Orta Doğu ve İslam âleminde yaşanan savaş, işgal ve soykırımı anlamak için olayların yalnızca günlük görünen yüzüne değil, tarihsel arka planına bakmak gerekir. Yani ormandaki ağaçlara tek tek bakmak yerine ormanın tümünü görmek gerekir.
Siyonizmin ne olduğunu ve tarihî sürecini büyük devlet adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız yıllarca bizlere anlattı durdu. Ancak Müslüman ülkelerin iş birlikçi liderleri bir türlü inanmadı ve gereğini yapmadı.
İsviçre’nin Basel kentinde 1897 yılında Theodor Herzl başkanlığında toplanan 1. Yahudi Kongresi’nde Filistin’de bir Yahudi devleti kurma kararı alındığında, “Arz-ı Mev’ud” inancı siyasi bir projeye dönüştü. Ardından Birinci Dünya Savaşı sürecinde başlayan Yahudi göçleri ve nihayet 1948’de ABD ile İngiltere’nin desteğiyle İsrail terör devleti kuruldu. Bugün yaşadığımız bütün savaş, katliam ve işgallerin temelinde bu tarihsel süreç yatıyor.
Müslümanlar olarak nerede duruyoruz?
Kur’an Kerim bize “Müminler ancak kardeştir” (Hucurât, 10) diye seslenirken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz” buyururken, bugün Suriye’den Yemen’e, Filistin’den Sudan’a, İran’dan Irak’a İslam coğrafyasının her yanı savaş, işgal ve sömürü meydanlarına dönüşmüş olduğunu ve herkesin yalnız kaldığını görüyoruz. Yani İslam dilde var amel ve icraatta yok.
İşin üzücü tarafı, ABD ve İsrail’in her yeni bir işgalinde ABD ve İsrail’den hesap sormak yerine, Müslümanlar arası bir ayrıştırıcı söylemle karşılaşıyoruz:
İsrail Gazze’ye saldırdığında “Arap-Osmanlı kavgası”, İsrail ve ABD İran’a saldırdığında “Şii-Sünni” tartışması, İran savunma amaçlı Körfez ülkelerindeki ABD üslerine misilleme yaptığında “Vahabi-Selefi-Şia-Ehl-i Sünnet” tartışması ve kavgası yapılmaktadır.
ABD ve İsrail’in sömürü ve yayılmacı politikalarından, en hafif tabiriyle, farkında olmayan bu kesimler, maalesef ABD ve İsrail’in ekmeğine yağ sürmekteler. İran’a Şia diye karşı duran veya ABD ile İsrail’le ittifak içinde olanlara soruyoruz? “ABD ve İsrail’le dininiz ve mezhebiniz bir mi?
Hamas’ın Siyasi Büro üyesi Dr. Mahmut El Zahar’ın Ehl-i Sünnet diye geçinen ülkelere hitaben dediği gibi: “Siz Sünni Müslüman değilsiniz; siz kâfirler, hainler, ajanlar ve Siyonistlerin müttefiklerisiniz.” Bugün ABD emperyalizmi ve Siyonist işgal politikasının bir parçası olarak, ABD ve İsrail’in İran saldırısına karşı “İran’ı Şia diye yalnız bırakan” iş birlikçi bu liderler ve yandaş hocalar, yazarlar ve gazetecilerin; peki İran’ı Şii’dir diye yalnız bıraktınız, ya “Gazze Sünni” idi, onu neden yalnız bıraktınız? sorusunun cevabını vermeleri lazımdır.
Görmek gerekir ki İran bugün sadece kendi toprakları için değil, İsrail ve ABD’nin başını çektiği Haçlı ittifakına karşı ezilen, sömürülen İslam ümmeti ve Filistin halkı için de savaşmaktadır. Bunu İran Ordu Sözcüsü, “Biz sadece ülkemiz için savaşmıyoruz, aynı zamanda ezilen İslam ümmeti ve Filistin halkı için de savaşıyoruz” diye açıklamada bulunmuştur.
