diyarbakır escort
Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
Suriye, Kürtler, Türkiye ve Çifte Standartlar
Tarih: 12-01-2026 00:01:00 Güncelleme: 12-01-2026 00:01:00


 

 

BOP ve BİP’in bir parçası olarak, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş, yalnızca bir iktidar mücadelesi değil; aynı zamanda, Ortadoğu’nun etnik, mezhepsel ve siyasal fay hatlarını derinden sarsan tarihsel bir kırılma oldu. 

Gerçekler, Algılar ve Geleceğe Dair Bir Kardeşlik Çağrısı

Bu süreçte en ağır bedelleri ödeyen halklardan biri hiç kuşkusuz Kürt halkıdır. On yıllar boyunca inkâr, asimilasyon ve hatta vatandaşlıktan mahrum bırakılan Suriye Kürtleri, bugün Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde kimliklerinin tanınmasını ve yerel yönetimlerin güçlendirildiği adem-i merkeziyetçi bir statüyü talep etmektedir.

Bu talep ne bölücülük ne de gayrimeşrudur. Aksine, Kürt siyasi temsilcileri defalarca Suriye’den ayrılmak, bağımsız bir devlet istemediklerini; çözümün, anayasal güvenceye dayalı, yerinden yönetimi esas alan bir model olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla da uyumludur.

Algılar ve Gerçekler Arasındaki Uçurum

Buna rağmen kamuoyunda ısrarla tek taraflı ve çarpıtılmış bir anlatı dolaşıma sokulmaktadır. Şam yönetiminin ABD ve İsrail ile yürüttüğü açık ya da örtülü temaslar görmezden gelinirken, “ABD ile İsrail’le işbirliği” suçlamaları SDG ve Kürt siyasi yapıları üzerinden yürütülmektedir. Bu yaklaşım açık bir çifte standartır.

Dahası geçmişi teröris/terör örgütü, savaş suçları ve katliamlarla anılan bazı isimlerin “Cumhurbaşkanı” ve “Suriye ordusu” etiketiyle meşrulaştırılırken, (ki bazı suriyeli değil, demeki istenince oluyormuş) buna karşın, sivilleri korumaya çalışan, yerel asayişi sağlamaya yönelik yapılar ve demokratik hak talep eden Suriyeli Kürt yapılar “terör örgütü” olarak damgalanmaktadır. Bu tutum, adalet duygusunu zedelediği gibi Suriye’deki birliğe, ve kalıcı barışa da zarar vermektedir.

Halep, Şeyh Maksud ve Eşrefiye: Alarm Veren Gelişmeler

Son dönemde Halep’in Kürt nüfusun yoğun olduğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan çatışmalar, bu çarpık yaklaşımın sahadaki acı sonuçudur.

Sivillerin can kaybı, yeni göç dalgaları ve etnik gerilimin tırmanması; yalnızca Suriye’yi değil, bölgenin tamamını istikrarsızlığa sürüklemektedir. 

Bu çatışmalar derinleştikçe, Türkiye’nin güvenliği de doğrudan etkilenmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu tabloda Şam’dan taraf olmak yerine, ateşkesi ve diyaloğu zorlayan Kürt halkının da haklarını savunan bir arabulucu rolü üstlenmesi hayati önemdedir.

Türkiye’nin Sınavı: Taraf Olmak mı, Arabulucu Olmak mı?

Türkiye Cumhuriyetine yakışan; Suriye’deki Kürtleri ABD’nin, İsrail’in ya da başka küresel güçlerin insafına terk etmek ve kucağına itmek değildir. 

Türkiye’deki tüm Kürtleri veya Kürt halkının haklarından bahseden herkesi PKK ile özdeşleştirmek ne kadar yanlış ise Suriye’deki tüm Kürtleri de PKK/PYD ile aynı şekilde kriminalize etmek o derece yanlıştır.

Terörist’ten Suriye Cumhurbaşkanı’na terfi ettirilen Ahmet Şera’yı muhatap alıp, Kürtlerin ileri gelen isimleri terörist sayıp doğrudan diyalog kurmaktan kaçınıp, ABD aracılığıyla diyalog kurmak ne kadar doğrudur?”

Türkiye, Suriye’de Türkmenlerin haklarını savunduğu gibi, milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürlerin akrabası ve soydaşları olan Suriye Kürtlerinin de meşru güvenlik kaygılarını ve kimlik taleplerini dikkate alan ve kucaklayan kapsayıcı bir politika geliştirmelidir. 

Gazze’den Arakan’a, Myanmar’dan Somali’ye… özetle dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların derdi ile dertlenen, Gagauz Hristiyan Türklere bile “soydaş” diye kucak açan Türkiye Cumhuriyeti ve onun muhafazakâr hükümeti, on yıllarca Baas Rejimi altında inim inim inleyen, en temel insanî haklarından mahrum bırakılan Suriye Kürtlerini, PKK/PYD gerekçesiyle nasıl düşman ilan eder?

