, insanı yüceltmedi; onu arzularının kölesi hâline getirdi.” İslam ise insanı nefsin esaretinden kurtarıp izzetli bir kul hâline getirmeyi hedefler.
Seyyid Kutub ve Cahiliye Düzeni
Seyyid Kutub, modern Batı düzenini “yeni cahiliye” olarak tanımlar. Çünkü bu düzen; ilahi değerleri dışlamış, hukuku güçlünün eline teslim etmiş, ahlâkı ise çıkarın hizmetkârı yapmıştır. Epstein belgeleri, bu tespitin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Kutub’a göre sorun şahıslar değil, sistemin kendisidir: “Cahiliye, yalnızca bir dönem değil; Allah’ın hâkimiyetinin reddedildiği her sistemdir.”
İslam’ın Teklifi: İffet, Adalet ve Sorumluluk
İslam, insanı hem birey hem toplum olarak koruyan bütüncül bir sistem sunar. İffeti kutsal kabul eder, çocuğu emanet bilir, gücü ise sorumlulukla sınırlar. Batı’nın “özgürlük” adı altında meşrulaştırdığı sapmalar, İslam’da zulüm olarak tanımlanır.
Allah Teâlâ buyurur: “Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 90)
Müminlere Düşen: Uyanıklık ve İnşa
Bu ifşalar karşısında müminlere düşen görev; öfkeyle savrulmak değil, şuurla ayağa kalkmaktır. Evlatlarımızı korumak, aileyi tahkim etmek, ahlâkı merkeze almak ve İslam’ın adalet sistemini yeniden hayatın merkezine taşımaktır.
Hasan el-Benna’nın çağrısı bugün de diridir: “İslam, hayatın tamamını kuşatan bir nizamdır; camide ibadet, hayatta adalet ister.”
Sonuç: Hak Bâtıla Karşı Ayaktadır
Batı’dan hak ve adalet beklemek, yaşananlar ortadayken artık bir yanılsamadır. Hak, yalnızca Allah’tandır. Egemenlik O’nundur. Müminler olarak izzetimizi başkalarının merhametinde değil, Rabbimizin hükmünde aramalıyız. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139)
Dua
Allah’ım!
Bizi hakka şahitlik eden kullarından eyle.
Evlatlarımızı, ailelerimizi ve toplumumuzu her türlü ifsattan muhafaza buyur.
Zalim sistemleri değil, adaletini yeryüzüne hâkim kıl.
Bize basiret, cesaret ve istikamet ver.
İzzeti yalnızca Senin dininde arayanlardan eyle. Âmin.
Ahmet YOLDAŞ
Türkiye Aile Meclisi Diyarbakır İl Başkanı