İran’ın ABD, İsrail ve Haçlı ittifakına karşı yaptığı mücadeleyi mezhepsel bir çatışmaya indirgemek ve İran’ı yalnız bırakmak, yarınki savaş ve çatışma alanlarının kendi ülkelerinde olacağı gerçeğini görmemektir.
Mahmut Arıkan Bey’in deyimiyle, “İran taraftarı olmakla İran’la aynı tarafta olmak” arasındaki ayrımı iyi yapmak zorundayız. İran’ın tarafında olmak, ABD emperyalizmine ve İsrail’in yayılmacı politikalarına karşı olmaktır; yoksa İran’ın mezhebine, bölgeye veya Kürtlere karşı uyguladığı politikalarını kabul etmek değildir.
Dün Irak ve Suriye, bugün İran kaybettiğinde sıradaki hedefin Türkiye olduğunu artık herkes bilmelidir. Sarı öküz hikâyesini hatırlayalım.
Prof. Dr. Mehmet Görmez’in bu noktada yaptığı uyarı çok önemli: “Bu savaşın gölgesinde Müslümanların tekrar tarihe dönüp tarihte yaşanmış acıları tekrarlaması, bir Sünni-Şii ihtilafını körüklemesi anlaşılabilir bir şey değildir. Hepimiz işlenen hataları biliyoruz ama bir zulüm başka bir zulmü meşru kılmaz.”
Tekfir meselesi de Müslüman toplumun yaşadığı ayrışmanın en derin yaralarından biridir. Oysa hadis-i şerifler bu konuda çok net: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik edinceye, namaz kılıncaya ve zekât verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Şayet bunu yaparlarsa –İslâm’ın hakkı hariç– kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.” (Buhârî, Îmân, 17) Yani namaz kılan, kıblemize yönelen bir Müslümanı tekfir etmek, Allah’ın verdiği teminata ihanettir.
Peki ne yapmalı?
İslam kardeşliğini yeniden inşa etmek ve tam bağımsızlık için üç temel alanda adım atmalıyız:
Birincisi zihinsel birlik; mezhepçilik ve ayrımcılık yerine ortak değerlerimizi öne çıkarmalıyız.
İkincisi iş birliği; Müslüman ülkeler D-8 temelinde birlik olmalı, ortak krizlerde askerî, siyasi ve ekonomik alanlarda koordineli hareket etmelidir. Ülkelerindeki üsleri kapatarak ABD’yi topraklarından kovmalıdır.
Üçüncüsü toplumsal dayanışma; halklar arasında inanç, kültür ve insani bağlar güçlendirilmelidir.
Gün, Müslümanların ırk, meşrep ve mezhepsel ihtilaflarını konuşup birlik ve beraberliği dağıtarak ABD emperyalizmi ve İsrail’in yayılmacı politikalarının önünü açmak değil; her türlü iç ihtilafı bir kenara bırakarak bu ortak tehditlere karşı birlikte hareket edebilme günüdür.
Türk, Kürt, Arap ve Fars olarak, kendi aralarındaki sorunları hak, hukuk, adalet, insan hakları ve İslam’ın temel prensipleri zemininde diyalogla çözmelidir.
Unutmayalım ki İslam coğrafyasındaki adalet, dayanışma, birlik ve halkların karşılıklı birbirini tanıması gücün ve bağımsızlığın temel kaynağıdır. Her türlü kin, nefret, inkâr, ötekileştirme ve ayrışma ise iç çatışmayı derinleştirir, düşmana karşı zilleti getirir.
Allah (cc) emri açıktır: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)
Afganistan, Filistin, Irak, Libya, Lübnan, Yemen, Suriye ve bir bütün olarak Orta Doğu’daki savaş ve işgaller bize bir kez daha gösteriyor ki; İslam kardeşliği sadece bir iddia değil, bugün ve yarının en büyük ihtiyacıdır. Bu bilinçle hareket etmek, işgal ve sömürüye dur diyecek, yaşanabilir adil ve barış içinde bir Orta Doğu ve dünyayı sağlayacaktır.
Vesselam