Suriye Kürtleri’ne yönelik bugünkü yaklaşım ve politikaların “Terörsüz Türkiye” sürecini tehlikeye koyacağı bilinmiyor mu?

İktidar, Suriyeli Kürtleri dışlayıcı ve tehditkâr bir dille ABD ve İsrail’in kucağına itmek yerine, Ankara ile güvene dayalı bir ilişki kurmaya teşvik etmek iç barış ve gelecekteki komşuluk ilişkileri için daha doğrudur.

Nitekim SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi başta olmak üzere, birçok Kürt siyasi aktör Türkiye için bir tehlike olmadıklarını, doğrudan diyaloğa açık ve sorunların masada çözülmesi gerektiğini defalarca dile getirmiştir. 

PYD’nin eski eş başkanı Salih Müslim ve SDG’nin diplomatik temsilcileri de benzer şekilde, “Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde Türkiye ile istikrarlı ve güvenli bir komşuluk ilişkisi kurulmasının önemini vurgulamıştır.”

Çifte Standartların İflası: İsrail Örneği

Kürtlere yöneltilen “ABD ve İsrail ile işbirliği” suçlamaları, daha geniş bir perspektiften bakıldığında son derece samimiyetsizdir. 

Elbette soykırımcı İsrail ve suç ortağı ABD/Trump ile ilişkiler ve dostluklar olmasın. Bu sadece Kürtler için değil Türk ve Araplar için de geçerlidir. 

Türkiye’nin ABD ile uzun yıllara dayanan stratejik ortaklığı, İsrailin bir numaralı destekçisi Trump’ın dostluğuyla öğünülmesi, geçmişte İsrail ile yürüttüğü askeri ve ticari ilişkiler ya da “iki millet tek devlet ve kardeş” dedikleri Azerbeycan’ın bugün İsrail’le devam eden çok güçlü askeri, ticari ve savunma işbirliği” örneği ortadayken, yeni Şam hükemetinin ABD ve İsrail’le anlaşma veya diyalogları ortada iken, bu suçlamanın yalnızca Kürtlere yöneltilmesi adil ve samimi değildir.

Mesele Suriyenin Toprak Bütünlüğü mü, Yoksa Kürtlerin Bir Statü Elde Etmemesi mi? 

Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu iddia eden çevrelerin, Golan Tepeleri’ni ilhak eden ve Süveyda bölgesinde fiilî faaliyetler yürüten, Şam’a dayanan İsrail’e karşı neredeyse hiç ses çıkarmaması ve tek kurşun atmazken bütün silahlı güçleri Kürt Bölgesine yönlendirmeleri ne kadar samimidir.

Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik asıl tehdit, demokratik ve insaninhaklarını talep eden Suriye’nin vatandaşları Kürtler değil; işgalci ve yayılmacı politikası olan soykırımcı terör örgütü İsrail’dir.

Yeni Sınırlar Değil, Adil Bir Birliktelik

Esas mesele yeni devletler kurmak değil; mevcut sınırlar içinde halkların adil, eşit, özgür ve güvende yaşayabileceği bir düzen inşa etmektir. 

İslam coğrafyasında gerçek birlik, huzur ve barış; inkâr ve zorla değil, hak, adalet ve eşitlik temelinde rızaya dayalı beraberlikle mümkündür. 

Türk, Arap ve Farslar “kendileri için istediğini Kürtler için istemek ve kendilerine yapılmasını istemediğini Kürtlere yapmamakla “Ümmet ve kardeşlik” şuuru ancak o zaman bir anlam kazanır; birlik, beraberlik ve iç cephenin güçlendirilmesi o zaman kalıcı olarak sağlanır.

Diyalog, Hukuk ve Vicdan

Suriye’de kalıcı barış; tüm halkların, tüm inanç ve kimliklerin masada temsil edildiği kapsayıcı bir mutabakat ve hak, adalet, eşitlik ve insan merkezli yeni bir anayasa ile mümkündür. 

Türkiye bu süreçte taraf olmak yerine, hakkaniyetli bir komşu, dost ve arabulucu rolü üstlenmelidir. Başka coğrafyalarda “milletin iradesi” vurgusu yapanların, Kürt halkının iradesine de aynı saygıyı göstermesi ahlaki bir zorunluluktur.

Bölgenin huzur ve barışı, ABD ve İsrail’le dostluk ve ittifaklarda değil; Türk, Kürt, Arap ve Farsların eşitlik, hak ve adalet temelinde yapacakları ittifak ve işbirliğindedir. Yumurta içerden kırılırsa hayat bulur, dışardan kırılırsa hayat son bulur.

Bölgemizin daha fazla acı yaşamaması için silahların değil; diyalogun, hukukun ve vicdanın hâkim olması, silahın gücü değil, hak ve hukukun gücünün hakim olması en büyük temennimizdir.

Vesselam.



Bu yazı 199 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI