Bir ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine çökmek için artık kılıf uydurma gereği bile duymuyorlar. İlk etapta “uyuşturucu baronları”, “terör”, “güvenlik” gibi hikâyeler uyduruluyor; ardından gerçek açıkça itiraf ediliyor: “Biz oradaki petrolleri sökmek için bu işi yapıyoruz.” O petrolleri de başkalarına yedirmeyiz diyorlar; çünkü o zenginlikleri, üçüncü ülkelere karşı kullanılan ve onların isteklerine göre hareket eden BM kartondan yapılmış kuklalar aracılığıyla kontrol ediyorlar.
Bugün Filistin’de binlerce insan ölürken bunun engellenmemesi, bu yollara kapı aralamıştır. Eğer Filistin halkı için bütün insanlar tek vücut olabilseydi, bugün Amerika Venezuela’da bir başbakanı alıp operasyonla alamayacaktı.ıBir başka gerçek de şudur: Ülkelerdeki muhalefet ve siyasetçiler, iktidar hırsıyla gözleri kör olunca iktidardan başka hiçbir şey görmez hâle geliyorlar. Bu hâl, onları her türlü ihaneti yapabilecek bir kıvama getiriyor.
Eğer orada da siyasiler, iktidar ve muhalefet olarak tek vücut olabilseydi, bugün Amerika bunu yapamazdı. Bunun için özellikle Müslüman ülkelerin bundan ders alması gerekir. Bunların insan haklarıyla, özgürlüklerle, demokrasiyle bir işi yoktur. Bunlar sadece, daha doğrusu saf insanları kandırmak için kullanılan süslü kelimelerdir. Üçüncü ülkelerde bu kavramlar kullanılır; buna inananlar ise çoğu zaman iktidara konmak isteyen, ülkenin değil kendi çıkarlarını ve grubunun menfaatlerini her şeyin üstünde tutan kesimler olur. Ne yazık ki bu gaflet yüzünden meydan boş kalır.
Bu yapılanlar sadece bir ülkeye özgü değildir; bütün ülkelere yapılmaktadır. Her seferinde bir kılıf uydurulur ve millet o kılıfa kanar. “Demokrasi getireceğiz, insan hakları, özgürlükler, bolluk getireceğiz” denir. Ancak bu haydutların, bu soyguncuların sözüne inanmak için insanın gerçekten aklını yitirmiş olması gerekir. Haydut dediğimiz nedir? Soyguncu dediğimiz nedir? Kendi malı olmadığı hâlde başkasının malına sahip olma hırsıdır. Bugün ABD bunu Venezuela’ya karşı yapmıştır. Yeraltı zenginlikleri halkın malıdır; fakat saldırılarla, operasyonlarla gasp edilmiştir.
Diğer ülkelerin buna karşı kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir. Kendi kültürlerine, kendi inançlarının gereklerine sarılmaları; birliğin ve güçlü olmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlamaları şarttır. İnsan bu haksızlıklar karşısında üzülmeden edemiyor. Bir ülkenin başbakanını, ülkenin zengin kaynaklarını gasp etmek için operasyonla alıyorsun; sonra hangi mahkemeden, hangi adaletten söz ediyorsun?
Bu durum, tilki, kurt ve horoz hikâyesini hatırlatıyor: Güçlü olan, suçu olmayanı bile suçlu ilan edip cezalandırıyor. Bugün de dünya düzeni aynen böyledir. Müslümanlar olarak Allah’ın emrine sarılmak zorundayız. Yüce Allah ayetinde “Düşmanın silahıyla silahlanın” buyurur. Bu, Müslüman için bir emirdir. Bu, savaşmak için değil; caydırıcı olmak, düşmanın sana yaklaşamaması içindir. Gerektiğinde ise mücadele etmek içindir.
Bugün düşmanlar, kendi kültürlerini bize yutturarak bizi Kur’an’dan uzaklaştırdılar. Yerli işbirlikçiler ve münafıklarla el ele verip Müslümanları dininden soğuttular. Sonuçta Müslüman ülkeleri birbirine düşman hâle getirdiler. Irak’ta, Libya’da, İran’da, Suriye’de ve Venezuela’da yapılanların hepsi aynıdır. İnsanlar hâlâ sessiz; “Sıra ne zaman bana gelecek?” anlayışı hâkim. Bu, İslami bir şuur değildir; küfrün bize dayattığı kültürün sonucudur.
İslam, Müslümana Allah için çalışmayı öğretir. Müslüman bilir ki burada ektiğini ahirette biçecektir. Adaletle hükmetmek, Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve insanlara hizmet etmek esastır. Bunun mükâfatı da ahirettedir. Bu anlayış hâkim olursa her geçen gün daha güçlü olur, zaferler kazanırız.
Bugün Venezuela ve Filistin için üzülüyoruz; onlar acı içindeyken başkaları yeraltı zenginliklerinin keyfini sürüyor. Bu, orman kanunlarının hüküm sürdüğü, insanlıktan uzak bir dünyanın resmidir. Müslüman ülkeler birbirinden koparılmış, Kur’an’dan ve hadisten uzaklaştırılmıştır. Süslü kelimelerle, iktidar hırsıyla toplumlar kendi öz değerlerine düşman hâle getirilmiştir.
Bu insanlık adına son derece üzücü bir tablodur. Bu vahşet karşısında insanların susmaması, haykırması gerekir. Aksi hâlde sıra bugün Venezuela’ya geldiyse yarın bir başkasına gelecektir. Allah’ın izniyle “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünmeyin” ayetini kendimize prensip edinmeliyiz. Devlet olarak, ümmet olarak, Müslümanlar olarak bunu dikkate almak zorundayız. Kâfirin bize yutturduğu şeyleri bırakıp kendi öz kültürümüze ve inancımıza dönmemiz şarttır. Aksi hâlde yaşananlar, sadece acı olmaya devam edecektir.