İran’da tarih adeta tekerrür ediyor. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi; tarih incelenmezse tekerrürden ibaret kalır. "Kâfirlerin" asıl amacı Müslümanları birbirine kırdırmaktır; bunu ister doğrudan kendileri yapsın, isterse birbiriyle vuruşturarak yapsın, hangi yol daha kolaysa onu tercih ederler.
Dün İran ve Irak’ı savaştırarak her iki Müslüman ülkeyi de zayıflatan zihniyet, bugün yine Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerle İran’ı karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Evet, büyük bir kırım için tuzak kurulmuştur ve İran burada tarihi bir hata yapmaktadır. Her ne kadar diğer ülkelerin yöneticilerinde istenilen İslami duyarlılık bulunmasa da o ülkelerin halkları Müslümandır; Tevhid’e inanan, "Lailaheillallah Muhammedün Resulullah" diyen insanlardır. Bu kelimeye yürekten inanan herkes kardeştir. Batı'nın amacı ise bu kardeşleri birbirine kırdırmaktır.
İran, kendi açısından haklı gerekçelere sahip olsa bile, Müslüman ülkeler arasında "ilm-i siyaseti" devreye sokmalıdır. Öncelikli hedefi İsrail ve Amerika’nın stratejik unsurları olmalıydı. Elindeki füzeleri bu güçlere yöneltmeli; diğer Müslüman ülkelere ise ilm-i siyasetle yaklaşarak yaptıkları yanlışları hikmetle anlatmalıydı.
Unutulmamalıdır ki; dün Irak ve İran’ı birbirine kırdıran, sonunda da Saddam’ın ipini çeken aynı zihniyettir. Yarın öbür gün, bugün aldıkları kararlarla diğer bölge liderlerinin de ipini çekeceklerdir. Bu yüzden Müslümanların uyanması şarttır. Yöneticiler, en azından halkın inancına saygı göstererek bu inancın gereğini yapmalıdır.
İran, ikinci kez tarihi bir hata yapmanın eşiğindedir. Geniş bir perspektiften bakıldığında, Orta Doğu'daki asıl amacın Müslüman kanı dökmek olduğu açıkça görülmektedir. Amerika ve İsrail bölgeden çekilse bile arkalarında birbirine düşman toplumlar bırakmak istemektedirler. Bu aşamada İran’ın elde edeceği gerçek başarı, ancak İsrail ve Amerika’ya karşı durmasıyla mümkündür.
İslam ülkeleriyle iletişim bu saatten sonra bile koparılmamalı; gerekirse aracı ülkeler vasıtasıyla bu bağlar güçlendirilmelidir. Aksi takdirde İran, kendi kuyusunu kazmış olacaktır. Eğer varlığını ve Kelime-i Tevhid’i korumak istiyorsa, bu hususları dikkate almalıdır. Bu tuzağa düşülmesi sonucu dökülecek her damla kandan ve yitirilecek her candan liderler sorumludur. Bu vebalin bedeli hem bu dünyada hem de ahirette ağır olacaktır.
Tüm sağ duyulu Müslümanlar bu düşüncededir. İran’ın birinci düşmanı, bugün Amerika’yı da yanına alan İsrail’dir. İsrail’e darbe vurmak ve emperyalist güçlere karşı durmak en büyük başarıdır; Allah’ın yardımı ancak bu şekilde ulaşır. Eğer amaç İslam’ın sancağını yükseltmekse, Müslümanlar birleştirilmelidir. Türkiye gibi barışçıl ve arabulucu bir devletten yardım istenerek, hem savaşın bitirilmesine hem de birliğin sağlanmasına katkı sunulacağına inancım tamdır.