diyarbakır escort
beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Doç.DrAhmet ÖNEN

facebook-paylas
Kürtlere ümmet kavramı ile karşı çıkmanın tutarsızlığı...
Tarih: 04-03-2026 00:02:00 Güncelleme: 04-03-2026 00:02:00


 


Türkiye’de dindarlar, muhafazakârlar, cemaatler ve tarikatlar söz konusu Kürtler olduğunda genellikle; “Müslümanlar kardeştir”, “Türk-Kürt kardeştir” ya da “Ümmet için çalışmak gerekir, Kürtlük için çalışmak İslamiyet’e aykırıdır” gibi ifadeleri sıkça dile getirirler. Kürtlere ait haklar olan milliyetlerinin tanınması, anadilde eğitim ve Kürdistan olarak anılan coğrafyada kendi toplumlarını yönetme taleplerini ümmet fikrine aykırı görür; bu görüşleri dile getirenleri bölücülükle ve İslam kardeşliğine aykırı davranmakla itham ederler.
Oysa mesele dikkatle tahlil edildiğinde ciddi çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de bu söylem dile getirilirken, İran İslam Cumhuriyeti de kendi sınırları içindeki Kürtlere, hatta daha güçlü bir İslamî vurgu yaparak, ihtilaf çıkarmamaları gerektiğini fiilî uygulamalarıyla savunmaktadır. Benzer şekilde Suriye’de, özellikle dünya gündeminde yer alan Batı Kürdistan bağlamında fiilî bir durum ortaya koyan Kürtler bulunmaktadır. Suriye Baas yönetimi de Türkiye’dekine benzer bir dil ve yaklaşım sergilemektedir. Irak’ta ise federatif yapıya rağmen merkezi hükümet ile Kürtler arasındaki sorunlar sürmektedir. Tarihsel süreçlerin, özellikle Irak ve Suriye bağlamında, Türkiye’dekinden daha ağır tecrübeler içerdiği de bilinen bir husustur.
Şimdi şu soruyu sormak gerekir: Türkiye sınırları içindeki Kürtler, İslam’ın öngördüğü temel hak ve hürriyetleri dahi talep etmeden; ümmet birliği adına Kürtlüğünden vazgeçip Türkiye siyasetinin çizdiği çerçeveye tamamen tabi olsalar, ümmet birliği sağlanmış olacak mıdır? Mevcut durumda ümmet birliği tesis edilmiş midir?
İran’daki Kürtler ise farklı bir siyasi otoriteye, İran İslam Cumhuriyeti’ne bağlıdır. Bu durumda oradaki Kürtler hangi ümmet birliği çerçevesinde birleşmiş sayılacaktır? İran ve Türkiye’nin dış politika ve bölgesel stratejilerde çoğu zaman farklı istikametlerde hareket ettiği ortadadır. Dolayısıyla Kürtlerin taleplerinden vazgeçmesi tek başına ümmet birliğini sağlamamaktadır. Bunun gerçekleşmesi için söz konusu devletlerin kendi aralarında gerçek ve kapsamlı bir birlik oluşturmaları gerekir. Oysa tarihsel olarak, Osmanlı ve Safevî dönemleri dâhil olmak üzere, bu birlik sağlanamamış; aksine savaşlar ve rekabetler yaşanmıştır.
Suriye de kendi Kürtlerinin merkezi yapıya bağlı kalmasını istemektedir. Ancak Suriye’ye bağlı kalmak, ümmet birliğinin gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Zira Suriye meselesinde Müslüman ülkeler dahi farklı bloklara ayrılmıştır. Birlikten ziyade, fiilî ve dolaylı çatışmaların yaşandığı bir tablo söz konusudur.
Türkiye’deki Kürtlerin, İslam kardeşliği söylemi çerçevesinde tamamen sessiz kaldıklarını varsayalım. Bu durumda Kuzey Irak Kürtlerinin konumu ne olacaktır? Onlar da Kürt ve Müslüman değil midir? Irak merkezi yönetimine bağlı kalmaları, ümmet birliğinin sağlandığını mı gösterecektir?
Kürtler tamamen pasifleşip hiçbir talepte bulunmasalar, hatta tabir yerindeyse koyun gibi boyunlarını uzatsalar dahi; komşu İslam milletlerinin ve devletlerinin ümmet şuuruyla hareket etmedikleri gerçeği değişmeyecektir. Bu durum, uluslararası ilişkiler uzmanı olmaya gerek kalmaksızın, herkes tarafından gözlemlenebilecek kadar açıktır.
Dolayısıyla Kürtlerin statü sahibi olmalarının ümmet birliğini ve İslam kardeşliğini zedeleyeceğini iddia etmek, gerçeklikle örtüşmeyen bir yaklaşımdır. Ortada fiilen tesis edilmiş bir ümmet birliği yoktur ki, Kürtlerin talepleri onu bozmuş olsun.
Türkiye, ümmet gerekçesiyle Kürtlerin sessiz kalmasını talep etmektedir. İran’da hâkim siyasi akıl da benzer şekilde kendi Kürtlerinden aynı doğrultuda bir tutum beklemektedir. Irak ve Suriye’deki Arap yönetimleri de Kürt taleplerini çoğu zaman ümmet söylemi çerçevesinde bastırma yoluna gitmiştir.
Ancak temel soru şudur: Bu mevcut tablo, İslam dünyasında ümmet iş birliğini ve İslam kardeşliğini güçlendirmiş midir? Cevap açıktır: Hayır.
Kürtler, ümmet parçalanmasın diye tamamen sussalar bile; Türk, Fars ve Arap milletlerinin sahip oldukları müstakil devlet yapıları ve farklı siyasal organizasyonları varlığını sürdürecektir. Çok merkezli yapı devam edecek, ihtilaflar ortadan kalkmayacaktır. Nitekim fiilî durum da bunu göstermektedir. Müslüman milletler ve onların devletleri, çeşitli siyasi ve stratejik meselelerde farklı pozisyonlar almakta ve zaman zaman karşı karşıya gelmektedir.
Devletler düzeyinde bakıldığında; mezhebi, ideolojik ve jeopolitik farklılıklar çerçevesinde şekillenen bu ayrışmalar uygulamada açıkça görülmektedir. Özellikle Suriye meselesinde İran ve Türkiye’nin farklı bloklarda yer aldığı ve sahada zıt pozisyonlar benimsediği bilinmektedir.
Bu tablo karşısında kaçınılmaz soru şudur: Ümmet birliği fiilen nerede gerçekleşmiştir ki, Kürtlerin hak talepleri ona zarar versin?

