Bugün Ortadoğu’ya
baktığımızda, ölenlerin de öldürülenlerin de büyük çoğunlukla Müslümanlar olduğunu görüyoruz. Günahkâr da olsa, hatalı da olsa adı Müslüman olan insanların bu şekilde hunharca öldürülmesi vicdan sahibi herkesi derinden yaralar. İnançlı bir insan, haksız yere öldürülen birini gördüğünde üzülür; ister Müslüman olsun ister başka bir dine mensup, zulüm karşısında sessiz kalamaz.
Ortadoğu’da yaşananların arka planına baktığımızda, İsrail’in kendi güvenliği adına Amerika’yı bir maşa gibi kullandığı açıkça görülmektedir. Kazanı kaynatan Müslüman coğrafyadır; kepçeyi tutanlar ise dış güçlerdir. Her saat, her gün bu coğrafya bilinçli şekilde karıştırılmaktadır.
Bugün İran’da yaşanan olaylar, sadece yönetim zaafıyla açıklanamaz. Orada da, tıpkı başka ülkelerde olduğu gibi etkin biçimde çalışan ajanlar, menfaatleri uğruna her şeyi satan hainler vardır. Bu durum ne ilk ne de son örnektir. Silah tüccarları, kaosun büyümesini ister; çünkü çatışma arttıkça silaha ihtiyaç doğar ve bu ihtiyaç paraya çevrilir. Sonuçta ölen yine Müslüman, öldüren yine Müslüman olur. Ancak bu insanların zihinleri yıkanmış, koltuk sevdası ve çıkar hırsı onları birbirine kırdırmıştır.
Dün Libya’da Kaddafi döneminde nispeten düzen varken, bugün ülke perişan hâle gelmiştir. Dün Irak’ta ne namus kaldı ne insanlık; bugün ise sıra Suriye ve İran’a gelmiştir. Bu ülkeler içeriden ajanlar ve hainler eliyle kışkırtılmakta, sorgulamadan konuşan, araştırmadan peşinden giden kitleler kolayca yönlendirilmektedir. Büyük güçler bir yandan taşeronlarını destekleyerek sahayı şekillendirirken, diğer yandan yönetimlerden taviz koparmanın hesabını yapmaktadır.
Peki bu durum ne zamana kadar sürecektir? Müslümanlar Allah’ın ipine sımsıkı sarılmadıkça bu tablo değişmeyecektir. Yüce Allah emirlerini boşuna göndermemiştir. O’nun hükümleri terk edildiğinde, insanı kendi hâline bırakır; dost sandıklarıyla, zalimlerle baş başa kalmalarına izin verir. Bugün Müslümanların içine düştüğü hâl tam olarak budur.
Çıkış yolu bellidir: Müslümanların yeniden Kur’an adaleti etrafında birleşmesi, Kur’an ve sünnet doğrultusunda bir birliktelik kurması gerekmektedir. Bu birlik, koltuk için değil; Müslüman toplumların bekası için olmalıdır. Bugün birçok Arap ülkesinde yöneticiler dış güçler tarafından desteklenmekte, karşılığında alınan paralarla silah satın alınıp yine Müslümanların kanı dökülmektedir. Ortadoğu adeta bir cehennem çukuruna dönüşmüştür.
Elbette Müslümanların hiç mi suçu yok? Var. Allah’ın ipini bırakıp kendi cellâtlarının emirlerine uymaya başladılar. Sonuç ortadadır. Bu gidişat ya tersine çevrilecek ya da bedeller ödenmeye devam edilecektir. Müslümanlar tek bayrak altında güç birliği yapabilse, hiçbir güç onlara dokunamaz. Ancak bugün bu birlik için gerekli iman, gayret ve adaleti işletecek kurumlar ne yazık ki yoktur.
Bu da dış güçlerin İslam ülkelerine rahatça girip çıkmasına, onların zenginliklerini sömürmesine zemin hazırlamaktadır. Bugün Arap ülkelerinden trilyonlarca dolar toplayan Amerika gerçeği ortadadır. Bu açık bir köleliktir. Koltukları sallanmasın diye bütün İslami değerleri ayaklar altına alan yöneticilerin tablosu budur.
Çıkış yollarından biri, Türkiye’nin öncülüğünde yeniden bir birlik iradesinin ortaya konmasıdır. Elbette bu kolay değildir; zaman, güven ve kararlılık ister. Ancak başka bir seçenek de yoktur. Aksi hâlde bu boşlukta zalimler istediklerini yapmaya devam edeceklerdir.
Sonuç olarak; İsrail’e, Amerika’ya ya da başka güçlere güvenmek yerine Allah’ın ipine sarılmak, Müslümanların birbirine kardeşçe kenetlenmesi tek kurtuluş yoludur. Aksi hâlde bu yolun sonu, hem dünyada hem ahirette büyük bir hüsrandır.
Allah sonumuzu hayır eylesin.