Açık konuşalım: Bu mesele dinî değil, siyasidir. “Ümmet” söylemini öne sürerek Kürtlerin hak ve statü taleplerine karşı çıkmak, gerçeği perdelemekten başka bir şey değildir. Mesele İslâm kardeşliği değil; siyasi menfaatlerin korunmasıdır.
Fiiliyatta ortaya konulan tavır şunu göstermektedir: Kürtlerin mevcut durumunun devamı tercih edilmekte, olası bir statü kazanımı ise “Türklük şanına nakise” olarak görülmektedir. Bu yaklaşım, ümmet iddiasıyla değil; milliyetçi ve ırkçı reflekslerle izah edilebilir.
Osmanlı’nın inkırazından sonra Araplar dâhil hâkimiyet altındaki milletler birer birer kaybedildi. Geriye Kürtler kaldı. Endişe şudur: “Kürtler de giderse Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kalırız.” Bu stratejik kaygı, dinî bir hassasiyet gibi sunulmakta; fakat hakikatte siyasi hesap belirleyici olmaktadır.
Madem ki saik siyasidir, o hâlde dürüstçe ifade edilmelidir. Ümmet kavramını bir kalkan gibi kullanarak Kürtlerin taleplerini bastırmak hem tutarsızdır hem de İslâmiyet’i araçsallaştırmaktır. Hiç değilse din, milliyetçi ırkçı hesaplara alet edilmemelidir.

Doç.DrAhmet ÖNEN
Öğretim Üyesi



Bu yazı 130 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI